Dün gece Sikandar Ka Muqaddar’ı izledim. 2 saat 20 dakika sürüyor ama açık söyleyeyim, sonuna kadar diri tutuyor. Klasik bir kedi-fare kovalamacası gibi başlıyor, fakat üçüncü perdeye geldiğimizde saklanan sırlar birer birer dökülmeye başlayınca film başka bir şeye evriliyor. Uçuk…devamıDün gece Sikandar Ka Muqaddar’ı izledim. 2 saat 20 dakika sürüyor ama açık söyleyeyim, sonuna kadar diri tutuyor. Klasik bir kedi-fare kovalamacası gibi başlıyor, fakat üçüncü perdeye geldiğimizde saklanan sırlar birer birer dökülmeye başlayınca film başka bir şeye evriliyor. Uçuk bir önermesi var ama kendi kurduğu dünyaya sadık kalıyor ve bu yüzden izlerken “tamam, buna razıyım” diyebiliyorum. Tek bir yorum almış, yeni bir film sayılır ama zamanla çok izlenip yorumlanır gibi geliyor bana.
Hikâye Mumbai’deki bir mücevher sergisinde açılıyor. Polis, bilinmeyen bir ihbar alıyor: Dört silahlı soyguncu sergiyi basacak. Ekip olay yerine gidiyor, gerçekten de silahlıları etkisiz hale getiriyor. Fakat ortalık yatıştığında fark edilen şey şu: Bir grup tektaş pırlanta kayıp. Ve bu elmasları ölü ya da yaralı soyguncular almamış. Asıl gizem burada başlıyor: O elmasları kim aldı?
Soruşturmanın başında Jaswinder Singh var. Jimmy Shergill’in canlandırdığı karakter; içgüdülerine aşırı güvenen, suçluyu “hissederek” bulduğuna inanan bir polis. Olay yerinde gözüne üç kişi takılıyor: Satış elemanları Kamini ve Mangesh ile AV sisteminden sorumlu teknisyen Sikandar. Sergide onlarca insan varken, Jaswinder hiçbir somut kanıt olmadan bu üçlünün peşine düşüyor. Güvenlik kameraları devre dışı; ortada delil yok. Ama onun “içgüdüsü” var. Hepsini tutuklatıyor.
Film burada düz bir çizgide ilerlemiyor. Geçmişle bugün arasında gidip geliyor. İşte bence filmin en güçlü tarafı da bu anlatım biçimi. Çünkü yıllar sonrasına geçtiğimizde tablo tersine dönüyor. Sikandar artık Orta Doğu’da yaşayan, işi gücü yerinde, aile kurmuş bir adam. Hayatını toparlamış gibi görünüyor. Jaswinder ise dağılmış. İşini kaybetmiş, boşanmış, geceleri ucuz viskiyle yaşayan, o çözemediği davanın gölgesinde çürüyen biri olmuş.
Bir noktada Jaswinder, Sikandar’ı arayıp özür diliyor. “Yanıldım” diyor. Ama yüz yüze gelmek istiyor. Sikandar Mumbai’ye dönüyor. Bu yüzleşme sahneleri filmin en gerilimli anları. Çünkü öğreniyoruz ki Jaswinder, yıllar boyunca Sikandar’ın hayatını sistemli biçimde mahvetmiş. Ev sahiplerine ihbarlar, dayakçı gönderme, telefonunu kırdırma… Amacı şu: “Eğer elmasları çaldıysa, eninde sonunda ortaya çıkmak zorunda kalacak.”
Buradan sonrası AĞIR SPOİLER içerir. İzlemeyenler devam etmesin, açsın filmi izlesin, heyecanı kaçar sonra :))
.
.
.
.
.
.
Üstelik iş bununla da bitmiyor. Jaswinder, Kamini’nin aslında Sikandar’ı gözetlediğini söylüyor. Ama bu gönüllü bir muhbirlik değil; Jaswinder’ın baskısı ve şantajı var. Sikandar için en yıkıcı darbe bu oluyor. Suçlanmak, işkence görmek bir yere kadar; ama sevdiğin insanın seni gözetlemesi başka bir kırılma. Ve sonra film bana asıl ters köşeyi yapıyor.
Issız gibi görünen bir serada, bir bitkinin altına gömülü elmasları görüyorum. Yani evet… Sikandar gerçekten çalmış. Bunca yıl masumiyetine inanmakla inanmamak arasında gidip gelirken film beni bir anda gerçekle yüzleştiriyor. Jaswinder’ın içgüdüsü doğru çıkıyor ama yöntemleri onu haklı yapmıyor. Adam doğru şüpheye sahip ama yanlış bir insan.
Final sahnesi özellikle etkileyici. Jaswinder, Sikandar’ı yakalıyor. Uçurumun kenarında kelepçeli bir yüzleşme… Sikandar suçunu itiraf ediyor ama küstah bir özgüvenle. Bir anlaşma teklif ediyor. Film burada kesiliyor. Anlaşma ne? Jaswinder kabul ediyor mu? Elmasların bir kısmı mı? Yoksa adalet mi? Cevap yok.
Bu belirsiz son herkes için tatmin edici olmayabilir ama ben seviyorum böyle finalleri. İzleyiciye alan bırakıyor. Benim yorumum şu: Jaswinder takıntılı ama rüşvet alacak biri gibi durmuyor. Belki de yıllardır mahvettiği hayatların kefaretini, sonunda gerçekten bir suçluyu yakalayarak ödemek istiyor. Ama o noktaya gelene kadar bir masumu ezmeye hazır olması, onu en az hırsız kadar problemli bir karakter yapıyor.
Film bende şu duyguyu bırakıyor: Bazen doğru sezgi, yanlış yöntemle birleştiğinde ortaya adalet değil, yıkım çıkıyor. Uzun ama sürükleyici. Ters köşesi sağlam. Kusurları var mı? Var. Ama finaldeki o ahlaki gri alan yüzünden aklımda kalıyor.