Spoiler içeriyor
filme dört yıl önce başlamışım bugün bitirdim iyi ki de şimdi izlemişim diyorum çünkü o zamanlarki ben bu filmden pek hoşlanmazdı ki belli ki hoşlanmamış da bırakmış. zamanında oslo 31 ağustos'u tam gününde izleyip bunu her sene tekrarlıcam demiştim dört…devamıfilme dört yıl önce başlamışım bugün bitirdim iyi ki de şimdi izlemişim diyorum çünkü o zamanlarki ben bu filmden pek hoşlanmazdı ki belli ki hoşlanmamış da bırakmış.
zamanında oslo 31 ağustos'u tam gününde izleyip bunu her sene tekrarlıcam demiştim dört sene olmuş böyle de kararlıyım geç oldu güç de oldu ama olsun. onu izlemeden bunu bitirmek istedim.
konusundan kısaca bahsedecek olursam iki yakın arkadaş olan phillip ve erik'in yazdıkları roman taslaklarını yayınevine göndermeleriyle başlayan, hayatlarındaki değişimi, bu değişimle birlikte birbirleriyle ve çevrelerindeki insanlarla olan ilişkilerinin gidişatını izlediğimiz bi film.
dümdüz spoiler✍🏻
filmde kendimi bulduğum çok yer olduğu için fazlaca etkilendim her sahneyi buraya taşımak isterdim ama bazılarını taşıyorum.
ilk sahnede phillip ve erik yazdıkları romanları postalarken erik "dünyayı buna maruz bırakmak istiyor muyum" der önemli herhangi bi şey yaparken klasik ben...
phillip'in romanı yayınlanır, erik'inki yayınlanmaz. phillip için işler yolunda gibi gözükürken aslında değildir, istediği bu mudur bilemeyiz, istediğini bildiğimiz şeyi başarmıştır ama tatmin olmaz, psikolojik sorunlar yaşamaya başlar, sevgilisi kari dahi psikozunu tetikler ve sonunda hastaneye yatırılır.
o sahnede daha çok erik'in gözünden görüp onun için ne kadar zor olduğunu düşündüm. o en yakın dostunun gözünün önünde hisleriyle nasıl boğuştuğunu görüp hiçbir şey yapamamanın verdiği hissi çok iyi bilirim.
7 ay sonra phillip hastaneden çıkar ve tabii ki de hiçbir şey aynı değildir. eskiden güle oynaya yürüdükleri kaldırımda yürüyüşleri bile farklıdır, eskiden girdikleri denize girişleri de başkadır. yazmak onun için bir tutkuyken artık yazmak istemez. o sahnelerin birbirleriyle paralel gösterilmesini çok beğendim.
phillip'in kari'yle olan ilişkisi de artık aynı değildir. kari hem onu kötü etkiler hem ona iyi gelir. phillip "hiçbir şey aynı değil" der ama bunu bilmesine rağmen yine eskisi gibi hissetmek için kari'yle önceki seneki gibi paris'e gitmek ister. önceden bunu yapmıştık, bu kafede oturmuştuk, sen böyle durmuştun, fotoğrafını böyle çekmiştim... ne kadar çabalasak da ne kadar her şeyi aynı şekle soksak da biz artık o anki insan olamayız ve olamadığımız sürece hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
erik... bu kadar dramatikliğin içinde sürekli ne kadar yakışıklı olduğunu düşündüm. gerçekten hani bir anlığına değil her an gözlerimi alamadım ki derdine tasasına odaklanayım... neyse en empati kurduğum karakter kesinlikle erik'ti. önce başarısız oldu, sonra kitabı yayınlandı ama işler istediği gibi gitmedi, phillip'in durumu üstüne eklendi, hem yazmayı bırakmayıp daha iyisi olmak için uğraştı hem en yakın dostuna destek olmaya çalıştı. o son kaçıp gitme isteğini çok iyi anladım.
kari karakterini biraz daha görmek isterdim. biraz da lilian'a takıldım. erik'in ayrılmak isteyip sırf üzülecek diye bir türlü ayrılamaması kırıcıydı. birçok insan böyle düşünüp ayrılmak yerine git gide uzaklaşıp ayrılık zemini oluşturup karşı tarafın bitirmesini bekliyo. hoş değildi erik hayal kırıklığı yaşadım bunu bil.
son sahne... böyle bitmesini sevdim. phillip'le erik'in diyalogları, ardından erik'in kalkıp uzaktan kari'yle phillip'i izlemesi. belki yine birbirlerinden uzak kalacaklar ama belki 1 belki 3 yıl sonra hayat onları yine oslo'da buluşturacak.
on, dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç, iki, bir-SON
(not1: filmi düşündüğümde aklıma gelecek ilk şey erik'in phillip ve adını unuttuğum yaşlı rol modellerinin fotoğrafını çekerken lens kapağını çıkarmadığı için karanlık kalan o fotoğraf olacak.
not2: kari'nin psikoloji okumaya başlaması... sanırım cidden she can fix him.
not3: izledikten sonra uyumuşum rüyamda üniversite malzemelerimden kalma kenarda köşede duran 1 litre ispirtoyu kafaya dikip içiyodum lıkır lıkır. bu filmle ispirto arasındaki bağlantıyı gelecek nesiller anlamayacak)