Bedelini ödedikten sonra hayatıma giren 'keşke daha önce okusaydım kitaplarından biri daha...' Bu kitabı tavsiye etme sebeplerimden birisi kadın ruhunun dehlizlerinde dolaşmasıdır. Erkekler siz okuyun tamam da asıl kadınların okuması gerekiyor. Bizim döngülerimiz var bacılar belli yaş aralıklarında belli evrelerden…devamıBedelini ödedikten sonra hayatıma giren 'keşke daha önce okusaydım kitaplarından biri daha...'
Bu kitabı tavsiye etme sebeplerimden birisi kadın ruhunun dehlizlerinde dolaşmasıdır. Erkekler siz okuyun tamam da asıl kadınların okuması gerekiyor. Bizim döngülerimiz var bacılar belli yaş aralıklarında belli evrelerden geçiyoruz.(Ruhunuzun erken bir uyanişa geçmesini istiyorsaniz mutlaka göz atın. İddia da ediyorum ki hiçbir kişisel gelişim kitabı klasiklerin verdiği bilgiyi hissi veremez.)
Ben bunları istemsizce erkenden geçmişim hatta kitaptaki kadınla o kadar benzer bi durumdaydim ki. Ben mantığımı kullanarak kestirip attım ama her kadın için bu kadar kolay değil bu. Bazı ruhlar değişimi kolay karşılar bazıları ise içindeki susturur ve ayak uydurur şartlarina etrafındakilere siz lütfen onlardan olmayın. Korkular tarafından yönetilen bir hayat sadece esarettir ve kadın ruhu esaret altında sönecek bir ışık ...
Otuzunda bir kadında genç bir erkek için dayanılmaz çekicilikler vardır. Gerçekten, bir genç kız öylesine düşlerle doludur, görmüş geçirmişlikten öylesine uzaktır, cinsel aşkı, sevgisinin öylesine bir suç ortağıdır ki, genç bir adam onun sevgisini kazanmış olmakla övünemez. Bir kadın ise, kendinden verebileceklerini bütün ayrıntılarıyla bilir.
Birinin merakla, aşkın baştan çıkarmalarından daha başka kanmalarla sürüklediği yere, ötekisi bilinçli bir duyguya uyarak gider. Biri boyun eğer, ötekisi kendi seçer. Bu seçilmiş olsa bile tek başına geniş bir böbürlenme kaynağı değil midir? Görmüş geçirmiş kadın, hemen hemen her seferinde büyük acılar karşılığında edindiği bilgilerle donanmış olduğu için, kendinden verirken kendinden daha başka bir şeyler verir gibidir. Genç kız ise bilgisiz, inangan, olduğu için hiçbir şeyi kıyaslayamaz hiçbir şeye değer veremez; aşkı olduğu gibi alır, inceler. Bize kılavuzluk edilmesinden hoşlandığımız, boyun eğmesi zevk olarak gördüğümüz bir çağda, biri bize bir şeyler öğretir, öğütler verir; ötekisi de kendi her şeyi öğrenmek ister, öbürünün tatlı olduğu yerde o bütün bönlüyle ortaya çıkar.
Biri size bir tek zafer sunar; öbürü sizi sonsuz savaşlara zorlar. Birincisinde ancak gözyaşı, zevk vardır; ikincisinde şehvet pişmanlık. Bir genç kız çok bozulmalı ki kadınınız olabilsin; o zaman da siz soğur onu bırakırsınız. Bir kadın ise hem güçlülüğünü hem benliğini elde tutabilmek için başvuracağı bin bir yol vardır. Biri çok yumuşak başlıdır, size rahatlığın üzüntülü güvenliğini verir; öbürü o kadar çok şey yitirir ki aşkın binbir değişik biçimlerini ister. Biri tek başına kendi lekelenir; öbürü sizin çıkarınıza bütün bir aileyi öldürür. Genç kızın bir tek civelekliği vardır, soyundu mu bütün söyleyeceğini söyledi sanır; kadın ise civeleklikleri sayısızdır, binbir örtü içine saklanır. Kısacası, kadın sizin bütün benliklerinizi okşar; kız bir tek benliğinizi.
İşin bir başka boyutu da vardı. Otuz yaşındaki bir kadının ruhunda tedirginlikler, bunalımlar, kararsızlıklar iç içedir ama genç kızın ruhunda bunların hiçbirini bulamazsınız. O yaşa gelince kadın genç adamdan kendisi uğruna yitirdiği saygıyı yeniden kazandırmasını ister; ancak onun için yaşar,onun geleceği ile ilgilenir, ona güzel bir hayat diler bunu parlak bir biçimde düzenler. Hem boyun eğer, yalvarır hem buyurur; hem alçalır, hem yücelir. Binbir durumda onu avutmasını bilir; genç kız ise ancak yakınır, inler. En sonuncusu otuzunda kadın, durumun bütün üstünlüklerinden başka, genç kız kişiliğine bürünebilir, bütün kılıklara girebilir, utangaç davranabilir,bir mutsuzluktan dolayı güzelleşebilir de. İkisi arasında beklenen ve beklenmedik, güçlükle güçsüzlük arasındaki ölçülemez ayrım vardır. Otuzunda kadın her şey yerine getirir; genç kız ise hiçbir şeyi yerine getirmemek zorundadır, yoksa genç kız olmaktan çıkar.
Bu düşünceler bir genç adamın gönlünde gelişir, onda tutkuların en güçlüsünü oluşturur; çünkü bu tutku göreneklerin yarattığı yapma duygulara doğanın gerçek duygularını da katar. Kadının hayatındaki en tereddütsüz bir adım, onun en önemsiz saydığı adımdır. Evlenince bütünüyle değişir, kendisi olmaktan çıkar, bazen Sultan olur, bazen de köle... Kadınların kutsallığı şu yeryüzünde görevleriyle, özgürlükleriyle bağdaşamaz. Kadınlara özgürlük tanımak onların ahlakını bozmak demektir. Bir yabancı aile denen tapınağa girme hakkını vermek kendini onun yerine bırakmak demek değil midir? Ya bir kadının onu oraya çekmesi suç daha doğrusu suçun başlangıcı değil midir?
Kadın bunu ya bütün benliğini kabul etmeli ya da tutkulara Evet! demelidir. Bugüne kadar Fransa'da hep bu kuralları işlemiştir. Mutsuzluklara burun kıvıran halkımız eski ıspartalılar gibi beceriksizliklere ceza yolu ile örtbas etmeyi yeğlemişlerdir. E ,belki de bu tutum pek akıllıca bir tutum. Herkesin dudak büküşü cezaların en korkuncudur, kadını ta yüreğinden vurması bakımından. Kadınlar yüceltilmeye pek düşkündürler;öyle de olmalıdırlar. Çünkü saygı görmediler mi, yok olmuşlar demektir. Onun için, aşktan da ilk istedikleri bu duygudur.