Spoiler içeriyor
Ayın karanlık yüzüne hoşgeldiniz. Shine bizi 1969 yılının Tayland’ına götürüyor. Güç sahibi bir albayın yeğeni olan Trin,Fransa’dan yeni dönmüştür. Trin’in yokluğunda Tayland çok değişmiştir. Tıpkı Fransa’nın gençleri gibi Tayland gençliği de hak ve adalet için ayaklanmıştır. Sebebi ise ordunun halka…devamıAyın karanlık yüzüne hoşgeldiniz. Shine bizi 1969 yılının Tayland’ına götürüyor.
Güç sahibi bir albayın yeğeni olan Trin,Fransa’dan yeni dönmüştür. Trin’in yokluğunda Tayland çok değişmiştir. Tıpkı Fransa’nın gençleri gibi Tayland gençliği de hak ve adalet için ayaklanmıştır. Sebebi ise ordunun halka ait bir bölgeye el koyması ve bir enerji santrali yapmaya çalışmasıdır.
İdealist bir ekonomist olan Trin,
hem Ulusal Ekonomi ve Sosyal Kalkınma Konseyi’ne girer hem de bir üniversitede misafir profesör olarak çalışmaya başlar.
Birgün bir partide Tanwa ile tanışır.
Tanwa Moonshine isimli bir grubun yakışıklı ve çapkın solistidir. Aynı zamanda enerji santralinin yapımını üstlenen şirketin sahibinin oğludur. Tanwa’nın kendi aile hayatıyla bağı yoktur. O yarınları düşünmez. Neredeyse 30 yaşına gelmiş,okulu bırakmış,zevk için yaşayan bir hippidir. Trin ile tanıştığı gece ona unutamayacağı bir öpücük verir.
Trin’in amcası (ya da dayısı),Ordu Sözcüsü Krailert 6 yıl önce bir generalin kızıyla evlenmiştir. Krailert’ın evliliğinde aşk yoktur. Krailert eşcinseldir. Uzun süren ama kederli biten bir ilişkiden sonra kimliğini saklayarak patronunun kızıyla evlenmek zorunda kalmış ama güç elde etmiştir.
Enerji santralinin ihalesine yolsuzlukların karıştığı söylentisi dolaşmaya başladığında Siam Gazetesi’nde Krailert ile ilgili bazı yazılar çıkmaya başlar. Sarasawadee ismini kullanan bir yazar Krailert’e öfkesini kusar.
Krailert da takma bir isim kullanarak bir süre bu gizemli yazarla gazete yazıları üzerinden “tutkulu” bir şekilde didişir. İkilinin yazışmaları ülke gündemini epey meşgul eder. Ve birgün Lert’ın şifreli mesajı sonucu ikili karşı karşıya gelip yüzleşir. Sarasawadee,Siam Gazatesi’nde çalışan muhabir Naran’dır. Naran,patronunun baskıları yüzünden gazetede istediklerini yazamıyor ve halkın yaşadıklarını anlatamıyordur. Lert ve Naran aşık olurlar.
Apollo 11’in Ay’a indiği bu tarihlerde
çoğu insan Ay’ın sadece parlayan tarafına bakıyordur. Bu dört adam da dahil olmak üzere küçük bir topluluk ise parlayan tarafın ışıltısına kanmaz. Onlar Ay’ın karanlık yüzüne bakarlar. Gerçekleri görürler. Fikir ayrılıkları ve farklı hayat görüşlerine rağmen aşka düşerler.
Sevişirler
Savaşırlar.
Ama parlarlar.
BAYILDIM!!!
Nereden başlasam ki? Çok uzun bir yazı olacak.
Be On Cloud yine yapacağını yapmış. Shine -şuan için- türünün tek örneği! Size birbirinin aynısı bir sürü Tay BL’i sıralayabilirim. Ama Shine başka işte. Sadece Tayland için değil,genele baktığımızda da benzersiz bir iş.
Shine birçok konuda ilk olma özelliğine de sahip. Dizi Tayland’ın “ilk orjinal gay serisi” olarak sunuldu. Uzun süreden sonra novellardan kurgulanmamış bir iş izlemiş olduk. Yazarları -ve yönetmenleri- tamamen BOC işleri için çalışmış kişiler.
BL değil de “gay series” olarak sunulma olayı da karakterlerin “boy” değil,koca yetişkin adamlar olmalarından geliyormuş. Dizi aynı zamanda yayınlandığı kanal, Channel 7’ın ilk da LGBT dizisi. Dizi Acoustic ve Orchestric versiyon olarak iki versiyonla çıktı. Acoustic,tvde yayınlanan sansürlü versiyonu. Bu cümlemden anlayabileceğiniz gibi dizi +18. Çıplaklık ve cinsellik barındırıyor.
Şimdi kendi fikirlerime geçeyim;
Kostümler,mekanlar,dekorlar müthişti. Alt metinlere bayıldım. Bazı sahnelere geri dönüp durdum.
Apo ve Mile yine müthişti. (Tabi ben kişisel olarak Apo’yu daha çok beğeniyorum.) KinnPorsche’ye gönderme sahnelerini de kaçırmadım 😏 Duyduğuma göre ikili dizi için ödeme almak istememiş. Ödemelerini çekim ekibiyle paylaştılar gibi yazılar okudum.
Yan çifte de değinelim. Bu dizi sayesinde Son Yuke (Krailert) ve Euro’yu (Naran) da tanımış olduk. BOC’nin bünyesine yetişkin oyuncuları katmasına bayılıyorum. Evet,diğer şirketler de genç oyunculara şans veriyor. Ama ben “boy” hikayesi değil de yetişkinlerin hikayelerini izlemekten çok keyif alıyorum. 4minutes ile Jes’i bünyelerine katmaları da müthiş bir karardı. Ama ben Son Yuke ile Euro’ya daha bir aşık oldum sanırım. Bu ikili diziyi ele geçirir gibi oldu resmen! Üstelik dediğim gibi,yan karakterleri oynuyorlardı. Tutkularıyla her yer alev aldı resmen.
Moira’ya ve Sucha’ya bayıldım. Victor’a daha da bayıldım! Spoda Victor’a daha çok değinmek istiyorum zaten. Ama şunu söyleyeyim ki ben belli bir yere kadar Trin x Tanwa dinamiğinden çok Trin x Victor dinamiğinden etkilendim…Victor’ı oynayan genç aktör,oynadığı role benzer olarak Ukraynalı-Tay’mış.
Müziklere de değinmek zorundayım. Bütün şarkılar güzeldi ama ben en çok Slot Machine’in şarkılarını beğendim. Dizi çıktığından beri hergün Am I In Love ve Far Side Of The Moon dinliyorum. İki şarkının da sözleri hikayeyle çok paralel gidiyor. BOC Slot Machine’i hiç bırakmasın bence. Jenerik şarkısı Shine da çok iyiydi. İlk duyduğumda Yeşilçam’a gitti aklım.
Her bölüm dolu doluydu. Öğrencilerin düşünce ve ifade özgürlüğü için savaşması ve hak arayışı sadece bana çok tanıdık gelmemiştir…
Shine kalitesinde başka bir iş ancak BOC’dan gelir. BOC fanlarına Buppha filmini ve 4minutes’in ikinci sezonunu beklemek düşüyor.
Şimdi yazı yeterince uzun değilmiş gibi spoya da girelim***
İzlerken bazen Yeşilçam hissiyatı aldım. Köyde büyüyen bir adam zengin bir kadınla evleniyor ve güç sahibi oluyor. Sonra yeğenini Fransa’ya gönderiyor. Memlekete geri dönen çocuk da amca evinde kalmaya başlıyor. Tayland’ın elitlerinin arasına giriyor. Tanwa’nın babasıyla dinamiği de o hissiyatı verdi bana. Dekorlar ve kostümler de zaten o hissi daha da güçlendiriyor.
Şimdi gelelim iç burukluklarıma…
Victor….ah Victor…Beni çok etkiledi. Aşkı hem saftı hem de tutkuluydu. Son ana kadar hem ifade özgürlüğü için hem de “aşkını” korumak için mücadele etti. Aşkını itiraf ettiği yerde ve protestoda kaçarlarken Trin’in onu sakladığı yerlerde çok etkilendim. Bu sahneler aşırı yoğundu. Trin için Victor,Claire gibiydi belki de. Claire’i koruyamadı diye onu korumadı çalıştı. Ama olmadı…
Dhevi çok yalnız bir kadındı ve hep sofrada bir başına,birilerini bekliyor diye üzülüyordum.
Sonra Veera da gidiyor zaten. Ama sonra onun da gerçek yüzünü görüyoruz. Yeşilçam’ın “fakir ama gururlu bir adamını satın alıp yönetmeye çalışan zengin aile kızı” çıkıyor.
Krailert ve Naran mutlu sona ulaşamıyor…Birbirlerinden ayrı ama birbirlerini çok sevdiklerini bilerek hayatlarına devam ediyorlar. Bu da içime ayrı oturdu…
Umut veren şey ise Trin ve Tanwa’nın 2025’te dahi hala birlikte olduklarının gösterilmesi. Finalde iki yaşlı adamdan birinin elinde kitap,birinin kucağında gitar. İkili hala el ele. Birlikteler ve parlıyorlar.