Bu kitap kesinlikle bi’ başucu kitabı. Terapiyi hikayeler üzerinden yapmak hem akılda kalıcı hem de insanın kendini ötekileştirmeden “evet ya, aslında benimde böyle bir eksiğim var.” Dedirterek kendini sorgulamasını vesile kılıyor. Bu kitaptan öğrendiğim çok şey oldu.. mesela “vicdani zeka”…devamıBu kitap kesinlikle bi’ başucu kitabı. Terapiyi hikayeler üzerinden yapmak hem akılda kalıcı hem de insanın kendini ötekileştirmeden “evet ya, aslında benimde böyle bir eksiğim var.” Dedirterek kendini sorgulamasını vesile kılıyor.
Bu kitaptan öğrendiğim çok şey oldu.. mesela “vicdani zeka” “iyi bir insan” olabilmenin zekayla bağdaştırılması ne muhteşem bi düşünce.
Özgürlüğün önündeki en büyük engelin ümitsizliğe düşmek olduğunu mesela. Vicdani zekası yüksek olan kişilerin ‘ilkeli’ şahıslar olduğunu. “Hayat-ı içtimaide, niyet-i içtinab ile bulunmak” yani Hak için halkla beraber olmak. İnsanların hayatımızda bu denli büyük bir etkisi olduğunu mesela, yahut onlara ne kadar ihtiyacımız olduğunu aslında.
Çünkü başkalarının hakkımızda güzel şeyler söylemesi bize yansıyordu. Başkasına yapılan dua menfaat barındırmadığından kabule yakın oluyordu.
Belki saçma olacak ama aklıma Friends’te Joey ve Phoebe’nin tüm iyiliklerin içinde bencillik olduğu hakkında yaptığı tartışma geldi. Sonunda cevabı bulmuştum! Başkası için dua etmenin içinde kendimizden yana hiçbir menfaat yoktu. (Evet o zamandan beri bende cevap arıyordum) ve yine aynı şekilde başkasının ağzından çıkan duanın, kişinin kendi günahlarıyla bağlantısı olmadığından Allah ve Hz. Musa arasında geçen diyalogda bahsedilen “temiz ağızla dua etmenin” bir şeklinin de bu olduğunu görüyoruz. Yani başkası bizim için dua ettiğinde temiz ağızla dua etmiş oluyordu.
Yine kitapta geçen bir başka öyküde dualarının karşılıksız kaldığını düşünen adama hızır rüya ile yetişip şu cümleleri söyler: “Senin ya Rabbi demen, bizim sana olan cevabımızdır. Senin çare arayışın, bizim seni kendimize çekmemizdir. Senin sevgin, bizim lütfumuzun kemendidir. Biz izin vermedikçe hiç kimse dua edemez” dedi. Said Nursi’de demişti ya “vermek istemeseydi, istemek vermezdi”
Yazımın devamında yalnızca alıntılar olacak.
“Ayrıca insan varoluşunun farkındadır, ölümü sorgular ve anlamlılık arayışından doğan bir iz bırakma ihtiyacı hisseder.”
“Kötücül eğilimler emredici değil. Sadece yönlendirici, telkin edici fonksiyonları vardır. Yani bunlar beyinde iç ses oluşturabiliyorlar ama yaptırım güçleri yok. Kararı veren beyin.”
Nefsimizin basit bir özeti. Bunun farkına daha çok varabilseydik kendimizi kontrol edebilmemiz ne kadar kolay olurdu!
“İyinin başarısız olmasının bir nedeni de hiçbir şey yapmamasıdır. Kötü insanlar kötülük için çalışırken iyi insanlar da iyilik için çalışmalıdır. ‘Kötülüğe bulaşmadan kendi korunaklı alemimde yaşayayım.’ Anlayışında bencillikten eser vardır.”
“İyi ve güzel şeylerin yayılması için çabalamazsak meydanı kötülere bırakır ve bundan mesul oluruz.”
“Mantıksal zeka, doğru düşünceyi görme ve düşünsel alanda ileri olma; duygusal zeka ise bunu harekete geçirebilme kapasitesidir.”
“Yaptıkları işler hakkında bir inceleme olduğunda, etik olmayan kişiler hemen savunmaya geçerler. Etik değeri olanlar ise önce sorar, öneride bulunur, eksiklerini kabul eder ve kendilerini geliştirme yönünde adım atarlar. Aceleci değildirler, sebatları yüksektir. Sonucu düşünmeden hareket etmezler. Hayatlarındaki en önemli motivasyon, iç motivasyondur.”
“İş hayatında kişinin kendini başarılı kimselerle kıyaslaması yanlış bir tekniktir. Doğru olan, insanın kendine koyduğu hedefle o anki durumun kıyaslanmasıdır. Anlık başarıyı değil toplam başarıyı görür. “
“Einstein, sadece eğlenceyi merkeze alarak,’vur patlasın çal oynasın’ diyerek yaşayan bir insan gördüğünde ‘bu insanda kocaman beyne ne gerek vardı, omurilik yeterdi’ demiştir” :ddd
Bu alıntı aklıma Said Nursi’nin bir cevabını getirdi:
O muannid döndü, dedi:
"Hiç olmazsa hayvan gibi hayatımızı keyif ve lezzetle geçirmek için sefahet ve eğlencelerle bu ince şeyleri düşünmeyerek yaşayacağız."
Cevaben dedim:Hayvan gibi olamazsın. Çünkü, hayvanın mazi ve müstakbeli yok. Ne geçmişten elemler ve teessüfler alır ve ne de gelecekten endişeler ve korkular gelir. Lezzetini tam alır. Rahatla yaşar, yatar, Hâlıkına şükreder. Hattâ kesilmek için yatırılan bir hayvan, bir şey hissetmez. Yalnız bıçak kestiği vakit hissetmek ister; fakat, o his dahi gider, o elemden de kurtulur. Demek en büyük bir rahmet, bir şefkat-i İlâhiye, gaybı bildirmemektedir ve başa gelen şeyleri setretmektedir. Hususan mâsum hayvanlar hakkında daha mükemmeldir. Fakat, ey insan, senin mazi ve müstakbelin akıl cihetiyle bir derece gaybîlikten çıkmasıyla, setr-i gaybdan hayvana gelen istirahatten tamamen mahrumsun. Geçmişten çıkan teessüfler, elîm firaklar ve gelecekten gelen korkular ve endişeler, senin cüz'î lezzetini hiçe indirir. Lezzet cihetinde yüz derece hayvandan aşağı düşürür.Madem hakikat budur. Ya aklını çıkar at, hayvan ol, kurtul. Veya aklını imanla başına al, Kur'ân'ı dinle, yüz derece hayvandan ziyade bu fâni dünyada dahi sâfi lezzetleri kazan, diyerek onu ilzam ettim.
Neyse kitaba geri dönelim..
“Yaşadığımız her şeye dikkatle bakıp onun vesilesiyle gönderilen manayı bulmaya çalışmak…”
“Mutluluk Bilimi’ne göre;
1- Mutluluk ekonomik değer gibidir, üretilmeden tüketilmez.
2-Mutluluk dış gerçekliğe ve kaynaklara göre değil iç gerçekliğe ve kaynaklara göre üretilir. ‘Daha iyi bir hayatım olsa ne yapardım? demek yerine, ‘sahip olduğum hayatla daha iyi neler yapardım?’ Demektir.
3- Üretilen mutluluk, rasyonel kaynak yönetimi gibi uygun yerde, uygun zamanda ve uygun biçimde yönetilir.
Burada tekrar araya girip 2020 de defterime yazdığım birkaç şeyden bahsetmek istiyorum. Hayatımın gidişatını oldukça özetler cümleler olur kendileri:d “Mutluluğu yani hislerimizi de insanlar kavramlaştırmadı mı zaten. Şey gibi Newton yerçekimini bulmadan önce yerçekimi yok muydu, tabiki vardı. Adam bunu kavramlaştırdı. Mutlulukta böyle kavramlaştırılmasaydı kimse koşmayacaktı mutluluk peşinde, hep mutlu son olmayacaktı hedefi.” Sokağa çıkma yasağı vardı ve 19 yaşındaydım çokta şey yapmayın:d
“Karanlığın beş atlısı diye tabir edebileceğimiz duygular vardır: kin, öfke, nefret, kıskançlık ve düşmanlık…”
“Gönlünü güzel şeylerle doldurursan kötü şeyler kendiliğinden gider..”
“Kötülükle mücadelenin esası, iyiliklerle donanmaktır. Kötülükle mücadele, kirlilikle mücadele gibidir. Temizliği arttırmak, temizliği amaçlamak; kiri temizlemekten daha kolaydır, kirliliği kendiliğinden yok eder.”
“Dua edebiliyor olmak bile aslında bir bakıma gemiye girmiş olmak demektir; kaptan köşküne henüz ulaşamamış olsak da en azından limanda kalmadık.”
“Bu ümmette beden çarpılması yoktur. Fakat ey akıllı fikirli adam, gönül çarpılması vardır.”
“İnsan, Allah’ın rahmetinden ümit kesmezse hiç tahmin edemediği fırsatları yakalayabilir.”
“İnsan bir şeyi arzu ediyorsa o, kişinin idealidir. Ama onu gerçekleştirmek için realiteye uygun davranması gerekir. Zamanını ve kaynağını en iyi nasıl kullanırsa hedefine ulaşabileceğini hesap etmelidir. Yoksa takıntılı şekilde sürekli hedefini düşünürse zihinsel tükenmişlik olur ve bir şey elde edemez.”
“Demek ki modernizmin getirdiği kazanımlardan istifade edip aynı zamanda geleneksel yaşamın psikolojik konforunu korumak, beklenti düzeyini alçak tutmak gerekiyor.”
“Mutlaka gönülden gönüle yol vardır derler.”
Eminim buraya kadar okuyan olmayacaktır veya olursa da teşekkür ediyorum. Kitapların kendi içimde tahlilini yapmak yahut alıntılar paylaşmak benim için küçük çaplı terapi. Üstelik kitabın kalıcı hafızaya girmesi için onu tekrar etmek, bunu ‘klavyeyle yazarak’ yapmak daha önce neden keşfetmedim dediğim bi’ uygulama. Kendime hatırlatma mahiyetinde bunu sizlerle paylaşmayı seviyorum.
Kapanışı kendime şu günlerde ‘motto’ haline getirdiğim Mevlana’nın şu sözleriyle yapmak istiyorum:
Sen çok kıymetli bir inciyi aradıkça o inci olursun,sen ekmek peşinde koşar,sadece ekmek düşünürsen ekmek kesilirsin. Sen bu nükteli ve rumuzlu sözü anlarsan her şeye aklın erer. Ne arıyorsan, neyin arkasından koşuyorsan sen o’sun, o şeysin.
Mays El Reem - Rahbani Brothers