"O sıralarda Akhilleus muhtemelen yaşayan erkeklerin en yakışıklısıydı, en kana susamışı olduğuna zaten şüphe yok ama sorun bu işte. Kaplanın yırtıcılığını güzelliğinden nasıl ayırır insan? Ya da çitanın zarafetini saldırısının süratinden? Akhilleus da böyleydi, güzellik ve dehşet aynı madalyonun iki…devamı"O sıralarda Akhilleus muhtemelen yaşayan erkeklerin en yakışıklısıydı, en kana susamışı olduğuna zaten şüphe yok ama sorun bu işte. Kaplanın yırtıcılığını güzelliğinden nasıl ayırır insan? Ya da çitanın zarafetini saldırısının süratinden? Akhilleus da böyleydi, güzellik ve dehşet aynı madalyonun iki farklı yüzüydü."
"Birden kendimizi başka bir dünyada bulduk, bir babanın evladına sevgisinin yağmalanmış bütün hazinelerden daha değerli olduğu bir dünyada."
"Her şeyini kaybedip bir oyuncak olarak Akhilleus'a verilmenin nasıl bir şey olduğunu biliyorum da ondan."
"Akhilleus'la Patroklos'un sevgili olduğuna inananlar o zaman da vardı, sonraları da hep oldu. (...) Belki ikisi gerçekten de sevgiliydi ya da bir dönem sevgili olmuşlardı ama o gece kumsalda gördüğüm şey cinselliğin ötesine geçiyordu hatta belki sevginin bile ötesine geçiyordu."
"Hayallerimden biri, Troya'yı ikimizin birlikte almasıydı. Seninle ben."
"Ne, sadece ikimiz mi?"
"Neden olmasın?"
"Akhilleus birden ileri geri yürümeyi bırakıp bronz aynaya bakıyor, aynada kendisine bakan yüzünde hiç öfke yok, sadece korku, Patroklos'u bir daha hiç göremeyeceğine dair korku var. Yıkılıyor. Çarşafların hala Patroklos'un teninin kokusunu taşıdığı yatağa kıvrılıyor, sanki sırf ismini söylemek felakete karşı koruyucu bir tılsım olabilirmiş gibi adını tekrar tekrar söylüyor. "Patroklos." Tekrar, daha yüksek sesle. "Patroklos." Savaş alanında Patroklos, Akhilleus'un adını seslendiğini duyuyor, bir saniyeliğine dikkati dağılıyor. Bir saniye ama yeterli çünkü birden tam karşısında Hektor dikiliveriyor. Patroklos, Akhilleus'un kılıcını kaldırmaya çalışıyor ama iş işten geçmiş bile. Hektor mızrağı yan tarafına bütün gücüyle saplıyor, mızrak öyle kolay giriyor ki içeri, Patroklos birden kendini yerde buluyor, kuruyan gölcükteki bir balık gibi çırpınıyor. Troyalı savaşçıların koyu renkli şekilleri başına üşüşüp ışığı kapatıyor. "Akhilleus!" diye bağırıyor Patroklos. Ve içinden kırmızı kanlar fışkırıp ruhu karanlığa kaymaya başlarken bir daha: "Akhilleus...""
"O geceyi Patroklos'la, o dümdüz uzatılmış, soğuk ve kaskatı halde yatarken yanına kıvrılarak geçiriyor."
Bu kitap savaşın ortasından başlıyor, herkes sandığımızdan daha korkunç. Odysseus özellikle. Adamı severdım.
Achilles tam bir korkak. Ve bir korkağın icadı olan ok tarafından, belki de, hayır kesinlikle, savaştaki en korkak herif tarafından ölüyor, trajikomik.
Patroclus'u seviyorum, ve Akhilleusun şarkısı kitabındakinin aksine, savaşta fazlasıyla rolu varmis, sözleri dinlenen biriymiş.
Kadınlara o kadar üzüldüm ki anlatamam. Neler çekmişler ya. Diyorum ya kimseyi sevemiyorsunuz.
Son olarak, Akhilleus'un bu kitapta anlatılan yası daha çarpıcı, daha gerçek, daha üzücü. Ama tam bir korkak, gidebilirdi, zırhı ona giydirmek yerine o da onunla gidebilirdi, ya da biliyor olması lazımdı en azından, gittiğinde geri gelmeyeceğini.
Hektor'a yaptıklarını Patroklos görse hayal kırıklığına ugrardı bence. Hektor'un bir suçu yok, "O bana ne yaptı ki?"