Spoiler içeriyor
Virginia Woolf'un çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalar ve yazılarının bir derlemesinden oluşuyor kitap. İçinde pek çok başlık var ancak odaklandığı konular birbirinden çok da farklı değil elbette. Hem kendisinin yazarlığa başlama sürecinden hem de bunun kadın olarak yarattığı zorluklardan söz ediyor…devamıVirginia Woolf'un çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalar ve yazılarının bir derlemesinden oluşuyor kitap. İçinde pek çok başlık var ancak odaklandığı konular birbirinden çok da farklı değil elbette. Hem kendisinin yazarlığa başlama sürecinden hem de bunun kadın olarak yarattığı zorluklardan söz ediyor başlarda. İlerleyen kısımlarda ise Jane Austen, Charlotte Bronte, Emily Bronte, George Eliot gibi kadın yazarlar için ayrı başlıklar açarak onlardan da detaylı bahsediyor. Yalnızca yazar kimliklerinden değil; kadın olmalarının özel yaşamlarına etkisinden, toplumun onlara bakış açısından, kişiliklerinin kitaplarına olan etkisine de değiniyor. Jane Eyre ve Uğultulu Tepeler okuyan biri elbette Bronte kardeşlerin yazdığı kitaplar arasındaki atmosfer farkını hisseder ama Virginia Woolf buna yazar kimliğiyle ve feminist bakış açısıyla değindiği için aklıma gelse dahi profesyonel bir şekilde yazıya dökülmüş halini okumak başka bir deneyimdi. İki kitabın ve iki kardeş yazarın karşılaştırmasından oldukça keyif aldım diyebilirim.
En keyif alarak okuduğum kısımlardan bir diğeri ise Jane Austen'e ayrılan başlıktı sanırım. Tüm kitaplarını okumadım ama nedense hepsini biliyorum sanki. Çünkü Jane Austen'i tanıyorum, sanki çevremden biri. Virginia Woolf yazısında benim okumadığım kitaplarına da değinip detaylı bir değerlendirme yapmış ama çok yabancılık çekmedim o kısımlarda da. Eğer Jane Austen'in tüm kitaplarını okursam bu kısmı yeniden okuyup değerlendirmeye karar verdim.
Austen'in çevresindeki insanların ondan nasıl bahsettiğine de değinmiş Woolf. Bu kısımları okurken İkna'daki Anne karakteri geldi aklıma ki tam o noktada Woolf'da bu benzetmeyi yaptı. Nedense İkna'yı okurken de yazarın kendisiyle bağdaştırıp yazdığını düşünmüştüm Anne'i. Aslında bu seçkiyi okumak yazar dünyasına da daha yakından bakmamı sağladı bir anlamda. Ortaya çıkardıkları karakterler kendilerinden bir parça taşıyor ya da kendi yaşayamadıkları hayatı onlara sunuyorlar bence. Çok farklı bir dünya kurmaca yazarı olmak. Çok meşakatli ama çok güzel bir yolculuktur gibi geliyor bana.
Kitapta daha önce okumadığım yazarlara da yer verilmiş. Kadın yazarlar ikinci sınıf muamelesi gördüğü için George Eliot mahlasıyla tanınan Mary Ann Evans benim daha önce okumadığım bir yazar mesela. Virginia Woolf'un yazısında değindiği konu ise yazarın özel hayatının getirdiği bedeller. George Eliot yasak ilişki yaşıyor ve toplum tarafından dışlanıyor, meslek hayatı etkileniyor. Tabii buradaki esas sorun yaşadığı ilişkinin getirdiği bedelleri kadın olması dolayısıyla tek taraflı ödemesi. Virginia Woolf bu kısımlara ve yazarın kitaplarına değiniyor, ben kitapları okumadığım için biraz zorlandım o kısımlarda. Ama okuduğum takdirde yeniden bu kısımlara dönmeyi ve kendimce yeni bir değerlendirme yapmayı düşünüyorum.
Benim bahsetmediğim daha pek çok konu var kitapta. Yani aslında incecik bir kitaptı ama öyle yoğundu ki neredeyse her gün bir başlık şeklinde ilerledim, sindire sindire okudum. Virginia Woolf'un dili zaten kolay anlaşılır bir dil sayılmaz ama belki biraz da çeviriden kaynaklı çok akıcı bulduğumu söyleyemem. Uzun ve felsefi cümleler duraksamama sebep oldu pek çok yerde. Biraz nüktedan bir dile sahip olması da işimi zorlaştırdı. Ama en nihâyetinde son zamanlarda okuduğum bana en katkı sağlayan kitaplardan biri oldu.