Spoiler içeriyor
Yıl 1963. Tayland yakınlarında bulunan ve zengin bir ülke olan Nanta,geçmişte Fransa ile savaşa girmiş ve Chansaeng isimli bir şehrini Fransızlara kaptırmıştır. Fakat sonrasında iki ülke aralarında 50 yıllık bir barış antlaşması imzalar. Antlaşma süresince Fransa, Chansaeng’in yönetiminde söz sahibi…devamıYıl 1963.
Tayland yakınlarında bulunan ve zengin bir ülke olan Nanta,geçmişte Fransa ile savaşa girmiş ve Chansaeng isimli bir şehrini Fransızlara kaptırmıştır. Fakat sonrasında iki ülke aralarında 50 yıllık bir barış antlaşması imzalar. Antlaşma süresince Fransa, Chansaeng’in yönetiminde söz sahibi olacaktır.
Bu sırada Nanta ise monarşiyi bırakıp Nanta Cumhuriyeti olur. Fakat Chansaeng eski gelenekleri sürdürmeye devam eder. Fransızlara bağlı olsalar da Chansaeng topraklarında -Nanta’nın eski kraliyet ailesiyle de akraba olan- küçük bir kraliyet ailesi vardır.
Bu 50 yıllık antlaşmanın bitmesine ve Chansaeng’in Nanta’ya geri dönmesine
6 ay kala Nanta’nın yönetimine,ordu el koyar. Ülkeyi Kalong isminde oldukça zalim bir general yönetmeye başlar. Kalong,herkesin eşit olacağını söyleyerek Nanta’daki eski kraliyet üyelerinin mal varlıklarına el koyacağını duyurur. Karşı koyan kraliyet ailesinin sonu ise bir katliam olur.
Hikayemizin ana karakterlerinden birisi Chansaeng’in Küçük Prensi Saenkaew’dir.
Chansaeng tekrar Nanta’ya döndüğünde akrabaları gibi kendilerinin de katledileceğinden korkan Prens Kamfa yani Saenkaew’in babası, çözümü Saenkaew’i Taylandlı bir prensesle evlendirmekte bulur. Saenkaew Prenses Pin ile evlenecek,ailesinin bütün mal varlığını Pin’in üzerine geçirerek her şeyi kurtaracak ve bütün aile Tayland’a yerleşecektir.
Saenkaew Pin’e aslında hiç de yabancı değildir. Pin’i öğrencilik dönemlerinden tanıyordur. Pin,Tayland Prensi Bodin’in gayrimeşru kızıdır. Rahmetli annesi evin eski aşçısıdır. Pin aslında Saenkaew’e boş değildir. Ondan uzun zamandır hoşlanmaktadır.
Prens Bodin,Chansaeng kraliyet ailesinden böyle bir teklif geldiğinde direkt kabul eder. Çünkü aslında çok borçları vardır ve ellerinde artık hiçbir şey kalmamıştır. Saenkaew ve büyükannesi apar topar Tayland’a,Sirichalalai Sarayı’na gönderilir. Fakat aslında Saenkaew bu evliliği hiç istememektedir. Çünkü o kadınlara ilgi duymamaktadır. Hemcinslerine ilgi duymaktadır. Kendi olabileceği günlerin hayalini kurmaktadır.
Tayland Sarayında Saenkaew’in hayatına Sasin girer. Sasin,Pin’in öz abisi gibi gördüğü kuzenidir ve Prens Bodin’in nezaketi sayesinde sarayın arazisindeki küçük bir evde yaşamaktadır. Çok yakışıklı bir müzisyendir.
İkili birbirini tanımaya başladıkça aralarında özel bir şey filizlenir. Fakat Sasin,Pin’e karşı suçluluk duyar çünkü Pin’in rahmetli annesi onu kendisine emanet etmiştir. Saenkaew de kimliğiyle ilgili sakladığı sır yine sevdiklerine zarar verdiği için suçluluk duymaya başlar. Çünkü aslında geçmişte bu sır uğruna annesini kaybetmiştir.
Saenkaew ve Sasin birlikte olacakları bir geleceğin hayalini kurarlar. Ama herkes ve her şey onların aşkına karşıdır.
Dizimiz lakorn yani Tay pembe dizisi. Ve biraz utanarak söylüyorum ki ben BL lakornlardan çok keyif alıyorum 😢 Love In The Moonlight mükemmel ya da aşırı özgün bir dizi değildi. (Hatta genel olarak bir ses sorunu vardı bence. ) Ama ben sonu bitmeyen bu kaosu beğenerek izledim 😂
Bu arada ben dizinin fragmanı ilk çıktığı zaman Sasin’i Pin’in öz abisi zannediyordum. Yani Saenkaew kayınçosuna aşık olacak zannediyordum 😂 her neyse. İki başrol oyuncusunu da yardımcı roller aldıkları başka dizilerden biliyordum. Sonunda onların da parlama vakitleri geldi. Bence performansları genel olarak iyiydi. Ve ben onları yakıştırdım da. Yeni dizileri de gelecek diye konuşuluyor. Güzel bir konusu olacaksa izlerim ben.
Yakınlaşma sahneleri diğer Tay BL’lerinde olduğu kadar çok değil. Buram buram romantizm yok. Ama lakornların dengesi biraz böyle oluyor. Gerçi burası azıcık spo olacak ama bir ada bölümü vardı. O bölümü çok beğendim mesela.
Ben diziyi beğendim. Hikaye dengeli ilerledi bence. Bütün BL izleyicilerine hitap edeceğini düşünmüyorum tabi.
Bu da bitti ✅