Spoiler içeriyor
“Hayalini kurduğun hayata kavuşursan,beni de cennetine davet eder misin?” Shu He,Nan Hui Krallığının Altıncı Prensi’dir. Basit ve kaygısız bir hayat isteyen prens, saray işlerine hiç karışmaz. Bir gece Shu He’nın abisi Veliaht Prens’in sarayına bir suikastçı girer. Suikastçı başarısız olup…devamı“Hayalini kurduğun hayata kavuşursan,beni de cennetine davet eder misin?”
Shu He,Nan Hui Krallığının Altıncı Prensi’dir.
Basit ve kaygısız bir hayat isteyen prens,
saray işlerine hiç karışmaz.
Bir gece Shu He’nın abisi Veliaht Prens’in sarayına bir suikastçı girer. Suikastçı başarısız olup kaçarken Altıncı Prensi görür ve onun her yere geçiş izni veren yeşim mührünü alabileceğini fark eder. Fakat mührü alırken prensin boynunda bir doğum lekesi görür ve onun çok sevdiği çocukluk arkadaşı olduğunu fark eder. Shu He’nın karanlıkta yüzünü tam göremediği bu suikastçı ise Duan Zi Ang’tır.
Zi Ang çok güçlü bir generalin oğludur.
Küçükken Shu He’nın hayatını kurtarmıştır.
Fakat sonrasında babası vatan haini olarak suçlanmıştır. Bir gecede bütün ailesi öldürülmüş,erkek kardeşi de kayıplara karışmıştır. Kendisi ise aynı gece düşman krallık olan Ji Bei Krallığı’nın bir muhafızı
tarafından kurtarılmıştır. Sonrasında da Ji Bei Krallığı tarafından evlat edinilip krallığın gizemli Kızıl Gölge Muhafızlarıyla birlikte büyümüştür.
Bu karşılaşmadan hemen sonra Zi Ang,eski çocukluk arkadaşı olarak Shu He’ya tekrar yaklaşır. Shu He’nın hanesinde kalmaya başladığında hem Ji Bei Krallığı için casusluk yapar hem de erkek kardeşini arar. Ama asıl planı babasının haksız ölümü için intikam almaktır. Shu He,Zi Ang’a belli etmese de aslında onun o gece karşılaştığı suikastçı olduğunu fark eder. Onu sesinden tanır.
Zi Ang’ın kendisine neden yaklaştığını da
tahmin edebiliyordur. Fakat tahmin edemediği bir şey olur. Zi Ang’a aşık olur. Zi Ang da ona. Ama birgün Zi Ang ile ilgili bir sır ortaya çıkar ve Shu He şarap ve şiir dolu dünyasını terk edip saray işlerine karışmak zorunda kalır. İkili yıkıma sürüklenir. “Aşk uğruna öldürürler”.
Sansürsüz bir Çin BL’i daha aldık. Diziyi Singapurlular yapmış anladığım kadarıyla. Ama oyuncular Çinli. Çekimleri beğendim. Özellikle karlı hava çekimleri muhteşemdi. Etkileyici sahneler ve replikler vardı.
Shu He’nin abisini oynayan oyuncu hariç -o iyiydi bayağı- yardımcı oyuncuların performansını çok beğenmedim ama başroller genel anlamda iyiydi. En iyi oldukları konu aralarındaki “tansiyonu” yansıtmaktı. Fena bir tansiyon vardı. Bu arada orjinal hikayede Doktor ve Huo Ying karakterleri çift miydi acaba?
Hikaye de aslında -sonu hariç- güzel ama sorun şu ki muhtemelen 30 hatta 40 bölümlük olabilecek bir hikaye 12 bölüme sığdırılmaya çalışılmış. Muhtemelen kurgunun alındığı novel bu kadar kısa değildir. Haliyle dizide bazı şeyler bence çok hızlı geçti.
Fakat şimdi yukarıda da dediğim gibi en önemli şeye geliyorum; SONU! Sonu beni memnun etmedi. Bir özel bölüm falan mı alacağız? Böyle bitmesini kabullenemiyorum.
Diziyi bir diğer (sansürsüz) Çin BL’i ile karşılaştırmadan edemiyorum. Bence Meet You At The Blossom hikayeyi işleme konusunda daha iyiydi. Sonu da memnun ediciydi. Ama Kill To Love başrolleri de tutkuyu ve “o” tansiyonu çok iyi yansıtmış.
Bazı sahnelerde sıkılsam da ve sonu böyle de olsa ben bu diziyi başrollerimizin tansiyonu için “İzlemeye Değer BL Diziler” rafıma gönderiyorum sanırım. En azından BL izleyicileri için izlemeye değer bir proje gibi.
Yazıya en beğendiğim replikle başlamıştım.
İçime oturmuşluk hissinden nasıl kurtulacağımı bilmiyorum ama bari beğendiğim diğer repliklerle bitireyim.
“Bu uçsuz bucaksız topraklarda arzuladığım tek özgürlük sensin.”
“Sahip olmaya karar verdiğim kişi,bir avuç küle dönüşse bile onu öbür dünyaya giden yoldan geri döndürürüm.”
şimdi spoya gireyim***
Ben bunu aslında azıcık tahmin ediyordum ama Zi Ang düşman krallığın gayrimeşru prensi çıktı. İkili bir sürü olaydan sonra-Zi Ang,Shu He’nın abisini öldürdü- kanlı bıçaklı oldu. 5 yıl ayrı kaldılar. Birbirlerine savaş açtılar. Bu arada da Zi Ang kendi öz babasını öldürüp tahta geçti vs vs En son da “Dünyayı fethedersem onu da elde ederim” düşüncesiyle Shu He’nın krallığını fethetti. Çocuğu esir etti. Yukarıda da demiştim, buralar çok hızlı geçti. Kimbilir orjinal novelı ne kadar güzeldir.
Bunca şeyden sonra tabiki ikilinin arası eskisi gibi olamazdı bence. Üstelik Zi Ang hastaydı da. Ama ikisi de sonunda öldü desem…hem “aşk uğruna öldürdüler”, hem de kendileri öldüler. Öbür dünyada buluştular ama benim içim çok buruk…madem dolu dolu bir dizi yapamıyorsunuz. Sonunu böyle yapmayın yahu! Novelı da kötü sonla bitiyormuş ama içimize oturdu işte.