Gelelim listenin son filmine. Benim ilk üçüme girecek kadar başarılı ve klasik Vampir Filmlerinden. Tabiki de diğer vampir temalı filmlerden el üstü tutuyorum. Bana göre aynı etkiyi yaratabilecek, daha kendine has bir Drakula tasarlayabilecek bir film gelmeyecek. Ki bunları remake'i…devamıGelelim listenin son filmine. Benim ilk üçüme girecek kadar başarılı ve klasik Vampir Filmlerinden. Tabiki de diğer vampir temalı filmlerden el üstü tutuyorum. Bana göre aynı etkiyi yaratabilecek, daha kendine has bir Drakula tasarlayabilecek bir film gelmeyecek. Ki bunları remake'i izlememiş olarak söylüyorum ve izlesemde fikirlerimin değişmeyeceğinden de eminim.
Bu film sayesinde F. W. Marnau üstad ile tanıştım, Max Schreck gibi yetenekli bir oyuncuyu tanıdım, Alman Ekspresiyonist sinemasını ilk defa deneyimlemiş oldum. Kitap bağlamında çakma, rip-off zannedilse de belki sinema tarihinde ki en orjinal ve versatil yorumlama denemelerinden. Diğer uyarlama filmlerinde olmayan Alman teması baskınlığı bu filmde çok yaygın. Ve hayır film Almanya'da çekildiği için değil, karakterlerin ve senaryonun geçtiği yerlerin Vibe'ı 18. Yüzyıl Alman hikayelerinden çıkma gibi. Renfield ve sevgilisi düşündüğümüzden daha derin olabilir yani. Ayrıca ekspresyonist olması buna daha farklı havalar katıyor.
Ekspresyonist demişken dönemin sinema akımlarından Alman Ekspresyonist akımından da değinmeden geçmeyelim. Adından anlaşılcağı gibi dışavurumcu akımlardandır. Savaş sonrası krizin ve depresyonun getirdiği duyguları çokça kullandığından ötürü genellikle korku filmleriyle bağdaştırılır. Herkesçe bilinen Dr. Caligari'nin Muayahanesi, Golem ve Nosferatu janranın başyapıtlarındandır. Sürrealist fikirleri işlemesi, karakter özelliklerinin kendine haslığı ve Hollywood'dan ayrılan ana özelliklerinden olan set dizaynları. Dönemine göre bile düşük bütçeli olmasına rağmen sinemanın mihenk taşlarından biri ortaya çıkabiliyor. İşte Karpat dağlarında ki bir Kont'un aşk hikayesinin en iyi anlatılabileceği tarz da bu olabilirdi.
Nosferatu'nun müzikleri de en az Nosferatu kadar ikonik. Adı üstünde Dehşet Senfonisi. Set dizaynı ise zaten bu filmi bu kadar iyi yapan en önemli şey. Marnau'nun bir çok filmde kullandığı sade ekspresyonist tasarımlar bunda da bol bol kullanılmış. Bir renklilik, canlılık istemli olarak bulunmamasına rağmen cansızlık filmi tam anlamıyla Gothic stile çevirmede başarılı olmuş. Set dizaynı ve karakterler öyle ilgi çekici geliyor ki insana, olay örgüsü kitapla birebir zıt olmasına rağmen hikaye akışı ilgi çekici olmayı başarıyor. Hiçbir Drakula kitabının uyarlamasında yapılamayacak kadar iyi bir gemi bölümü var ki film tarihinin en ikonik sahnelerinden. Filmde direkt Tımarhane bahsi çok yok, onun yerine hapisde geçen Renfield olayı var. Öyle ki bu filmde ki Renfield gördüğüm en zeki, yavşak olmayan Renfield. (Renfield olduktan ve olmadan önce) Kitapta bile sevmediğim bir karaktere kanım ısındı o kadarını diyeyim. Karısını yüzüstü bırakmıyor, Van Helsing'dir Vampir metreslerdir hiç umursamıyor ve en önemlisi sinek yiyen bir manyak değil (Onun yerine başkası yiyor ki o karakteri de beğenmiştim) tam anlamıyla ideal erkek.
Drakula temasına hakimseniz ve farklı bir deneyim arıyorsanız daha iyi bir film bulamazsınız. Tarihi önemiyle, eşine az rastlanır vampir tasarımıyla ve modern saçmalıklarsız en iyi Vampir filmlerinden. Daha iyisi geleceğini düşünmüyorum bile (Hala Remake'i izlemedim). Ciddi gotik stillere ilgi duyuyorsanız hem tarihi hemde Gotik'in birebir tanımını yapan bu filmi lütfen kaçırmayın. Alman Ekspresyonist sinemasının en iyi örneği olduğundan mütevellit değeri azımsanamaz.