Biraz orta doğu hakında bahsetmek istiyorum Batı şunu çok iyi biliyorlardı: “Bir devlete herkes aynı fikirde değilse, o ülke güçlü olamaz.” Bu yüzden Orta Doğu’da önce sınırları değil, kimlikleri parçaladılar. Kürt’ü Kürt’ten ayırdılar, Arap’ı Arap’a düşman ettiler. Sünni’ye Şii’yi tehdit…devamıBiraz orta doğu hakında bahsetmek istiyorum
Batı şunu çok iyi biliyorlardı: “Bir devlete herkes aynı fikirde değilse, o ülke güçlü olamaz.” Bu yüzden Orta Doğu’da önce sınırları değil, kimlikleri parçaladılar. Kürt’ü Kürt’ten ayırdılar, Arap’ı Arap’a düşman ettiler. Sünni’ye Şii’yi tehdit gibi gösterdiler, Şii’ye Sünni’yi düşman bellettiler. Alevi’yi yalnızlaştırdılar, herkese ayrı bir korku verdiler. Aynı Allah’a inanan, aynı sofrada ekmek yiyen insanları birbirine şüpheyle bakar hale getirdiler. Silah sonradan geldi; ayrışma önceydi.
İngiltere ve Fransa harita çizerken hata yapmadı, plan yaptı.
Cetvelle çizilen sınırlar bilinçliydi. Kürtleri dört parçaya böldüler; hiçbir yerde güçlü olamasınlar diye. Irak’ta çoğunluğu yönetime yabancı bıraktılar, azınlığı iktidara taşıdılar; kin kalıcı olsun diye. Suriye’de farklı kimlikleri çatışmaya müsait bir kazana koydular. Lübnan’da mezhebi devletin temeline yerleştirdiler; kriz hiç bitmesin diye. Bu cehalet değil, usta işi bir bölme operasyonuydu.
Görünürde “medeniyet”, gerçekte kontrol vardı.
Barış dediler, savaş ekteler. Düzen dediler, kaos bıraktılar. Çünkü kaos olan yerde müdahale olur, müdahale olan yerde sömürü olur. Güçlü devlet istemediler; birbirine düşmüş toplumlar istediler. Petrolü olan ama iradesi olmayan, nüfusu olan ama birliği olmayan ülkeler kurdular. Orta Doğu’nun kaderi böyle yazıldı
ONLAR BİZ BÖLÜNDÜKÇE KAZANDI.
Birbirimize düştüğümüz her gün, başkaları masada kazandı. Biz mezhep tartışırken onlar petrol anlaşmaları imzaladı. Biz etnik kimlik kavgası verirken onlar sınır ötesi şirketler kurdu. Güçlü, tek sesli devletler yerine; borçlu, bağımlı, içten parçalı ülkeler yarattılar. Çünkü kavgalı toplum itiraz edemez, hesap soramaz, ayağa kalkamaz.
En büyük kazançları: KONTROL.
Bir ülke iç barışı sağlayamazsa, güvenliğini dışarıdan ister. O güvenlik askerle gelir, üslerle kalır, yıllarca çıkmaz. Böylece Orta Doğu, “yardım edilen” değil, gözetlenen bir coğrafya oldu. Kim iktidara gelecek, hangi lider devrilecek, hangi kriz ne zaman patlayacak — hepsi dışarıdan ayarlandı. Çünkü içeride birlik yoksa, direksiyon başkalarına geçer.
İkinci kazanç: PARA. Büyük para.
Silah sattılar. Hem A tarafına hem B tarafına. Aynı kurşun iki kez kazandırdı. Savaş uzadıkça kazanç arttı. Yeniden inşa dediler, şehirleri yeniden sattılar. Borç verdiler, faiziyle geri aldılar. Kaynaklarımızı ucuza aldılar, bize pahalı sattılar. Fakirlik bizde kaldı, kâr onlarda.
Üçüncü kazanç: ZİHİNSEL ÜSTÜNLÜK.
Bizi kendimize yabancılaştırdılar. Tarihimizi “geri”, inancımızı “sorun”, birliğimizi “tehlike” gibi gösterdiler. Kendi değerlerimizi savununca radikal, onların düzenini kabul edince makul olduk. Böylece sadece toprak değil, özgüven de işgal edildi. Kendine inanmayan toplum başkasına muhtaç olur.
Dördüncü kazanç: RAKİPSİZLİK.
Birleşik bir Orta Doğu; bilimde, ekonomide, enerjide rakip olurdu. O ihtimali daha doğmadan boğdular. Parçalanmış ülkeler küresel güç olamaz. Ayrı ayrı pazarlık yapanlar ucuz gider. İşte bu yüzden bizi asla yan yana gelmiş halde görmek istemediler.