Kitabın kapağında bulunan yer İngiltere’de bulunan Hertford House’taki The Wallace Collection’un en meşhur odası olan The Great Gallery’e aşırı benziyor, kanımca oradan ilhamla bu resim tasvir edilmiş. Aynı zamanda benim İngiltere’de ilk ziyaret ettiğim yerdir kendisi ve ben bunu kitabın…devamıKitabın kapağında bulunan yer İngiltere’de bulunan Hertford House’taki The Wallace Collection’un en meşhur odası olan The Great Gallery’e aşırı benziyor, kanımca oradan ilhamla bu resim tasvir edilmiş. Aynı zamanda benim İngiltere’de ilk ziyaret ettiğim yerdir kendisi ve ben bunu kitabın 50. Sayfalarında fark ettim.
Açıkçası ilk defa bu tarz bir kitap okudum. Başlarda hatta kitabı bana kimin önerdiğini hiç hatırlayamadım ve konusundan pek hoşlanmadım. Yine de kitabı bitirdikten sonra aynı görüşte değildim. Kitap İngiltere’de Darlington Malikanesinde çalışan bir baş uşağın son zamanlardaki dalgınlıkları hasebiyle işvereninin ona minik bir seyahate çıkmasını önermesiyle başlıyor. Tabi Bayan Kenton’un mektubu da cabası. Bu yolculuk boyunca sık sık geçmişe gidip Bay Stevens’ın anılarına şahit oluyoruz. Her zaman Bay Stevens’ın gözüyle. Yine de olaylar öylesine apaçık ki kimin gözünden olduğunun da pek önemi yok.
İnsanlar nasıl bu kadar etkilenmiş bu kitaptan bilmiyorum ama sanırım birkaç tahmin yapabilirim. Bay Stevens’ın kendine aykırı hiçbir harekette bulunmaması, son ana kadar hep bunu özenle koruması. Beyfendinin en büyük hayali vakur bir baş uşak olmak. Bunun için insanlıktan uzak davranışlar sergileyerek vakur olduğunu düşünüyor. Neden böyle söyledim çünkü vicdandan uzak hareket etmeyi vakurlukla bağdaştırıyor. Bir insan nasıl babası ölürken hiçbir olağan tepki vermeyerek işini hakkıyla yaptığı için bundan gurur duyabilir ki? Kendi hayatını nasıl bu kadar önemsiz görebilir.. Kitabın bir yerinde Bayan Kenton sanki karşımda bir duvar var sizin yerinize tarzında bir ifade kullanmıştı kesinlikle haklıydı.
“Neden, neden hep olduğunuzdan başka türlü görünmek zorundasınız?”
Bayan Kenton insani tepkiler verebilen biriydi en büyük imtihanı ise Bay Stevens’a aşık olmaktı. Bay Stevens’ın zaten kendinden haberi yok. Adamı tokatlayarak sen o kadına aşıksın demek istedim kaç sefer. Belki, kitabın son sayfalarında kullandığı şu ifadeyle o da anlamıştır bunu diye düşünüyorum:
Bayan Kenton: “‘Yaşamımı nasıl berbat ettim’ diye düşündüğümüz zamanlar, son derece umutsuz zamanlar olmuyor anlamına gelmez elbette. İşte o zaman yaşamış olabileceğiniz farklı bir yaşamı, daha güzel bir yaşamı düşünmeye başlıyorsunuz. Örneğin sizinle geçirilmiş olabilecek bir yaşamı düşünmeye başlıyorum, Bay Stevens.”
Bay Stevens: -iç sesiyle- “Bu sözlerin imaları içimde bir nebze keder doğuracak türdendi. Aslında -neden itiraf etmeyeyim- yüreğim paramparça oldu o an.”
Çok şükür ya senin de bir kalbin varmış Bay Stevens keşke daha önce fark etseydin. Tam ikna oluyorum sonra bunları düşününce adam yine Lord Darlington diye ağladığını düşünüyor. Bayan Kenton her şeyi denedi ama Bay Stevens işine adamıştı kendini. Tamam kızıyorum ama Bay Stevens zaten başka şekilde yaşayamazdı. Bayan Kenton’un evden kaçan o kahyaların bıraktığı mektuba neden biraz fazla içlendiğinin sebebi de apaçık. “Paramız yok ama kimin umurunda aşkımız var ve kim daha fazlasını ister birbirimize sahibiz insanın yaşamı boyunca isteyebileceği tek şey bu işte.” Bay Stevens’tan istediği şey buydu. Ama o zamanlar fark edemezdi Bay Stevens. İşiyle öylesine meşguldü ki..
Yıllar geçtikten sonra gördü gerçekleri ama o zaman da her şey için çok geçti. Ve evet bu dediklerim hiçbir satırda alenen bahsedilmedi kitabı etkileyici yapan şey de tam olarak bu oluyor. Bunlar herkesin bildiği ama kimsenin okumadığı şeyler. Yazar bunu ustalıkla ve tamamen sade bir anlatımla başarıyor. Söylenecek pek fazla şey yok. İnsanın duygularını yaşaması hiçbir gerekçe ile baskılanmamalı bana göre. Yoksa o baskılanan duygular insanı içten içe çürütür. Neden demedim, neden yapmadım.. diye. “Geç kalınmış duygular, insanın içinde çürür. “ Ve verilen tepkilerden ziyade yahut yapılan yanlışlardan çok söylenmeyen sözler yapılmayan yanlışlar oturur insanın yüreğine. Bu böyledir. “Gereksiz yere deşiyorum geçmişi, neredeyse hastalıklı bir biçimde.” Bu sözleri söyletir insana sonra. Vakur bir baş uşak olmanda pek işine yaramaz sonra. Plaket filan vermezler yani. Sen kafanda kendini en üst mertebeye koysan da geçmişin sillesini yemişsindir bi hayli.
******
“Ama insan, geriye dönüp bakabilmenin aydınlığına gecmişinde bu tür ‘dönüm noktaları’ aradı mı, bunları her yerde görmeye başlıyor galiba.”
“Yaşamınızın akışını denetim altına alabilmek için ne yapabilirdiniz ne yapamazdınız bunları düşünerek kendinizi yiyip bitirmenin ne anlamı var?”
“Bugünün dünyası ince ve soylu içgüdülerin barınamayacağı kadar pis bir yer.”
“Yeryüzündeki adaletsizliğe ve ıstıraplara son verildiğini görme isteği yüreğinde öyle derin kök salmıştı ki başka türlü davranamazdı.”