💚 Yakınlaşmalar ~ Katie Kitamura Yakınlaşmalar'ı okurken bunun benim sevdiğim türden bir kitap olduğunu hemen anladım: sessiz ve derin. Kitap boyunca dramatik olaylar yok; bunun yerine bastırılmış duygular, söylenmeyenler ve mesafe üzerinden kurulan ilişkiler var. Bu da romanın atmosferini oldukça…devamı💚 Yakınlaşmalar ~ Katie Kitamura
Yakınlaşmalar'ı okurken bunun benim sevdiğim türden bir kitap olduğunu hemen anladım: sessiz ve derin. Kitap boyunca dramatik olaylar yok; bunun yerine bastırılmış duygular, söylenmeyenler ve mesafe üzerinden kurulan ilişkiler var. Bu da romanın atmosferini oldukça sakin ama bir o kadar da yoğun kılıyor.
Romanın merkezinde, New York'tan Lahey'e taşınan uluslararası politika alanında uzmanlaşmış bir simültane çevirmen yer alıyor. Savaş suçlarıyla yargılanan eski bir devlet başkanının davasında görev alırken, özel hayatında tüm kişisel ilişkilerini yeniden kurmaya çalışmaktadır. Avrupa'nın zengin bir şehrinin muktedirlerle dolu ortamında ve sanat müzeleri, sahaflar, restoranlarda geçen nezih sosyal yaşamında, alttan alta hissedilen potansiyel şiddetin ve sınır aşımlarının gölgesinde ayakta durmaya çabalamaktadır. Sadece söylenenleri aktarmakla yükümlü gibi görünse de işini doğru yapabilmek için herkesin zihninin içinde dolaşmak zorundadır ve etik sınırlarını sorgulamaya başlar.
Bence kitabın en güçlü yanı, yakınlık kavramını romantik bir ideal olarak sunmaması. Yakınlaşma çoğu zaman rahatsız edici, kırılgan ve geçici bir hâl olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlar birbirine yaklaştıkça değil, mesafelerini korudukça ayakta kalıyor gibiler. Özellikle evlilik, dostluk ve aile ilişkileri bu mesafe üzerinden sorgulanıyor.
Bu noktada romanda geçen Zeuxis ve Parrhasius hikâyesi, kitabı okurken beni en çok etkileyen detaylardan biri oldu. Antik Yunan'ın bu iki ünlü ressamı, resimde "gerçeğe en yakın olanı" yapma iddiasıyla yarışır. Zeuxis öyle gerçekçi üzümler çizer ki kuşlar gelip onları gagalar. Doğayı bile kandırdığı için gururlanır. Ancak Parrhasius'un resmi bir örtüyle kapalıdır. Zeuxis örtüyü kaldırmak isterken asıl gerçeği fark eder: O örtü resmin kendisidir. Böylece Zeuxis yenilgiyi kabul eder ve “Ben kuşları aldattım, sen ise bir ressamı,” der.
Yakınlaşmalar da tam olarak bu zeminde ilerliyor. Roman boyunca anlatılan şey, sessizliklerin, mesafelerin ve belirsizliğin içindeki gerilim. Romandaki ilişkiler de Parrhasius’un örtüsü gibi: Bir yakınlık vardır ama ne kadarının gerçek olduğu belirsizdir. Karakterler birbirlerine yaklaşır, konuşur, birlikte zaman geçirir; fakat okur olarak sürekli şunu hissederiz: Ortada görünen bir şey vardır ama asıl olan başka bir yerdedir.
Kitapta gerçeklik hiçbir zaman netleşmez. İnsanların söyledikleriyle hissettikleri, durdukları yerle iç dünyaları arasında hep bir mesafe vardır. Zeuxis'in kuşları aldatması gibi, romandaki karakterler de çoğu zaman başkalarını değil, kendilerini ikna eder. Bir ilişkiye, bir bağa, bir yakınlığa... Ama o bağ gerçekten var mıdır, yoksa sadece kaldırılmayı bekleyen bir örtü mü, asla tam olarak bilemeyiz.
Anlatıcının bulunduğu yere tam anlamıyla ait olamaması ve çevirmen kimliğiyle kurulan metafor da oldukça etkileyici. Anlatıcı sadece dili değil, duyguları da çevirmeye çalışıyor; fakat bazı şeylerin çevrilemediğini, olduğu gibi kaldığını görüyoruz. Bu durum romandaki yabancılık hissini derinleştiriyor.
Yakınlaşmalar hızlı tüketilen, olay odaklı bir roman değil. Daha çok bir ruh hâli kitabı gibi. Sessizliği, mesafeyi ve belirsizliği sevenler için anlamlı bir okuma olabilir. 🙇🏻♀️