Spoiler içeriyor
- 09.01.2026 - 11.01.2026 - “Benim insanla davam bitti.” Gönderilerimde pek çok kez denk geleceğiniz üzere yine ilk cümleme Frankenstein’e olan hayranlığımla başlamak istiyorum. Okuduğum andan itibaren hep zihnimde dolaşan, düşündüren bir eser oldu benim için. Bu yüzden kitabın temsil…devamı- 09.01.2026 - 11.01.2026 -
“Benim insanla davam bitti.”
Gönderilerimde pek çok kez denk geleceğiniz üzere yine ilk cümleme Frankenstein’e olan hayranlığımla başlamak istiyorum. Okuduğum andan itibaren hep zihnimde dolaşan, düşündüren bir eser oldu benim için. Bu yüzden kitabın temsil ettiği tüm felsefi yönleri ele alan bir Frankenstein yapımı arayışı içerisindeyim. Frankenstein’e dair her şeyi izlemeye çalışıyorum ve yolum bu kez Yaratılan dizisiyle kesişti. Hem de 2026’da izlediğim ilk dizi olmuş oldu. Ne tesadüftür ki bu senenin ilk filmi de ilk dizisi de Frankenstein sevdamdan doğdu.
Çağan Irmak’ın hem yönetmenliğini hem de senaristliğini yaptığı bu dizi, yalnızca 8 bölümden oluşuyor. Dizi, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı’da geçiyor. Mekan tasarımları, kostümler çok güzel düşünülmüş, sahnelere çok hoş detaylar eklenmiş. Yerli bir Frankenstein yapımı izleyeceğim için çok heyecanlanmıştım ve dizi bu heyecanımı oldukça güzel karşıladı. Üstelik yerelleştirmeyi çok güzel yaptıklarını düşünüyorum, her şey yerli yerindeydi.
Konusu Frankenstein romanından bir uyarlama zaten ama üzerinde birkaç değişiklik tabii ki yapılmış. Kitabın genel hatları ve felsefik zemini üzerinde durulmuş ama bazı yenilikler eklenmiş, güzel de olmuş. Bazı sahnelerde Ziya karakterini farklı bir oyuncunun canlandırmasını istedim ama yine de kötü değildi. İhsan karakteri ise gayet iyi yansıtılmış, hatta diziyi taşıyan en büyük yapıtaşlarındandı.
Ziya olarak tanıdığımız, eserle bağdaşlaştırırsak Victor Frankenstein’i yerini alan karakterimiz aslında hikayenin Prometheus figürü. Yani hırsın, kibrin bir tutsağı aslında. Başta kendini tıp bilimine adamış bir hekim adayıyken, sonrasında tüm etik sınırları çiğneyerek kendini Tanrıyla bir tutan bir figüre dönüşüyor. İhsan olarak tanıdığımız karakter ise eserdeki yaratığı canlandırıyor ama filmin ilk başlarında kendisi de bir hekim. Hatta öyle bir hekim ki, tıp camiasında hor görülmüş, dışlanmış yine de ideolojisinden vazgeçmemiş bir hekim. Ayrıca dizideki ana karakterlerin dışında yan karakterlerin de kendilerine has çok güzel hikayeleri vardı. Dizinin 6. bölümündeki sirk sahnelerinde olan karakterler beni çok duygulandırdı. Hatta dizinin en sevdiğim bölümü 6 ve 7 diyebilirim. Yalnızlık, dışlanmışlık, öteki olma, toplum tarafından reddedilme temalarını işlemek için çok mantıklı bir seçim olmuş sirk. Ve nihayet, kitapta olduğu gibi yaratığın yalnızlığına değinen bir yapım izlediğim için çok mutluyum. Çünkü canavar olan dış görünüşü deforme olmuş altın kalpliler değil, kalbi çirkin olanlardır.
En sevdiğim sahnelerden biri ise İhsan’ın köpeği Darwin’in deneyden sonra deforme olmuş haliyle onu tanıyabilmesi oldu. Hayvan sevgisi her şeyin ötesinde bir sevgi hali zaten, bunu bu yapımda görmek beni çok duygulandırdı. İhsan karakterindeki canavar da toplumun vicdansızlığının güzel bir örneğiydi. Ben zaten bu eserde canavarın bir adının dahi olmamasına kahroluyorum. Ve her ne kadar Frankenstein bilim kurgu alanının öncülerinden biri olsa da, bu sadece bilim kurgu değil aynı zamanda toplumsal bir konudur. Günümüzde hala çeşitli sebepler yüzünden zorbalığa maruz kalan binlerce insan var ve hissettikleri şeylerin canavardan farklı olduğunu zannetmiyorum.
Ayrıca dizide bir cehennem tasviri sahnesi vardı, o sahnede büyülendim. Öyle aşırı profesyonel bir sahne değildi ama Türk yapımında görmeye alışık olmadığımız bir şeydi ve takdir ettim. İhsan’ın halisünasyon olarak gördüğü şeytanlar da çok iyi düşünülmüş, beni etkiledi. Dizinin içerisinde kadına şiddete yönelik olan toplumsal mesajlar da hoştu, keşke bunu farklı örneklerle göstersek ama günümüzdeki dizilere bakarsak yine buna şükür.
Frankenstein kitabını okuduğumda hissettiğim duygulara en yakın duyguları yaşatan yapım bu oldu, en azından şimdilik. Dizinin felsefi ve ahlaki değerleri sorgulatan diyaloglarını çok beğendim, görsel olarak da çok güzeldi. Finaline ise biraz daha farklı beklentilerim vardı ama yine de eleştirecek kadar kötü değildi. İnsanoğlu insanlığını yine orada da konuşturdu. Kısacası, ben çok beğendim. Bölüm sayısı da az olduğu için kolaylıkla izlenir, zaten bölümlerin süreleri de kısa. Tavsiyemdir efendim.
“Hakikat, insanın kalbinin çirkinliğidir. Dışarısı yani bu dünya alem bize yalandır. Bizim gibilerin tek hakikati budur. İtilip kakılanlar hakikati birbirinde bulurlar. Bizim vatanımız, bizim toprağımız, birbirimizin kalbi kadardır. Ne kadar anlarsak birbirimizi, o kadar genişler topraklarımız.”
“Anlatılanlar hayal ürünüdür. Lakin hayal kurmak insana dair bir hakikattir.”
Frankenstein’le İlgili İzlediğim Yapımlar:
1) Frankenstein (1931)
2) Young Frankenstein (1974)
3) Sevimli Frankenştayn (1975)
4) Mary Shelley’s Frankenstein (1994)
5) Yaratılan (2023)
6) Frankenstein (2025)
Puanım: 9/10