Spoiler içeriyor
Genji,imparatorun güzeller güzeli oğludur. Onu imparatorun gözde cariyesi Kiritsubo dünyaya getirmiştir. Kiritsubo tamamen soylu bir sınıfa mensup değildir. İmparatorun favorisi olduğunda sarayda herkes onun ayağını kaydırmaya çalışmıştır. Genç ve güzel Kiritsubo,Genji’yi doğurduktan kısa süre sonra dünyaya gözlerini yumar. Büyükannesi ölene…devamıGenji,imparatorun güzeller güzeli oğludur. Onu imparatorun gözde cariyesi Kiritsubo dünyaya getirmiştir. Kiritsubo tamamen soylu bir sınıfa mensup değildir. İmparatorun favorisi olduğunda sarayda herkes onun ayağını kaydırmaya çalışmıştır.
Genç ve güzel Kiritsubo,Genji’yi doğurduktan kısa süre sonra dünyaya gözlerini yumar. Büyükannesi ölene kadar onunla yaşayan Genji,büyükannesi öldükten sonra da saraya taşınır. Girdiği ortama neşe getiren,güzelliği kadınları bile kıskandıran “Işık Saçan Genji” babasından hiçbir rütbe almadan büyür. Çünkü imparator, diğer eşi Kokiden ve veliaht prens olan ilk oğlunun ona bir kötülük yapmasından çekinir.
Genji tahta hiçbir zaman oturmayacağı için bununla ilgili bir eğitim de almaz. Fakat çok güzel dans eder ve müziğe karşı özel bir yeteneği vardır. 12 yaşına gelene yani bir yetişkin sayılana kadar imparatorun yeni cariyesi Fujitsubo ile birlikte büyür. Genç cariye Genji’den sadece birkaç yaş büyüktür. Tuhaf bir şekilde Genji’nin annesi Kiritsubo’nun neredeyse aynısıdır.
Genji Monogatari iki ciltlik hikayesiyle
bir tebessümü dünyanın bütün problemlerini çözebilecek prens Genji’nin başından geçenleri ve aşk maceralarını anlatır. 12 yaşında evlenir, hayatına birbirinden farklı bir sürü kadın girer. Fakat onun aklının bir köşesinde hep üvey annesi,babasının cariyesi Fujitsubo vardır.
İkinci cildin bir kısmından sonra ise hikaye Genji’nin oğlu Kaoru ve torunu Prens Niou’ya kayar.
Genji Monogatari dünyanın ilk romanı olarak kabul ediliyor. Bu tür monogatariler genelde saray kadınlarının elinden çıkıyormuş. Yazarımız Murasaki Shikibu da Heian döneminde yaşayıp sarayda nedimelik yapan soylu bir saray kadınıymış. Eser 11.yüzyılda yazılmaya başlanmış.
Hikaye hem o dönemin toplumunu çok iyi bir şekilde anlatıyor hem de Japonların Çin şiirinden nasıl etkilendiklerini gösteriyor. Eser boyunca düzyazı ve wakalar (şiirler) iç içeydi. Ve şunu söylemeliyim ki çeviriler müthişti! Oğuz Baykara kafiyeleri de çok iyi uydurmuş. Kendisi klasik Japonca eğitimi da almış. Bu her yiğidin harcı değildir. Aynı değil ama ben de iki yıl Hanca dersi (eski Çince) almıştım. Ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyorum.
Kadınların yazdığı ve sıradan bir aşk hikayesi olarak görülüp küçümsenen hatta okuması günah olarak kabul edilen bu monogatari sonradan bir “erkek klasiğine” dönüşmüş desem (!) hatta Murasaki Shikibu’nun bir günlüğüne göre babası o bir erkek olarak doğmadı diye çok üzülüyormuş (!)
Her neyse,Genji Monogatari sadece Japon edebiyatı için değil dünya edebiyatı için de çok önemli bir eser. Okuduğum başka bir sürü Japon klasiğinde Genji’ye hep gönderme yapıldığı için çok merak ediyordum. Kitabı geçen sene almıştım ama daha yeni okuyabildim. Çünkü çok uzun olduğu için okumaya cesaret edememiştim. Kitap iki cilt ve yaklaşık 1500 sayfa. Okumam yaklaşık iki haftamı aldı.
Okurken hep Genji bir isim mi yoksa bir rütbe mi diye aklıma takılmıştı. Babası tarafından bu prense verilen Genji adı aslında Minamoto olarak okunuyormuş ve Minamoto da imparatorluk üzerinde hak iddia etmeyen bir soyu ifade ediyormuş. Yani Genji annesi soylu olmadığı için bu adı alıyor.
Kitabı beğendim mi?
Çok aşırı beğendiğimi söyleyemem. Hatta bazı yerleri kopuk buldum. Bazı olaylar anlatılmıyor ve zaman atlıyor. Ama karakterleri,betimlemeleri ve şiir sevmediğim halde şiirleri çok beğendim. Kitap kendi dönemi için aşırı iyi bir eser. Bir kadın çıkıyor ve sonunda iki boyutlu karakterlerin hikayeleri son buluyor. Güçlü tasvirleri ve Çin şiiri konusunda bilgisi ve kültürüyle yeteneklerini göz önüne seriyor.
Acaba Murasaki Shikibu’nun aklındaki Genji nasıl bir erkekti? O dönem bu kadar güzel kabul edilen bir erkek nasıl görünüyordu merak ediyorum.
Şimdi burada spoya giriyorum***
Ah Genji! Sen yok musun! Eser boyunca yediği naneleri saymakla bitiremem. Kaç kadınla flört etti,birlikte oldu diye liste tutuyordum. 18’den sonra saymayı bıraktım.
Annesine çok benzeyen bir kadına aşık olması bana tuhaf geldi…evet,annesi genç yaşta öldü diye onunla ilgili pek anısı dahi yok. Ama
bence tuhaf işte…üstelik üvey annesini hamile bırakıyor! Fujitsubo Genji’nin çocuğunu ona bir “kardeş” olarak doğuruyor (!)
Bir diğer iğrençlik de Fujitsubo’ya benziyor diye Genji’nin çocuk yaştaki Murasaki’yi evine alıp onu kendisi için büyütmesi !! İstediği gibi bir kadın gibi olsun diye ona şekil veriyor!
Başka nelere değinsem ki? Henüz 20 yaşında bile değilken 60 yaşındaki bir saray hanımıyla birlikte oluyor. Kuzeniyle dahi flört ediyor! Çok sevdiği ve ölümüyle yıkıldığı Akşamsefası’nın kızı Tamazakura’ya dahi göz koyuyor! Kendi oğlu Yugiri ergenlik çağına geldiğinde onu Murasaki’den uzak tutuyor çünkü Yugiri’nin tıpkı kendi gençliğindeki gibi üvey annesiyle bir ilişki yaşayacağından korkuyor!
Genji böyle birisi işte…
son evliliğini yeğeni ile yapıyor -yapmak zorunda kalıyor,imparator olan abisi onu zor durumda bırakıyor- ve belki de yaptıklarının cezasını bu prensesin ihanetiyle ödüyor. Ama aslında hiçbir zaman cezalandırılmıyor ki bence. Güzelliğiyle kadınları mutlu ediyor,onları terk etmeyip onlara evini açıyor ama çok kalp kırıyor…Heian dönemi erkekleri çiçekten çiçeğe konup duruyor. Hiç tek eşli adam yok gibi bir şey. Kadınlar ise üzerlerine kapatılmış perdelerin,paravanların arkasında erkekler ne isterse onu yapmak zorunda kalıyor. Karşılık vermek istemedikleri halde prens ya da soylu birisi diye bu adamları gücendirmemeye çalışıyorlar.
Bir diğer sinir bozan şey ise kadınlardan hep bir avuntu beklenmesi. Fujitsubo Kiritsubo’ya benziyor diye saraya alınıyor. Genji de Murasaki’yi Fujitsubo’ya benziyor diye yanına alıyor. Ukifune de Oigime’ye benziyor diye Kaoru onda “aslını” bulmaya çalışıyor.
Hikayenin sonunda Ukifune eski hayatına dönmediği için ben mutlu oldum aslında. Kızı bir türlü rahat bırakmadılar ve huzur bulamadı.
Son olarak Leydi Rokujo’ya değinmek istiyorum. Rokujo da Genji’nin henüz 20 yaşına dahi gelmemişken görüştüğü kadınlardan birisiydi. Rahmetli amcasının dul kalan eşiydi (!) ve 30’lu yaşlarındaydı. Ben Rokujo’nun güçlerinin gizemini öğrenmeyi çok isterdim. Genji’nin hayatındaki kadınların çoğunu habis ruhuyla o öldürdü ya da rahatsız etti. Romanda keşke buna ayrıntılı olarak değinilseydi. Genji’nin Rokujo’ya hiç hesap sorduğu bir bölüm dahi yok. Burası çok havada kalmış.
İyiki okumuşum.