"İnsan büyüdükçe hayalleri küçülür mü?" Babam ve Oğlum sadece bir aile drami olmanın ötesinde, 12 Eylül darbesinin bireysel ve toplumsal bellek üzerindeki tahribatını, kuşaklararası bir hesaplaşma üzerinden anlatan bir başyapıt. Film hakkında özel bilgiler -Film vizyona girdiği ilk hafta sonunda…devamı"İnsan büyüdükçe hayalleri küçülür mü?"
Babam ve Oğlum sadece bir aile drami olmanın ötesinde, 12 Eylül darbesinin bireysel ve toplumsal
bellek üzerindeki tahribatını, kuşaklararası bir hesaplaşma üzerinden anlatan bir başyapıt.
Film hakkında özel bilgiler
-Film vizyona girdiği ilk hafta sonunda sadece 35 bin kişi tarafından izlenmişti. Ancak izleyenlerin birbirine tavsiye etmesiyle vizyonda kaldığı süre boyunca 3.8 milyon seyirciye ulaştı. Bu, Türk sinema tarihinde bir filmin gösterdiği en sıra dışı yükselişlerden biridir.
-Filmin müzikleri, Yunan besteci Evanthia Reboutsika’ya ait. Çağan Irmak bestecinin bir albümünü tesadüfen dinleyip hayran kalmış ve başka kimseyle çalışmak istememiştir. Reboutsika, bu film için yaptığı bestelerle 2006 yılında Dünya Sinema Müzikleri Ödülleri’nde “Yılın Yeni Keşfi” ödülünü kazandı.
-Çağan Irmak, filmin senaryosunu sadece 15 günde yazmıştır. Bir röportajında, hikayenin kafasında çoktan bittiğini ve kağıda dökülmesinin bir patlama gibi olduğunu anlatır. Yazım sürecinde sürekli Ege türküleri ve klasik müzik dinlediği söylenir.
-Film dünyanın en iyi filmlerinin olduğu IMDb TOP 250 listesinde yer alan 2 Türk filminden biridir.
Neden izlenmeli?
Film, melodram öğelerini ustalıkla kullanarak izleyiciyi katarsis noktasına taşırken, alt metinde ciddi bir sosyopolitik eleştiri barındırır. Sadık karakterinin temsil ettiği “yolundan gitmeyi seçen asi karakter” figürü ile Hüseyin Efendi’nin temsil ettiği “geleneksel baba” figürü arasındaki çatışma, aslında modernleşme ve siyasi kırılmaların aile birimindeki yansımasıdır. Özellikle “açaydım kollarımı” sahnesi, Türk sinema tarihindeki en güçlü metaforlardan biri olarak; affedişin, pişmanlığın ve otoritenin çözülüşünün simgesidir.
İnsan, dönecek bir evi olmadığı zaman nasıl hisseder?
Söyleyeyim. Hiçbir yerde tam olamaz.
Peki, zaman zaman çıkıp gidebileceği bir evi yoksa?
Ev kavramının kıymetini anlayabilir mi?
Hata yapmadan, dünyayı görmeden geçmiş bir hayata “yaşanmış bir hayat” denilebilir mi?
Sadık bunları bildiğinden, akıllara kazınan şu repliği babasına söyler:
“Ona bir oda ver baba, bir evi olsun; ama zaman zaman da çıkıp gidebileceği bir ev.”
Peki gitmek her zaman gidebilmek midir?
Özkan:
“Yani bütün bu olanlardan sonra sana bir şans daha verilseydi yine gider miydin, yoksa kalır mıydın?”
Sadık:
“Bilmem… Şey derdim herhalde; sahip olduklarımı yanımda götürebilmeyi dilerdim ya da oradakileri buraya getirebilmeyi. En kötüsü de ne biliyor musun Özkan? Arada kalmak. Ben ne gidebildim, ne de kalabildim.”
Yazı: Ozan Engin Dinç
Instagram: sine.rodov