Leyla ile Mecnun, şimdiye kadar izlediğim en özel ve en derin yerli dizi. TRT’de yayınlanan o ilk 104 bölümlük efsane, benim için sadece bir dizi değil; aynı zamanda bir dönem, bir ruh hali, bir dostluk hikâyesi, hatta yer yer bir…devamıLeyla ile Mecnun, şimdiye kadar izlediğim en özel ve en derin yerli dizi. TRT’de yayınlanan o ilk 104 bölümlük efsane, benim için sadece bir dizi değil; aynı zamanda bir dönem, bir ruh hali, bir dostluk hikâyesi, hatta yer yer bir felsefe kitabı gibi.
Bu diziyi birkaç kez baştan sona izledim. Her seferinde yeni bir ayrıntı, gözden kaçırdığım bir replik, yeniden güldüren ya da boğazımı düğümleyen bir sahneyle karşılaşıyorum. Zaman geçse de, değişmeyen bir şey var: O sıcaklık, samimiyet ve absürt mizahın içinde gizlenmiş o saf duygular.
Leyla ile Mecnun muhtemelen hep en sevdiğim yerli dizi olarak kalacak. Çünkü bu dizi sadece anlatılan hikâyeyle değil, karakterleriyle, müzikleriyle, ince göndermeleriyle ve insana kendini iyi hissettiren o “absürt gerçeklik” tadıyla bambaşka bir yerde duruyor.
İsmail Abi’nin bir cümlesi, Mecnun’un iç sesi, Erdal Bakkal’ın hayata küsmüş halleri ya da Yavuz’un “bir planım var” deyişi… Hepsi bir şekilde hayatımın içinde yaşıyor sanki.
İyi ki izlemişim, iyi ki defalarca izlemişim. Bazı diziler biter, ama etkisi hiç geçmez.