Netflix’in son zamanlarda en çok ses getiren yapımlarından biri olan, 8 Emmy ödüllü ve 4 bölümlük mini dizi Adolescence; sadece bir suç draması değil, aynı zamanda dijital dünyanın karanlık yüzüne tutulan sarsıcı bir ayna. Dizi, her ne kadar gerçek bir…devamıNetflix’in son zamanlarda en çok ses getiren yapımlarından biri olan, 8 Emmy ödüllü ve 4 bölümlük mini dizi Adolescence; sadece bir suç draması değil, aynı zamanda dijital dünyanın karanlık yüzüne tutulan sarsıcı bir ayna. Dizi, her ne kadar gerçek bir hikayeden esinlenmiş hissi uyandırsa da aslında son yıllarda İngiltere ve Avrupa genelinde genç erkekler arasında artış gösteren şiddet eğiliminden ilham alıyor.
Dizi, dünyada hızla yayılmaya başlayan Manosphere kültürü ve onun en uç kollarından biri olan Incel kavramına odaklanıyor. Bir çocuğun suçluya dönüşme sürecindeki sosyal ve dijital faktörleri titizlikle irdeliyor. Bu irdelemeyi; suçlu-mağdur, katil-maktul gibi kavramların birbirine karıştığı ve grileştiği bir tonda başarıyla gerçekleştiriyor. Dedektiflerin olayı çözerken bocaladığını gördüğümüz anlarda, kuşağın arasındaki o devasa uçurumu iliklerimize kadar hissediyoruz.
Dizinin teknik başarısı ise kuşkusuz en çok konuşulan yönü. Yapım, plan-sekans (kesintisiz çekim) tekniği ile çekilmiş; yani yaklaşık 50 dakikalık bölümler hiç ara verilmeden, tek seferde kaydedilmiş. Oyuncular ve teknik ekip, tek bir bölüm için haftalarca prova yaparak her saniyenin koreografisini ezberlemiş. En küçük bir hatada tüm çekimin çöpe gidip en baştan başladığı bu süreçte, örneğin 2. bölüm ancak 13. denemede tamamlanabilmiş. Bu zahmetli tekniğin meyvesi ise izleyiciye geçen aşırı gerçekçi atmosfer, nefes kesen bir tempo ve olayları karakterlerle eş zamanlı yaşama hissi oluyor. İnanması güç olsa da o meşhur drone sahnesi bile bu kesintisiz bütünlüğün bir parçası.
Dizinin bir başka etkileyici tarafı ise olayları aydınlatmaya çalışan dedektiflerin, Z ve özellikle Alfa kuşağının dijital evreninden tamamen bihaber olmaları nedeniyle yaşadıkları çaresizlik. Kendi adıma, çocuklarla iç içe olan bir öğretmen olarak, bu dijital kültüre bazen ne kadar uzak kalabildiğimizi fark etmek sarsıcıydı. Özellikle emojilerin renklerinin bile arkasında yatan radikal anlamları öğrendikçe şaşırmamak elde değil.
Oyunculukların başarısı, kazanılan Emmy ödülleriyle zaten tescillenmiş durumda; karakterlerin her biri referans niteliğinde bir performans sergiliyor. Adolescence, siyah kalplerin veya şifreli mesajların göründüğü kadar masum olmadığını hatırlatırken, suçlu yaratmaya devam eden dijital algoritmalar üzerine hepimizi derin derin düşünmeye itiyor.