Film, Yuko Moriguchi adında bir öğretmenin sınıfta yaptığı uzun bir konuşmayla başlıyor. Daha ilk dakikalarda şunu anlıyorsunuz: Bu sıradan bir ders sahnesi değil. Kadın sakin, hatta fazla sakin. Ama anlattıkları ağır. Üç yaşındaki kızının okulun içinde, kendi öğrencileri tarafından öldürüldüğünü…devamıFilm, Yuko Moriguchi adında bir öğretmenin sınıfta yaptığı uzun bir konuşmayla başlıyor. Daha ilk dakikalarda şunu anlıyorsunuz: Bu sıradan bir ders sahnesi değil. Kadın sakin, hatta fazla sakin. Ama anlattıkları ağır. Üç yaşındaki kızının okulun içinde, kendi öğrencileri tarafından öldürüldüğünü öğreniyoruz. Üstelik bunun bir kaza değil, bilinçli bir ihmal sonucu olduğunu da.
Bu sahne filmin tonunu çok net belirliyor. Ne bağırma var ne ağlama. Tam tersine, sessizlik ve kontrol var. Bence asıl rahatsız edici olan da bu. İnsan ister istemez “Bu kadın ne yapacak?” diye düşünüyor.
Film ilerledikçe klasik bir anlatım yerine bölüm bölüm itiraflar izliyoruz. Her bölümde başka bir karakter konuşuyor, olaylara kendi açısından bakıyoruz. Bu da hikâyeyi tek taraflı olmaktan çıkarıyor. Kim haklı, kim suçlu, nerede hata yapıldı… Hepsi yavaş yavaş ortaya çıkıyor ama hiçbir zaman net bir rahatlama gelmiyor.
A ve B olarak adlandırılan iki öğrencinin hikâyesi filmin en çarpıcı taraflarından biri. Çocuk olmalarına rağmen oyunculukları gerçekten çok iyiydi. Kötülüğü abartmadan, bağırıp çağırmadan oynuyorlar. Bu da insanı daha çok rahatsız ediyor. Çünkü film bize “kötü çocuk” klişesi sunmuyor. Daha çok, şartlar oluştuğunda herkesin tehlikeli olabileceğini ima ediyor.
Filmde Japonya’daki 13 yaş altı çocukların cezai sorumluluğu olmaması meselesi de ciddi şekilde eleştiriliyor. Ama bunu doğrudan bağırarak yapmıyor. Daha çok şu soruyu sorduruyor: “Eğer hukuk dokunmuyorsa, vicdan yeter mi?” Öğretmenin planı da tam bu boşlukta şekilleniyor zaten.
Finale doğru film iyice kararıyor. Öğretmen artık sadece acılı bir anne değil, her şeyi hesaplayan biri hâline geliyor. Ve en kritik noktada o cümle geliyor: “Hiç yapar mıyım?”
Bu cümle beni film boyunca en çok düşündüren şey oldu. Çünkü aynı cümleyi daha önce çocuklardan biri de söylemişti ve yapmıştı. Finalde öğretmen de aynısını söylüyor. Film açık açık göstermiyor ama insan ister istemez şunu düşünüyor: Büyük ihtimalle yaptı.
Ama belki de asıl mesele bu değil. Belki film bize şunu söylüyor: Artık yapıp yapmaması önemli değil, çünkü o noktaya gelmiş olması bile yeterince korkutucu.
Film bittiğinde içimde bir rahatlama olmadı. Tam tersine, daha fazla soru kaldı. Adalet mi bu, intikam mı? Anne haklı mı, yoksa o da mı çizgiyi geçti? Çocuk olmak gerçekten masum olmak mı?
Confessions bana göre kolay izlenen ama kolay hazmedilen bir film değil. Bitince “vay be” dedirtmiyor, daha çok sessizce düşündürüyor. Ve sanırım en rahatsız edici soruyu da sona saklıyor: Hepimiz, şartlar değiştiğinde ‘hiç yapar mıyım’ diyen insanlara dönüşebilir miyiz?