Zarafeti Paris’le ilişkilendiren Balzac’ı okuduktan sonra bu filmi sonunda açıp izlemek istedim. Şimdi ise ‘Si Tu Mais Ma Mere’ eşliğinde yorumluyorum.. Uzun zamandır bi’ filmden bu kadar keyif almamıştım. Paris sokaklarının romantik havası, 2010 kadrajı, 1920’ler ve 1890’lar.. Çehreleri bu…devamıZarafeti Paris’le ilişkilendiren Balzac’ı okuduktan sonra bu filmi sonunda açıp izlemek istedim. Şimdi ise ‘Si Tu Mais Ma Mere’ eşliğinde yorumluyorum..
Uzun zamandır bi’ filmden bu kadar keyif almamıştım. Paris sokaklarının romantik havası, 2010 kadrajı, 1920’ler ve 1890’lar.. Çehreleri bu döneme ait olmayan oyuncular: Marion, Adrien, Audrey… Çalan müzikler ve müziklerin ambiyansa etkisi. Sinematik sahneler.. Hah birde “Ben bu çağa ait değilim!” İddiasında bulunan yazarımız Gil. Zaman zaman düşünmüşümdür bu senaryoyu zihnimde. Eski zamanlara gitsem nasıl olurdu acaba, bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum en azından Gil gibi düşünen güruh bir defada olsa düşünmüştür bunu. Aslında Paul’dan her ne kadar nefret etsem de şu söylediği acı ama gerçekti: “Mesele şu ki nostalji inkar demektir. Şimdiki acı veren zamanın inkarı.” O sebeple Gil ve tüm bu çağa ait olmadığını düşünen topluluk, gerçeklerin inkarı peşindeyiz..
Paul: Nostalji acı dolu bugünün inkarıdır.
Inez: Gil tam bir romantik. Yani, sürekli bir inkar hali içinde yaşamaktan fazlasıyla mutlu olurdu.
Paul: Bu yanılgının adı da Altın Çağ düşüncesi. Farklı bir zaman diliminin içinde yaşadığımızdan daha iyi olduğu yanılgısı, günümüzle başa çıkmakta zorlanan insanların romantik hayal gücündeki bir kusurdur.
Bu konunun her döneme ait bir problem olması teması çok güzel işlenmişti. Kişi bulunduğu zamanın güzelliklerini yaşarken nedense fark edemiyor. Daha önceki yaşam daha güzel geliyor. Bir ihtimal daha var, dünya gittikçe kötüleşiyor ve bizim atalarımız kendi çağını öyle güzel anlatıyor ki imreniyoruz. Yine de Gil’ in Adriana’nın teklifine o dönemde antibiyotiğin bulunmamasından dolayı gelmek istememesi çok hoş ve gerçek bir detaydı:d
İlk sahnelerden dolayı filmin bu noktaya varacağını sanırım tahmin edemezdim. Minik bir eleştirim olacak bence Gabrielle karakteri ile Inez karakteri yer değiştirmeliydi. Çünkü Rachel McAdams (Inez) ve Owen Wilson (Gil) gerçekten çok yakışıyorlardı. Gabrielle’yi çok sevemedim. Yine de yağmurda ıslanma sahneleri gerçekten çok güzeldi. Doğru insanı bulmasıyla giren şarkı.. Yüzümde kocaman bir gülümseme..
Yine de doğru bulmadığım şeyler Gil’in aldatmasını güzellemek için Inez’i olabildiğince kötü gösterme çabaları. Bu detaya gerek var mıydı, bilmiyorum. Inez’in bu tavırlarını izleyeceğimize biraz keşke Adriana ile izleseydik. Ah Adriana.. Zarafetin vücut bulmuş hali..
Benim en sevdiğim film Before Sunrise. Ve gerçekten hiçbir şey yapmadan sadece yolda sohbet ederek geçirilen sahneleri gerçekten çok sevdiğimi bir kez daha bu filmle fark ettim. Bu filmi bir kez izlemekle yetinmeyeceğimi belirtmeliyim.
“Bence gerçek aşk ölüm ile bir ateşkes yaratır. Tüm korkaklık sevgisizlikten, sevgisizlikte ondan.”