Didem Madak'ın okuduğum ikinci şiir kitabı olan Pulbiber Mahallesi, şairin vefatının ardından eklenen son şiirleri ve hikayesiyle oldukça üzücü, bir o kadar da özgün şiirlere sahip. "Bana artık büyü diyorlar Bütün renkleri mezun etmisler hayatlarindan Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki…devamıDidem Madak'ın okuduğum ikinci şiir kitabı olan Pulbiber Mahallesi, şairin vefatının ardından eklenen son şiirleri ve hikayesiyle oldukça üzücü, bir o kadar da özgün şiirlere sahip.
"Bana artık büyü diyorlar
Bütün renkleri mezun etmisler hayatlarindan
Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki insanlar."
"Bazı yarım işleri artık tamamlıyorum
Bazı yarım şiirleri..
Bazı yarım baş ağrılarıyla.
Neyse o olan rüya kedileri satıyorlar bakkalda
Çay içme vasfı olan ve rengini çaydan alan rüya kedileri
Bilmem nasıl ikna oluyorum böyle bir kedi almaya"
"Gerçek hayat kaptanı bir sevgilim oluyor uzaklarda.
Onu düşünüyorum burnumdan dumanlar çıkararak
Küstüğümde gözlerinden öpebilmek için dünyanın
Füsun İsmimle doğduğuma inanıyorum isminden
Artık başkalarına yalnızca komik rüyalarımı anlatıyorum."
"Kardeşim sevgilime mektup yazdı.
Bir yıldız gibi kayıp gitmesinden korkuyorum diye
Yıldızımın sivri uçlarını törpülüyordum ben o sıra
Kullanılmayan tabut kapaklarıyla."
"Sözleri tekrarlayarak yok eden çocuk gibiyim
Acı çekmeyi öğrendiğimde ismimi de öğrendim."
"Rüyamda bilmediğim bir yazıyı okuyup anlayarak
Ne anladıysam sonra ağlayarak
Gübre yığınlarından tüten dumanı koklayarak
Sonra vesikalık fotoğraflar çektirerek
Kimini beğenip kimini beğenmeyerek
Yüzüm kilitlendiğinde anahtar sözler yoktu efendimiz
Sözlerin arasındaki boşlukta
Acı çekmemeyi öğrendim."
"Böylece evde deli beslemeyin uyarılarına aldırmadan
Ve hiç korkmadan bir deli beslemekten
Çamaşırların kurumasını bekledim, yemeğin pişmesini
Bebeğin doğmasını
Küfrün sokaklarında lambaların yanmasını
Çimentonun donmasını
Mafya babanın başımda kahkahalar atmasını
Cesaretin varsa gel demelerini bekledim.
Kelimelerin meczup dilenciler gibi evimde gecelemesi
Dili kesik bir korku filmine atmıştı Tanrı beni
Bana reddedemeyeceğim bir teklif sunmayacak mıydı?"
"Tanrı'nın olmadığı bir dünyada fazladan bir yığın aşk vardır"
"Öldürülmüş kadınlar gülümsüyor
Piyano tuşları gibi arası kararmış dişleri ile
Çözülmemiş cinayetler oratoryosu yazıyoruz
Kadınlar öldürülmesin senfonisi
Şeker de yiyebilsinler notalarla!
Cinayetler saçlarını çözüyor, beyaz kadınların
omuzlarına
Ben yüzü kalpten kadınlar çizerek rahatlıyorum pastel boyayla
Nedense hepsinin yüzüne
Beyaz bir kedinin kara gölgesi düşüyor
Buna gözyaşı demek mümkün belki."
"Zeyna gölgesini bir başkası sanıp oynuyordu, ben de
Bir başkası sanıp şiir yazıyordum.
Bir aydınlanma ruhu içinde felaket yalnızdık."
"Koklayarak ve avlanarak şiir yazma tekniğini bulmuştuk.
Artık çatıları ters çevirebilir, içinde yağmur suyu biriktirebilirdim.
Sonra saçlarıma sürerdim uzasın diye
Trafik lambalarını üçlü göz farı seti olarak görebilirdim
Gözlerime sürerdim ne güzel rengarenk"
"Bıkmıştım artık bu kahraman kadınlardan
Hepsinin kahraman olması şart mıydı yani.
Biri olsun şiirinin kadını olamaz mıydı?"
"Kazaya imanım tamdı, müşriktim kadere karşı
Eşyalar için en çok şairler ağlardı."
"Bakımsız bir bahçe görüntüsüydün.
Yüzünün çitlerini onarırdım,
Çiçeklerini sulardım,
Ruhunu beslerdim arsenikle
Tam yükselirken tutup öperdin ruhumu sen."
"Ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı
Kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık
Ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan
Ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım
Meğer yüksek bir dağmış."
"Acı aniden diner yağmurun dindiği gibi
Bazen sadece tanrı öyle istediğinden
Sadece bir mağarada resim çizerim belki
Rüyaların büyük harfle başladığı bir ülkede
Üstümden kaldırılmış bir ölü var."
9.4/10