“Menajerimle Aşk” hikayesi 40 cı bölüm: “Ayrılık” 💔 🔖Final.. Eve gidiyordum… Sokağın başında bir ambulans gördüm. Kalabalık vardı. Önce anlamadım. Sonra sedyeyi çıkardılar… ‘Murat’. Olduğum yere çakıldım. Ne adım atabildim ne ses çıkarabildim. Yüreğim avuçlarımın içine düştü sanki. Dizlerim beni…devamı“Menajerimle Aşk” hikayesi
40 cı bölüm: “Ayrılık” 💔
🔖Final..
Eve gidiyordum… Sokağın başında bir ambulans gördüm. Kalabalık vardı. Önce anlamadım. Sonra sedyeyi çıkardılar… ‘Murat’.
Olduğum yere çakıldım. Ne adım atabildim ne ses çıkarabildim. Yüreğim avuçlarımın içine düştü sanki. Dizlerim beni taşımadı. Murat diye bildim… ama inanamadım.
Fatih koşarak geldi. Elimden tuttu. Dudakları kıpırdıyordu ama sesini duymuyordum. Dünya susmuştu.
İnci, kendine gel… diye sarıldı bana.
“Murat kötüleşti, hastaneye götürüyoruz. Hadi gel…”
Hastanedeydik.
Zaman duvarlara çarpıp geri dönüyordu. Doktor çıktı. Feride, kardeşi… sesi titreyerek sordu:
“İyileşecek mi?”
Doktorun yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
“Vücudu direnmekte zorlanıyor. Ne yazık ki…”
Feride’nin çığlığı hastanenin içine gömüldü.
“Sakın… sakın bana ‘ne yazık ki’ deme!” diye haykırdı ve yere yığıldı.
Gökhan’a döndü, gözleri çıldırmış gibiydi:
“Ne olur söyle ona, ‘ne yazık ki’ demesin… dayanamam.”
“Canımı getir bana… ne olur onu getir bana…”
Ağlamıyordu…İsyan ediyordu.
Ben…Sadece bakıyordum.
Ne ağlayabiliyordum ne yaklaşabiliyordum. İçimde hiçbir şey yok gibiydi. Boşluk. Donukluk.
Son kez… Kocamın yanına girdim. Elim ayağım titreyerek.
Yüzü solgundu. Göz altları çökmüş, damarlarından serum akıyordu. Ama hala Murat’tı.
Yanına oturdum. Elini tuttum.
Gözlerini güçlükle araladı.
“Sevgilim…” dedi.
“Canım…” dedim, sesim titreyerek.
“Buradayım. Korkma. Yanındayım.”
Derin bir nefes aldı.
“Bir rüya gördüm,” dedi.
“Başım dizlerindeydi senin cennette gibiydim… Ama içimde garip bir hüzün var, biliyor musun? Sanki birazdan gökyüzüne gideceğim.”
“Hayır,” dedim.
“Sen hep benim yanımda olacaksın. Ben senin yanında olacağım. O güzel gözlerinle bana bakacaksın. Daha yaşayacak çok şeyimiz var Murat. Gökyüzünde değil, yanımda olman lazım.”
Yüzüme baktı. Hafifçe gülümsedi.
“Ölmek için çok gencim değil mi?”
“Ölümden bahsetme, ne olur…”
“Affet beni sevgilim,” dedi.
“Senden son bir şey isteyeceğim…”
Gözlerimin içine baktı.
“Bizi ölümsüz yapar mısın? Döker misin kelimeleri…
Ve sonunda şöyle dersin:
‘Her ayrılık, bir parça ölüm taşır içinde.
Bir tesadüfle başladı aşkımız ama ölümsüz bir aşkla bitecek.’”
Bir damla yaş süzüldü gözünden.
Sonra gözlerini kapattı.
Sesi kısık, neredeyse fısıltıydı:
“Seni bir yaz gününe benzetmek mi…ne gezer?”
Elimi son kez sıktı. Nefesi yavaşladı.
“Seni çok sevdim…”
Son sözlerini söyledi.. Gözleri kapandı ve bir daha hiç açılmadı.
Elini tuttum, soğuduğunu hissettim. Daha da sıkı tuttum… Sarıldım,
Ağladım…
Gözümde tek bir damla yaş kalmayana kadar.
Sesim tükendi,
içimdeki boşluk dolmadı.
Bana söylediyi sözler beynimde yankılandı durmadan:
Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
Taze tomurcukları sert rüzgarlar örseler,
Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
Ve sık sık kararı da yaldız düşer yüzünden;
Her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak
Kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
Güzelliğin yitmez ki asla olmaz ki hurda;
Gölgesindesin diye ecel caka satamaz
Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda:
İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir,
Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir.