Yüzyıllardan beri erkeklerin savaşlardaki başarıları, güçleri, yiğitlikleriyle anılan Truva Savaşını yunanlıların işgalinin ardından akhilleusun kölesi olan Briseis'in dilinden anlatan Kızların Suskunluğu, truvalı ya da yunanlı, genç ya da yaşlı olduğu fark etmeksizin savaşta göz ardı edilen kadınların maruz kaldığı işkencelere,…devamıYüzyıllardan beri erkeklerin savaşlardaki başarıları, güçleri, yiğitlikleriyle anılan Truva Savaşını yunanlıların işgalinin ardından akhilleusun kölesi olan Briseis'in dilinden anlatan Kızların Suskunluğu, truvalı ya da yunanlı, genç ya da yaşlı olduğu fark etmeksizin savaşta göz ardı edilen kadınların maruz kaldığı işkencelere, köleliğe, tecavüze ve cinayetlere değiniyor. Bir erkeğin karısı, kızı, annesi olarak savaşta kayıp vermelerinin ardında sağ kalan olmanın, üstelik bir kadın olmanın yaşamlarını ne derece korkunç hale getirdiğini, toplumun onlara öğrettiği "kadına suskunluk yakışır." algısıyla asla dile getirilmeyişiyle acı çekmiş tüm kadınların nasıl arka plana atıldığını sert ve tüyler ürpertici bir şekilde gösteriyor.
Okurken aynı türden acılara katlanmış olmasına rağmen tarihte, mitolojide veya halkın dilinde yer edinemeyen, hikayesi gizli kalmış tüm kadınları düşünmemek elde değil.
-
"Şöyle düşündüm: Varsayalım, varsayalım bir kereliğine, bunca yüzyılda sadece tek bir kereliğine kaypak tanrılar sözlerini tutmuş ve Troya surlarının altındaki erken ölümüne karşılık Akhilleusa sonsuz şöhret bahşedilmiş olsun... O insanlar, düşünülemeyecek kadar uzak o geleceklerin insanları bizim için neler düşünür? Bir şeyi biliyorum: Fetihlerin ve köleliğin zalim gerçeklerini istemezler. Erkeklerin ve oğlan çocukların katledildiğini, kadınlarla kızların köle alındığını duymak istemezler. Bir tecavüz kampında yaşadığımızı bilmek istemezler. Hayır, bambaşka, daha yumuşak bir şeyi tercih edecekler. Bir aşk hikâyesini belki? Sevgililerin kim olduğunu anlamayı başarmalarını umuyorum yalnızca.
Onun hikâyesi. Onun, benim değil. Mezarında sona eriyor."
"Ama en çok hatırladığım kızlar. Dönüp ölümüne atlamadan önce iç kalenin çatısında bana elini uzatan Ariana. Ya da daha birkaç saat önceki Polyksene. "Yaşayıp köle olmaktansa Akhilleus'un mezarında ölmek daha iyi." Soğuk rüzgârda orada durdum, onların yırtıcı saflıklarıyla karşılaştırınca kendimi kaba saba, düşük ve küçülmüş buluyordum"
"Tekmessa ninniye devam ederken erkekler yavaş yavaş sessizliğe bürünerek dinlediler. Tatlı bir sesi vardı. Gruba baktım. İşte buradaydılar: Her biri çarpışmalarda pişmiş savaşçılar, Yunan bebeğine Troyalı ninnisi söyleyen bir köleyi dinliyorlar. Aniden bir şeyi anladım, daha doğrusu sezdim, gerçekten anlamayı çok daha sonra başardığımı düşünüyorum. Hayatta kalacağız, diye düşündüm. Şarkılarımız, hikâyelerimiz. Bizi unutmayı asla başaramayacaklar. Troyada savaşmış son adamın ölmesinden on yıllar sonra bile oğulları Troyalı annelerinin onlara söylediği şarkıları hatırlayacak. Rüyalarında olacağız. Ve en kötü kâbuslarında."
"Beni yak, Akhilleus. Ölüler beni içeri bırakmıyor, nehri geçmeme izin vermiyorlar, oraya ait olmadığımı söylüyorlar ama buraya da ait değilim. Bedenimi ateşe ver, kemiklerimi annenin sana verdiği altın vazoyla göm. İki kişiye yetecek kadar büyük. Yaşamda olduğu gibi ölümde de birlikte yatalım."
"Bu işte hepimizin birlikte olduğunu, kum tepeleriyle denizin arasındaki bu dar kara şeridinde hep birlikte hapsolduğumuzu düşünmek pek çok açıdan daha kolaydı; kolay ve yanlıştı. Onlar erkekti ve özgürlerdi. Bense bir kadın ve bir köleydim. Bu da birlikte hapsolup kalmışlıkla ilgili duygu yüklü hiçbir hoşbeşin gözlerden saklamasına izin verilmemesi gerekecek denli geniş bir uçurumdu"
"..tecrübelerime göre erkekler, kadınlardaki saldırganlığa karşı ilginç bir şekilde kördür. Miğferleri ve zırhlarıyla, kılıçları ve mızraklarıyla savaşçı olan onlardır, bizim savaşlarımızı görmez ya da görmezden gelirler. Belki de kabul ettikleri gibi yumuşak ve nazik yaratıklar olmadığımızı fark ederlerse huzurları kaçar?"
9.5/10