Spoiler içeriyor
kitaptaki ana hatlara bağlı kalarak yeniden yorumlanmış, zaten uyarlama olarak geçiyor. kitabını okudum ama film olarak izlemedim şimdiye dek. açıkçası bence güzeldi. görünüş olarak kafamda canlandırdığımdan çok farklılar ama yine de yerine oturuyor diyebilirim çarmıha bağlanmış isa gibi bir canavar;…devamıkitaptaki ana hatlara bağlı kalarak yeniden yorumlanmış, zaten uyarlama olarak geçiyor. kitabını okudum ama film olarak izlemedim şimdiye dek. açıkçası bence güzeldi. görünüş olarak kafamda canlandırdığımdan çok farklılar ama yine de yerine oturuyor diyebilirim
çarmıha bağlanmış isa gibi bir canavar; bir zamanlar yaşamış, anıları ve hisleri olan, seçme hakları olmadan başkalarının başlattığı savaşta can veren ölü askerlerden ve idama mahkum edilmiş bir suçludan yaratılmış bir canavar. tabii orayı yanlış hatırlamıyorsam. yeni doğmuş bir bebek gibi davranıyor, yeniden öğreniyor ve victor da tıpkı babası gibi davrandığını anlamadan ona karşı kötü davranıyor. babası gibi istediği sonucu almak için fiziksel acıyla cezalandırıyor, karşısındakini ve var oluşunu görmüyor. babasının, annesine kızışı ve onunla kavga edişi gibi karşısına öfke kusacağı başka birisi yok, kendisi ve yarattığı canavar dışında. babasının, kendisinin görünüşünden ve hassasiyetinden duyduğu tiksintiyi victor da canavara yansıtıyor. elinin altındaki cesetlerle sanki onlar birer kuklaymış gibi oynuyor, yapboz gibi takıp çıkarıyordu. amacı bir yaratık yaratmayı başarabilmekti, sonrasında bakımını karşılamayı düşünmedi. canavarın ise bildiği, bütün hissettiklerini ve düşündüklerini anlatabileceği tek bir sözcük vardı. ilk kez hissettiği, deneyimlediği, zararsız olan victor.
sonra "elizabeth" geldi. onu anladı, hissetti, onu kabul etti. benimsedi. tüm savunduğu düşüncelerin etten kemikten bir parçası olan canavarı bir tek o sevdi çünkü kendisi bu düşünceleri dile getirirken, hayatındaki erkeklerden ikisi kaçarken ve diğeri de kendisini ve tabii düşüncelerini üstün görerek kendisinin yani elizabeth'in düşüncelerini, kişiliğini manipüle etmek istedi. elizabeth'in kendisine aşık olduğunu sandı çünkü neden olmasın, kendisi oldukça dahi ve tanrı gibi bir adamdı. elizabeth'in ise victor'ın sandığının aksine ondan nefret etmesini, her fırsatta yerden yere vurmasını ve canavar ile olan bağını sevdim. hatta şu an corpse bride filmini anımsattılar bana.
victor, canavarın saçlarını tıraş edip duruyordu. canavar, ondan uzak kaldığı süreçte sevgiyi ve daha birçok şeyi öğrenirken saçları uzadı. kirpikleri de vardı ama kaşları yoktu. elizabeth'in de saçları oldukça uzun ve gürdü, onun da kaşları yoktu (yanlış hatırlamıyorsam öyleydi, yazıdan sonra bir daha bakayım).
(varmış, çok belirgin değil.)
kitapta, victor öldükten sonra canavar da ölmeye gidiyordu diye hatırlıyorum? filmde, victor'ın son sözlerinden sonra güneşi görmesiyle son bulması da güzeldi. victor, güneşin hayat olduğunu söylemişti ona.
yaşlı adamın, torununa kartlardan bilgi öğretirken kartları arkaya çevirerek, çaktırmadan canavara da öğrettiği sahne çok hoşuma gitti. küçük ama tatlı bir sahneydi.
neyse, öyle işte. film bittikten sonra üstüne düşünce biraz daha bir şeyler geldi aklıma, onları eklemek istedim. daha başka bir şey ekler miyim bilmiyorum.