Spoiler içeriyor
Fantastik türde filmlere hep uzak durdum ama son yıllarda izlemeye çalışıyorum ara ara, dün akşam da daha önce hakkında onlarca dizi, film, kitap yazılan Frankenstein efsanesi üzerine 2025'de Netflix'in çektiği 2,5 saatlik filmi izledik ailece... Oldukça uzun ve insanı düşündüren…devamıFantastik türde filmlere hep uzak durdum ama son yıllarda izlemeye çalışıyorum ara ara, dün akşam da daha önce hakkında onlarca dizi, film, kitap yazılan Frankenstein efsanesi üzerine 2025'de Netflix'in çektiği 2,5 saatlik filmi izledik ailece... Oldukça uzun ve insanı düşündüren bir tarafı vardı filmin, bana düşündürdüklerini ayrıca yazacağım, bu türü sevenlere önerebileceğim bir film olmuş. Özellikle dekorlar ve kostümler gerçekten muhteşem; film boyunca karanlık ve soğuk bir dünya hissi çok iyi geçiyor.
Açıkçası film beni yalnızca hikâyesiyle değil, düşündürdükleriyle de içine çekti. Belki yönetmenin amacı tam olarak bunlar değildi ama ben izlerken bambaşka yerlere gittim.
En başta şu düşünce çarptı yüzüme: “Yaratmak” fikri, insanın haddine düşecek bir iş değil. Yaratmak; mutlak anlamıyla, yoktan var etmek, can vermek, ruh üflemek… bu kudret yalnızca Yüce Allah’a ait bir sıfat. Biz Müslümanlar O’nun yaratmasının ne kadar kusursuz olduğunu biliriz. Sadece insanın bedenine bakınca bile; ölçü, denge, hikmet, sistem, uyum… hepsi yerli yerinde. İnsan ise en fazla var olanı dönüştürebilir, şekillendirebilir, birleştirebilir. Ama “Ben de yaratırım” demek başka bir iddia. Film tam da bu iddianın, yani insanın haddini aşmasının nasıl sonuçlar doğuracağını yüzümüze vuruyor. Üstelik bunu bir bilim kurgu heyecanıyla değil, ağır bir bedelle anlatıyor.
Filmin beni etkileyen ikinci düşüncesi ise ölümün anlamıydı. Normalde insanlar ölümü korku gibi görür. Halbuki ölebilmek, bir açıdan büyük bir şükür sebebi değil mi? Filmde Frankenstein’in yarattığı varlık, ölememenin ne kadar büyük bir azaba dönüşebileceğini hissettiriyordu. Çünkü onun için hayat, bir hediye değil; bitmeyen bir yalnızlığa ve acıya dönüşmüş gibiydi. Ölemediği için, kendisini bu hâle sokan kişiye isyan ediyordu. Burada insan ister istemez şunu düşünüyor: Bazen ölüm bir son değil; bir tamamlanma, bir kapanış, bir rahmettir. Bitmeyen bir yük, bitmeyen bir dışlanma, bitmeyen bir acı… insanın ruhunu da aklını da tüketir.
Film boyunca içimde büyüyen bir başka duygu da şuydu: Rabbimizin kudreti… Ne kadar büyük, ne kadar kusursuz, ne kadar eksiksiz. İnsan, bir şeyleri başardığında bazen kendini fazla büyütüyor. Oysa film bana şunu tekrar hatırlattı: İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, her şeyi kontrol edemez. Çünkü hikmet insanda değil, ilahi düzende. Kontrol hırsı, gurur ve kibir devreye girince, niyet iyi bile başlasa sonuç felakete dönüşebiliyor. Victor Frankenstein belki bir şeyi “başarmış” gibi göründü ama aslında yaptığı şey bir başarı değil; bir sorumluluk yüküydü. Ve bu sorumluluğun altında hem kendi ezildi, hem de başkasını ezdi.
Bir de canavarın tarafı var… Film bana şunu da düşündürdü: İnsan bazen kötü olduğu için dışlanmıyor; dışlandığı için kötüleşiyor. Canavarın trajedisi “kötü doğmak” değil sanki; sevgi görmemek, anlaşılmamak, itilmeye itilmek. İnsan sıcaklığı yerine soğuk bir bakışla karşılaşınca, kalbi de soğuyor. Böyle olunca bir noktadan sonra artık sadece öfke kalıyor geriye. Bu açıdan Frankenstein, sadece bir yaratık hikâyesi değil; insanın merhametle imtihanı gibi de.
Film uzun bir filmdi, bunu da söylemeden geçemem. Yer yer sıkıldığım anlar oldu. Ama görsel tarafı gerçekten çok etkileyiciydi. Dekorlar, kostümler, atmosfer… sinematografi anlamında muhteşem bir dünya kurulmuştu. Bazen hikâyeden kopacak gibi olsam bile film o görsel gücüyle tekrar içine çekti.
Ve final… *SPOİLER İÇERİR*
.
.
.
.
.
Bence filmin en kıymetli mesajı belki de en son sahnede saklıydı. Victor Frankenstein, yarattığı varlığa dönüp özür diledi. Ve yaratık da onu affetti. Bu sahne, benim için filmin en insani ve en ders verici anıydı. Çünkü insan hatasını kabullenmekte zorlanır. Hele ki büyüklük taslayan, “ben yaptım” diyen biri için özür dilemek daha da zordur. Ama işte gerçek olgunluk burada başlıyor: Yanlışını görmek, sorumluluğunu almak ve gönülden “özür dileyebilmek”…
Affetmek de ayrı bir erdem. Herkes affedemez. Kimi kırdığı yerden güç devşirir, kimi acısından intikam çıkarır. Ama affedebilmek, insanı insan yapan bir şeydir. Belki de bu yüzden film, bunca karanlığın ardından son sözünü şuna bağladı: Bazen bir “özür”, bir hayatı geri getirmez… ama bir yüreği geri getirir.*
İyi Seyirler...