Giray Altınok ve Kerem Özdogan ikilisinin kaleminden çıkan, Disney+’ta yayınlanan Başka Bir Hayat, son dönemde yerli sinemada pek görmediğimiz türde bir fantastik komedi olarak dikkat çekiyor. Uzun zamandır bilimkurgu ve fantastik öğeleri bu kadar yalın, eğlenceli ve duygusal bir çerçevede…devamıGiray Altınok ve Kerem Özdogan ikilisinin kaleminden çıkan, Disney+’ta yayınlanan Başka Bir Hayat, son dönemde yerli sinemada pek görmediğimiz türde bir fantastik komedi olarak dikkat çekiyor. Uzun zamandır bilimkurgu ve fantastik öğeleri bu kadar yalın, eğlenceli ve duygusal bir çerçevede bir arada sunan bir yerli yapım izlememiştik doğrusu. Film, hem sinemamıza hem de izleyicilere taze bir soluk aldırıyor.
Ana hatlarıyla, ölümden sonra uyanılan farklı bedenler, arafta kalma hâli ve her defasında yeniden hayata başlama gibi temalar Hollywood’un 20 yıl önce bolca işlediği konulara göz kırpıyor. Ancak film, bu tanıdık yapıyı yerli bir duygu, mizah ve ilişki dinamiğiyle harmanlayarak özgün bir tat yakalamayı başarıyor.
Hikâye; taksicilik yapan Mümtaz’ın talihsizliklerle dolu bir gece arabasının bozulmasıyla başlıyor. O gece tanıştığı Derya ile birlikte yaşadığı kaza sonucu hayatını kaybeden Mümtaz, her sabah farklı bir bedende uyanarak yeni bir hayata sürükleniyor. Her bir yaşam kısa sürede trajikomik bir ölümle son bulurken, bu döngü onu yeniden Derya’ya çıkartıyor. Film ikinci yarıda bambaşka bir eksene geçiyor: Mümtaz ve Derya bu kez evli, üç çocuk sahibi bir çift olarak uyanıyorlar. Boşanma sürecindeki ilişkileri, aile bireylerinin dahil olmasıyla birlikte sıcak, kaotik ama aynı zamanda duygusal bir “yeniden aile olma” sürecine dönüşüyor.
Giray Altınok’un senaryo konusundaki başarısı burada öne çıkıyor. Türk sinemasında çok az rastlanan türde bir hikâye yaratıyor ve bunu romantizmle iç içe geçirerek duygu yüklü, mizahı yerinde ve temposu yüksek bir film ortaya koyuyor. Oyunculuklar abartısız ve dengeli; bazı sahneler durup düşündürecek kadar ince işlenmiş.
Özellikle Kıbrıs şivesinin kullanıldığı sahneler, grup terapisi ve kız isteme sahnesi filmin komedi yanını güçlendiriyor. Finalde Sertab Erener’in “Farzet” şarkısının kullanımı ise hem melodik hem tematik olarak filme cuk oturmuş; hem hüzünlü hem hafifleten bir kapanış etkisi yaratıyor.
Elbette eleştirilecek noktalar da yok değil. Migros ürün yerleştirmeleri neredeyse reklam filmine dönüşecek kadar görünür durumda; bu da izleyiciyi yer yer filmden koparıyor. Kurgu tarafında da iki önemli tutarsızlık göze çarpıyor:
Basketbol sahnesine kadar olmayan bebek, maç sonrasında aniden hayatın içindeymiş gibi beliriyor. Bu durum bariz bir devamlılık hatası gibi duruyor.
Finalde Mümtaz ve Derya'nın başka bir hayata geçebilmesi için önce ölmesi gerekirken, dans sahnesinde ölüm gerçekleşmeden yeni bir döngüye geçmeleri film boyunca kurulan fantastik mantıkla çelişiyor.
Bu noktaları bilinçli bir metafor olarak okumak mümkün olsa da, senaryonun kendi kurduğu kuralla her zaman örtüştüğünü söylemek zor.
Buna rağmen Başka Bir Hayat, ilişkiler, geçmiş, kabullenme ve ikinci şanslar üzerine herkesin kendinden bir şey bulabileceği türden bir yapım. Hem eğlenceli, hem duygusal hem de sıcak bir aile filmi atmosferi yaratmayı başarıyor. Uzun süredir bu kadar iyi işlenmiş bir yerli fantastik romantik komedi izlememiş olmak, filmi daha da değerli kılıyor.
Kısacası: Denk gelen izlesin, pişman olmaz. Hem tek başına hem aileyle izlemelik bir film. Zaman zaman güldüren, yer yer hüzünlendiren, finaliyle iç burkan ama bir o kadar da insanı hafifleten bir hikâye…