Spoiler içeriyor
“… Ben hâlâ, ölmeyi bile becerememiş utanmaz, aptal bir hayaletten, ‘yaşayan bir cesetten’ başka bir şey değildim.” Osamu Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken (özgün adıyla Ningen Shikkaku) adlı eseri okudum ve kitap hakkında bir kaç yere değinmek istiyorum. Osamu Dazai'nin İnsanlığımı Yitirirken…devamı“… Ben hâlâ, ölmeyi bile becerememiş utanmaz, aptal bir hayaletten, ‘yaşayan bir cesetten’ başka bir şey değildim.”
Osamu Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken (özgün adıyla Ningen Shikkaku) adlı eseri okudum ve kitap hakkında bir kaç yere değinmek istiyorum.
Osamu Dazai'nin İnsanlığımı Yitirirken adlı romanı, yalnızca bir karakterin değil, insan ruhunun en kırılgan hâllerinin gün yüzüne çıktığı bir iç monolog olarak okunabilir. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim ilk şey bir boğulma hissi oldu; ama bu, karanlıkta sıkışmış bir zihnin derinliğine yapılan bir yolculuktan dürüstçe bir boğulma yaşattı bana.
Ana karakter Yozo’nun hayatını, toplumla kuramadığı ilişkileri, yüzleşmekten kaçtığı içsel yaraları ve nihayetinde insanlıktan soyutlanma sürecini izlemek, bir noktadan sonra onunla özdeşleşmeyi tehlikeli bir şekilde mümkün kılıyor. Çünkü Yozo’nun en büyük trajedisi yalnızlığı değil, yalnızlığı bile sahte maskelerle geçiştirmeye çalışması.
Bu maskeleri toplum içinde her birey , yaşadığı çevre de yaşadığı olayları maskelemek adına takıyor. Bunun sebebi dışlanma ve yalnızlığı o maskeleme olarak kendilerine güvenli alan sağladıklarını hissettikleri ve güvende oldukları için. Toplum içinse hangi birey güvende hissediyor ki kendini? Her bireyin kendi iç çekişmeleri ve kendi soytarılarını oynadıkları sahneleri kurmak zorunda olduğu yerler var. Toplumun dayattığı ve ailenin bireye dayattığı kurallar çerçevesinde maskelerimizi takıyoruz bizde.
kitapta beğendiğim ve gözüme çarpan tarafları;
Karakterin “maskelerle yaşamak zorundayım çünkü asıl benliğim yaşanabilir değil” düşüncesi, okuyucunun kendi benliğiyle yüzleşmesini tetikliyor. Bu yönüyle roman, psikolojik derinliğile bireyin kendini bulmasına yol gösteriyor. Modern insanın yabancılaşma sorununa da burada değiniyor.
Japon toplumunun ve bu toplumdaki toplum kavramına getirdiği eleştirel bakış oldukça cesur bir şekilde yansıtılmıştır.
Toplumun dayattığı rollerin, bireyin ruhunu nasıl parçalandığını ve toplumun içinde yaşayamaz hale gelen bireyin varoluşsal olarak bireyin toplumla savaşını göze seriyor. aslında toplumun bireye dayattığı şeylerin bireyin üzerinde oluşturduğu pskolojik yanlarına da vurguluyor.
Romanın dili yalın ve etkileyiciydi, yazarının yaşamından izler taşıdığı bir gerçek bu yüzden edebi anlamda özgün bir eser olarak önümüze çıkartıyor kendini eser. Kitap sonuna kadar duygusal yoğunluğu fazla ve bunaltıcı bir hava içinde karamsarlığa ve umutsuzluğa sokuyor. kitapta kadın karakterlerin kurtarıcı roller veya bas karakterin yıkımına zemin hazırlayan kara gölgeler olarak sunuyor.
"Ben de insanlıktan çıkıyor muyum?" sorusu hiç sorduk mu kendimize, hâlâ insanlığımızı koruyor muyuz yoksa insanlığımızı bizde mi yitirdik?
" Ben de insanlıktan çıkıyor muyum?"