Çok güzel bir şey okudum. İngiliz edebiyatından Anne gibi karakterler okumayı özlemişim, keşke sayıları daha fazla olsa da böyle tadı damağımda kalmasa. Anne; ağırbaşlı, gerekmedikçe konuşmayan, içe dönük, nazik, merhametli genç bir kadın. Ailesi tarafından pek fazla önemsenmiyor. Önemsenmeme sebebi…devamıÇok güzel bir şey okudum. İngiliz edebiyatından Anne gibi karakterler okumayı özlemişim, keşke sayıları daha fazla olsa da böyle tadı damağımda kalmasa.
Anne; ağırbaşlı, gerekmedikçe konuşmayan, içe dönük, nazik, merhametli genç bir kadın. Ailesi tarafından pek fazla önemsenmiyor. Önemsenmeme sebebi nezaketi aslında. Etrafındaki insanları incitmemek adına uyumlu bir kişilik sergiliyor ancak onlar bunu zaman içerisinde suistimal ederek Anne'i yok saymaya, değersiz görmeye başlıyorlar. Üstelik bunu yapan da bizzat ailesi oluyor. Özellikle kitabın ilk sayfalarında bu yok sayılma halini epeyce hissettim. Anne'in değerini bilecek dostlara ve bir aileye sahip olmasını en çok bu kısımlarda diledim.
Kitabın esas olayı ise Anne'in 19 yaşındayken nişanlı olduğu Wentworth'tan, ailesinin rızası olmadığı için ayrılması. Burada bile ailesinin onu ne kadar önemsemediği belli oluyor aslında. Çünkü gerekçelerini anlatarak karşı çıkmaktan ziyade sessiz kalarak Anne'i ikilemde bırakıyorlar. Anne'i esas düşünen ve iyiliğini istediği için bu evliliğe karşı çıkan ise Lady Russell yani Anne'in, ölen annesinin yerine koyduğu, hayattaki biricik dostu oluyor. Ama onun da verdiği kararın ne kadar doğru ya da ne kadar hatalı olduğu kitabın tartışma konularından biri oluyor.
Yaşanan ayrılık sonrasında aradan 8 yıl geçiyor ve Anne artık 27 yaşına geldiğinde Wentworth ile karşılaşıyorlar ve hayat bir şekilde onları hep bir araya getiriyor. Yaşanan iç çatışmalar, hayal kırıklıkları, pişmanlıklar, beklentiler gün yüzüne çıkıyor.
Kitapta en sevdiğim şeylerden biri karakterlerin yaşları oldu. O döneme göre değerlendirildiğinde artık fikirlerin de kişiliğin de yerli yerinde olduğu yaşlara sahipler. Okurken bunun getirdiği olgunluğu çok hissettim. Özellikle Anne'deki dinginlik beni de dinlendirdi, ruhuma iyi geldi.
İkna'nın, Gurur ve Önyargı'nın gölgesinde kaldığını düşünüyorum. Bunun sebebi beklentiler sanırım. Gurur ve Önyargı mizahi yönü gelişmiş, okuması keyifli, zarif ama güçlü bir kitaptı. Dolayısıyla İkna için de aynı beklenti oluştu ve kitabın melankolik havası okuyucuların beklentisini karşılamadı diye düşünüyorum. Ama zaten İkna, Jane Austen'in olgunluk eseri diye anılıyor. Gerçekten de daha olgun bir konuya sahip. Ortada kaybedilmiş 8 yıl var ve bunun hazmedilmesi kolay değil. Kendimi sık sık onlarla empati yaparken buldum. Özellikle Anne ile. Her defasında da sağduyulu ve olgun yapısına hayranlıkla baktım. Bazen böyle karakterler fazla abartı gelebiliyor insana, sıkıcılığa kayan aşırı iyi olma hali okuma zevkini düşürüyor. Ama Anne öyle bir imaja sahip değil benim gözümde. Olması gerektiği gibi biri aslında. O anda ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyor. Birinin yardıma ihtiyacı varsa elinden geldiğince yardım ediyor, içgüdülerine göre kendinde olumsuz hisler uyandıran insanlara içini açmıyor ancak somut bir delil olmadan kimseyi yargılamıyor, ilgi alanı olmayan konularda konuşmuyor ancak ilgilendiği konularda hoşsohbet birisi oluveriyor, başına gelen olumsuz durumlarda birini sorumlu tutmak yerine bundan sonra ne yapılabilir ona odaklanıyor. Yani her şeyden önce iyi bir insan, iyi bir dost.
Kitap genel olarak Anne'in yolculuğuna odaklanıyor. İlişki bazında romantik bir kitap olduğunu söyleyemem ama içsel yolculuk olarak ele alırsak oldukça duygu yüklü olduğunu söyleyebilirim. Belki beklentiyi karşılamama sebeplerinden biri de buydu. Ama ben çok sevdim çeşitli sebeplerden dolayı. Mesela Austen'in yazdığı son roman olması ve ölümünden sonra yayımlanması kitabı okurken aklıma gelen ve duygularımı harekete geçiren unsurlardan biriydi. O satırları yazarken bir yandan da hastalıkla mücadele etmesi, kitabın sahip olduğu melankolik havayı daha anlamlı kıldı benim gözümde. Ayrıca Austen'in hastalık döneminde yazılmış olmasına rağmen oldukça derli toplu bir roman olduğunu düşünüyorum.
Kitapta yer alan birkaç alıntı kadınların duygularının derinliğini ve erkeklerin meşguliyet ve eğitim ayrıcalığını çok güzel yansıtıyor. Bu alıntıları spoiler riskine karşı yorum kısmına ekleyeceğim. Sadece bu alıntılar bile kitabı sevmem için yeterli olabilirdi. Duygularımı harekete geçiren, içsel yolculuğa çıkmama vesile olan kitaplara çok sık rastlamıyorum ne yazık ki. Bulmuşken benimseme sorumluluğu hissediyorum üzerimde, özellikle sevdiğim karakterleri kendimden bir parçaymış gibi görüyorum. Anne de benim için öyle bir karakterdi.