Spoiler içeriyor
📚 Yanan Tanrı – R.F. Kuang Serinin başından beri aslında mutlu bir son olmayacağını biliyordum. Yine de Rin’in pes etmeyişi, sonunda savaşı kazanıyor gibi görünmesi insana bir acaba dedirtiyordu. Ama o umutların yavaş yavaş çöküşünü gördük. Savaş sonrası yaşanılan durumlar…devamı📚 Yanan Tanrı – R.F. Kuang
Serinin başından beri aslında mutlu bir son olmayacağını biliyordum. Yine de Rin’in pes etmeyişi, sonunda savaşı kazanıyor gibi görünmesi insana bir acaba dedirtiyordu. Ama o umutların yavaş yavaş çöküşünü gördük. Savaş sonrası yaşanılan durumlar savaşın arka kısmıydı. Açlıkla, susuzlukla, hayatta kalma mücadelesiyle de devam etti. En sonunda buldukları tarlanın bile yanması, Rin için adeta son nokta oldu. Onu delirmekten, ankadan kurtarmanın artık bir yolu kalmadı.
Rin için diyebileceğim benim için en çelişkili karakterlerden biriydi. Okurken çoğu zaman beni delirten bir tarafı vardı; düşünmeden hareket ediyor, hatalarından ders çıkarmıyordu. Sürekli Altan’ı anıp durması da beni yordu. Altan’ın da onu sadece bir silah olarak gördüğü çok açıktı. Kitapta geçen “silah olarak gördüğün kişiyi yine de seversin” sözü çok çarpıcıydı ama Altan’a hiçbir zaman ısınamadım. Belki de erken öldüğü ve tam tanıyamadığımız için.
Rin’in pes etmeyişi en sevdiğim özelliği oldu. Ne kadar yıkılsa da, yere düşse de tekrar ayağa kalkmayı bildi. Bence onu en güçlü ve en istikrarlı karakterlerden biri yapan da buydu. Tek hatası hep bi dayanak, yol gösteren birini araması oldu. Hatalarının çoğu bundan oldu. Kime güvense sonu iyi bitmedi. En yakınlarından aldığı darbeler, güven duygusunu tamamen yok etti. Tüm bunları biraz yaşının küçüklüğüne ve deneyimsizliğine yordum haklı olarak. Kimse o yaşta savaşı kazanmayı geçtim tüm ülkenin sorumluluğunu alamazdı bence.
Gel gelelim en sevdiğim karaktere.
Kitay...
Seride en mantıklı, merhametli, zeki ve en güvenilir kişiydi. Rin’e destek oldu, onu sakinleştirdi, gerektiğinde durdurdu. Kısacası, Rin’in ayakta kalabilmesi büyük ölçüde Kitay sayesinde oldu. Bu yüzden onların birlikte verdikleri mücadelenin, emeklerin ve çabaların böyle bir sonla bitmesi çok üzücüydü.
Trajedilerin yalnızca Rin ve Kitay ile sınırlı kalsa neyse. Herkes payını aldı. Nezha'ya da üzüldüm. Ona yüklenen sorumluluk ve görevlerin altında kaldı. Kendi kaderinin kurbanı oldu. Babasının ve Hespenya’nın baskısıyla hiç istemediği bir savaşın içine sürüklendi. Arkadaşlarının yanında olmak, onlarla aynı safta savaşmak isterdi; fakat tarihi tekerrür ettiren zincirlerden kurtulamadı.
Yan karakterler de en az ana karakterler kadar merak uyandırıcıydı. Özellikle Usta Jiang ve Rin arasındaki bağ çok özeldi. Onların arasındaki iletişimi baba ve kızı ilişkisine benzettim. Ölümü, hem Rin için hem de benim için en sarsıcı kayıplardan biri oldu.
Riga konusunda ise bir eksiklik hissettim. Kitap boyunca onun ne kadar güçlü olduğundan, hatta tek umut olduklarından bahsedildi ama sonra çok basit bir şekilde öldüğünü görmek beni şaşırttı. Bu kadar büyük bir hazırlıktan sonra sahnesi çok daha etkili olabilirdi.
Üçlülerin hikâyesi yarım kalmış gibi geldi. Çok anlatılmayan şeyler kaldı. Ülkenin başına geçerken yaşadıklarını okumak isterdim. Çok üstün körü anlatılmış gibiydi.
Her şeye rağmen, bu kitap serinin en vurucu ve en iyi kitabıydı. Sonu kolay hazmedilecek bir son değildi ama kesinlikle akılda kalıcıydı. Rin, Kitay, Nezha, Jiang… Hepsi bende iz bıraktı. Okurken savaşın gerçek yüzünü, umutların bir bir tükenişini, güvenin nasıl paramparça olduğunu çok çarpıcı bir şekilde gördük. Rin ise beni hem en çok sinirlendiren hem de en çok hayran bırakan karakter oldu.