Spoiler içeriyor
Zeitgeist, sırasıyla inançlar, 11 Eylül dönemi ve dünya ekonomisi konularını ele alan üç farklı bölüme sahip bir belgesel. Bu yapımı ilk izlediğimde, komplo teorilerini seven ve bu tarz fikirlere açık birisi olarak çok beğenmiştim. Ancak üzerine biraz düşündüğümde bahsettiği konuların…devamıZeitgeist, sırasıyla inançlar, 11 Eylül dönemi ve dünya ekonomisi konularını ele alan üç farklı bölüme sahip bir belgesel.
Bu yapımı ilk izlediğimde, komplo teorilerini seven ve bu tarz fikirlere açık birisi olarak çok beğenmiştim. Ancak üzerine biraz düşündüğümde bahsettiği konuların genişliklerinden ötürü yapılan anlatımın biraz alakasız olduğunu fark ettim.
Kurulan ilişkilendirmeler mantıklı görünüyor, ancak değil. Örneğin tüm din tarihini yarım saat içerisinde açıklamak ve nihayetinde Roma imparatorunun Hristiyanlığı sırf halkın daha kolay yönetilebilmesi için kabul ettiğini söylemek biraz bayağı bir yorum oluyor. Belki yıldızlardan kaynaklanan imgeler dolayısıyla yaratılan sembollerin İbrahimi dinler açısından ne anlam ifade ettiği üzerine konuşulup dinlerin gerçekte ne anlama geldiği sorgulanabilir, buradaki sorun bunun "bizler yönetiliyoruz, aslında her şey yalan" söylemi altında kullanılmaya çalışılması.
Bu kopukluk kendini bölümler arasında da gösteriyor, birden dinler tarihinden 11 Eylül'e geçiyoruz ve yine bize her şeyin yalan olduğu anlatılıyor. Bunun birinci bölümle ilişkisi üzerine düşündüğümde hiçbir alaka bulamadım. Evet ikisinde de gerçek olduğu düşünülen ama belgesel tarafından gerçek olmadığı ifade edilen birer "hikaye" mevcut. Ancak birinde Antik Çağ diğerinde Yakın Çağ yıllarındayız. Zaman, devlet, halk, yönetim şekli, kültür, dil vs. hemen her şey farklı. Bu iki bambaşka devlet arasında kurulan ilişki yeterince temellendirilmiyor ki bunun üzerinden ana mesaj iletilebilsin. İki farklı konuyu bir araya getirip "biz aslında tarih boyunca kandırıldık, şimdi uyanma vakti" demek kulağa pek doğru gelmiyor.
Ancak bölümleri kendi başlarına düşündüğümde, anlatılanların pek çoğunu mantıklı buluyorum. Bir ve ikinci bölümün konuları hakkında giriş seviyesi bilgi birikimine sahibim, bu yüzden sadece genel olarak düşündüklerimin anlatılanlarla çok benzer olduğunu söylemem daha doğru olur. Ancak üçüncü bölümden biraz bahsedebilirim.
Üçüncü bölümde kısa bir şekilde merkez bankacılığının tarihinden bahsediliyor ve sonrasında Amerika özelinde Federal Reserve'in geçmişinden bahsediliyor, tüm bu sistemin nasıl işlediği anlatılıyor. Merkez bankaları bağımsız (çoğunlukla) kuruluşlar olarak, çıkardıkları tahvil senetleri dolayısıyla arzını sağladıkları para birimi cinsinden devletlere belirli bir faiz oranı karşılığında borç verirler. Bu, basılan her bir paranın belirli bir faiz oranı ve dolayısıyla belirli bir borçla beraber basıldığı anlamına gelir. Merkez bankaları, teoriye göre, bu şekilde devletin oluşturduğu açıkları finanse edebilir, paranın değeri üzerinde değişiklik yapabilir, ekonominin dengede kalmasını sağlar vs. Bu bakımdan merkez bankaları için kapital sistemin en önemli düzenliyicileri denilebilir. Dolayısıyla belgeselin de bahsettiği gibi böylesine bir gücü bağımsız olduğu düşünülen bir kuruma teslim etmek, oldukça suistimal edilebilir bir sistem ortaya çıkartıyor ve doğal olarak suistimal ediliyor. Böylece borcun borçla finanse edildiği ve tüm bu borçlanmanın ya vergiler dolayısıyla halktan ya da küresel ticaret sistemi sayesinde diğer ülkelerden sağlandığı bir sistem oluşmuş oluyor.
Örneğin Amerika'nın devlet borcu 38 trilyon $, bu inanılmaz yüksek bir miktar. Ancak bu borç her bir dönem yeni devlet tahvilleriyle erteleniyor ve büyümeye devam ediyor. Bunun Amerika için sürdürülebilmesini sağlayan durum ise USD'nin rezerv para birimi olması ve dolayısıyla Amerikan tahvillerinin diğer ülkeler tarafından da satın alınması. Böylece yaratılan borcun normalde para birimi üzerinde yaratması gereken değer kaybı, diğer ülkelerden sağlanan likidite sayesinde karşılanabiliyor. Böylece borç sadece Amerika'ya değil tüm dünyaya yayılmış oluyor. Bu durum her bir ülkenin Amerika borçlanmasından ve dolayısıyla USD enflasyonundan etkilenmesine, bu ülkelerin de borçlanmasına neden oluyor. Onlar da borçlarını borçlanarak finanse etmek durumunda kalıyorlar, böylece tekrardan tahvil alıyorlar. Tüm bu borçlanma döngüsü neredeyse tüm dünyanın Amerikan tahvilleri dolayısıyla Federal Reserve'e bağımlı olmasını sağlıyor. Zamanla borçlanma da bağımlılık da artıyor. Nihayetinde sadece tahvil faizlerinin değiştirilmesi ile tüm dünya ekonomileri şekillendirilebiliyor, tarihte eşi görülmemiş bir güç. Belgeselde bu durumun eninde sonunda halkların bir nevi kölesi olduğu küresel bir sistemin oluşmasıyla sonlanacağı söyleniyor. Biraz düşününce kulağa pek de uzak bir ihtimal gibi gelmiyor.
Sonuç olarak Zeitgeist için, içerisinde yaşadığımız dönem hakkında güzel tespitlerin olduğu, ancak vermek istenilen mesaj için zorlama ilişkilerin kurulduğu, komplo teorilerinin havada uçuştuğu ama bunun gayet mantıklı bakış açılarından sunulduğu bir yapım denilenilir, sevdim.