Oldukça olumsuz ve zor koşullardan geçmiş, ardından hem içlerinde barındırdıkları yetenek hem de azimleri sayesinde hedefledikleri üne ve saygıya ulaşmış isimleri anlatan biyografik filmler, özellikle son yıllarda sinemalarımızda daha sık karşımıza çıkıyor. Bergen de bu çizgide duran, fakat anlattığı hikâyenin…devamıOldukça olumsuz ve zor koşullardan geçmiş, ardından hem içlerinde barındırdıkları yetenek hem de azimleri sayesinde hedefledikleri üne ve saygıya ulaşmış isimleri anlatan biyografik filmler, özellikle son yıllarda sinemalarımızda daha sık karşımıza çıkıyor. Bergen de bu çizgide duran, fakat anlattığı hikâyenin ağırlığıyla seyirci üzerinde daha derin bir iz bırakan örneklerden biri.
Film boyunca Bergen’in sallantılı hayatının farklı evrelerini izlerken, bir yandan da müziğinin hangi kaynaklardan beslendiğini, bu müziğin nasıl yankı bulduğunu ve sonunda neye dönüştüğünü gözlemliyoruz. 1959–1989 yılları arasında yaşamış olan Bergen’in hikâyesi, dönemin ruhunu başarıyla yansıtan sekanslarla aktarılıyor. Filmin kurgusunun özellikle güçlü olduğunu; Bergen’in farklı dönemlerinin büyük bir incelik ve ritim duygusuyla birbirine aktığını söylemek gerekir.
Filmin can alıcı, hatta “kırılma noktası” sayılabilecek şiddet sahnelerinde ise belirgin bir yönetmen tercihi göze çarpıyor. Birçok yapım, başkarakterin maruz kaldığı eziyeti tüm çıplaklığıyla, detay detay göstermeyi seçerken Bergen bu yolu tercih etmiyor. Elbette şiddeti açık açık göstermek, anlık bir sarsıntı ve vicdani tepki yaratabilir; ancak film, bu sahneleri çoğu zaman kapalı kapılar ardında, buzlu camların gerisinde bırakıyor. Bu mesafeli anlatım, paradoksal biçimde, seyircide çok daha kalıcı ve rahatsız edici bir etki yaratmayı başarıyor.
Hikâyeye gelince… Bergen, Mersin’de ailesiyle yaşayan bir kız çocuğudur. Henüz küçük yaşlardayken annesi, evliliğinde yaşadığı sorunlar nedeniyle babayı terk eder ve Bergen’i de alarak Ankara’ya taşınır. Terzilik yaparak çok kısıtlı bir gelir elde eden anne, tüm zorluklara rağmen kızının okumasını ve özel bir müzik eğitimi almasını ister. Bu destek sonuç verir; Bergen konservatuvara girer ve birincilikle mezun olur. O dönem çello eğitimi alan Bergen, bir akşam arkadaşlarının teşvikiyle gittiği bir gazinoda sahneye çıkar, ilk kez arabesk bir şarkıyı solist olarak seslendirir ve büyük beğeni toplar. Gençlik aşkından, eğitimi uğruna vazgeçmek zorunda kalan (ya da vazgeçtirilen) Bergen’in hayatı, sahneyle kurduğu ilişkinin ağır basmasıyla başka bir yöne evrilir. Sürekli sahneye çıkması nedeniyle okuldan kopar; Adana’da sahne aldığı dönemde, kendisinden yaşça büyük, başlangıçta nazik ve ilgili görünen bir adamla—annesinin tüm itirazlarına rağmen—evlenir. Ancak evlilikle birlikte adamın gerçek yüzü ortaya çıkar: Bergen’i neredeyse eve hapseden, düzensiz saatlerde ortadan kaybolan ve giderek artan bir şiddet uygulayan bir eş. Bergen, yoğun ikna çabaları sonucu birkaç kez bu ilişkiye geri döner; ancak hiçbir şey düzelmeyince onu tamamen terk eder ve farklı şehirlerde sahne alarak kariyerini sürdürür. Ne var ki peşini bırakmayan kocası, önce yüzüne kezzap atarak bir gözünü kör eder; ardından hapisten çıktıktan sonra onu bir yerde sıkıştırır ve acımasızca öldürür.