Spoiler içeriyor
Sevginin de aşkın da farklı formları olduğuna inanıyorum ama bu hikayede anlatılan şey bir aşk hikayesi ya da sevginin başka bir formu değil bana göre. Bunu bilerek diziye başladım aksi halde daha ilk dakikalarda kapatırdım zannediyorum ki. Çünkü Kemal kadar…devamıSevginin de aşkın da farklı formları olduğuna inanıyorum ama bu hikayede anlatılan şey bir aşk hikayesi ya da sevginin başka bir formu değil bana göre. Bunu bilerek diziye başladım aksi halde daha ilk dakikalarda kapatırdım zannediyorum ki. Çünkü Kemal kadar nereden tutsam elimde kalan bir karakter var mıdır bilmiyorum. Bu yüzden diziyi doğru beklentiyle izlemek, kitabı doğru beklentiyle okumak gerekiyor.
Kitabı okuduğumda yaşım daha çok küçüktü ve beklentim yoğun duygular hissetmek, masum bir aşk hikayesine tanıklık etmekti. Nitekim beklentimin çok dışında bir hikayeye sahip olması nedeniyle kitabı aylarca elimde süründürüp, bitirince de elden çıkarmıştım. Bir kağıda not aldığımı hatırlıyorum, hiç sevmememe rağmen uzun yıllar aklımda kalacak bir kitap diye. Öyle de oldu, hikayenin detayları yıllar içinde zihnimden silinse de hissettirdikleri gitmedi hiç, Kemal'e başından beri öfke duymuştum. Diziyi izleyince Kemal hakkında fikrim değişti diyemem ama daha farklı perspektiflerden de inceleme fırsatı buldum onu ve hikayeyi.
Kemal'in en büyük falsolarından biri ne Sibel'in ne Füsun'un ruhuyla ilgilenmesi. Biri Sibel hakkında güzel bir şey mi dedi, ya da Sibel güzel bir kıyafet mi giydi; Kemal Sibel'e gülen gözlerle bakıyor. Füsun bir gülümsesin, Kemal Füsun'a aşık olduğuna inanıyor. Normal şartlarda kendi çevresinden Kemal'i kimse eş diye seçmezdi bana kalırsa. Sibel'le ilişkisi biraz mantık odaklıydı. Kemal'in ortaya koyduğu bir karakter yok, muhabbet edilecek kadar derin bir adam değil; ne istediğini bilmeyen, kolaylıkla manipüle edilebilen, bir konuda net bir fikri olmayan bir adam. Füsun'u bu kadar isteme sebebi Füsun'un yaşının getirdiği toyluğun, alt tabakadan gelmesinin yarattığı aşağılık kompleksinin Kemal'in kişiliğine hizmet etmesi. Füsun'la birlikteyken kararlı bir duruş göstermesine gerek kalmıyor, Füsun zaten gel deyince geliyor, Füsun diğerleri gibi onu manipüle etmiyor tam aksine Kemal ilk kez biri üzerinde bu denli hâkimiyet kuruyor, ilk kez biriyleyken tüm ipleri eline alabiliyor. Ne zaman ki Füsun onu terk ediyor o zaman kontrolden çıkıyor, ilişkileri boyunca ne kişiliğini tanıma zahmeti gösterdiği ne de onurunu korumaya çalıştığı kadını nesnelerle yaşatmaya çalışıyor.
Füsun'u nişanına davet etmesi bir yana, onu nişanda görünce gözlerinde parlayan ışıltı, mutluluğu, gülüşü... Sanki okul müsameresinde annesini gören bir çocuk gibi. Bu kısımlarda Kemal'in sevgi anlayışının benim sevgi anlayışımdan fersah fersah uzaklıkta olduğunu bir kez daha anladım. Mesela keşke Kemal, Füsun öldükten sonra onun eşyalarını müzede sergilemeseydi de onu nişanda görünce yüzü kızaracak, gözlerini kaçıracak kadar mahcup hissetseydi. Aralarındaki ilişkiyi arkadaşına anlatacak kadar sözde sevgisini basite indirgemeseydi. Yalnızca bu kısımlar bile Kemal'i diplere çeken, hislerinin samimiyetini alaşağı eden detaylar. Sibel'e her şeyi anlattıktan sonra da Füsun'u ben terk ettim demez mi bir de. Zaten Sibel'e ihanet etmişsin, ona her şeyi anlatmışsın bundan sonrası için de Füsun'u güzel uğurlamak adına neden gerçeği anlatmazsın ki, neden beni terk eden oydu demezsin. İki kadına da bunu borçluydu ama yapmadı. Zayıf kişilikli bir adam çünkü. Füsun terk mi etti o zaman Sibel'le nişanlı kalmaya devam edeyim, Sibel mi terk etti o zaman da Füsun'a evlenme teklifi edeyim.
Kitabı okumamın üstünden yıllar geçti ama Kemal hakkında aklımda kalan en net şey; Sibel gibi eğitimli, görgülü, üst tabakadan bir kadınla evlenip soyunu devam ettirmek, aynı zamanda Füsunla ilişkisine son gaz devam etme düşüncesiydi. Ama aklımda kalan bu kısım kitapta direkt geçiyor muydu benim Kemal hakkında kendi analizim miydi diye düşünürken dizide de Kemal'in ağzından bu minvalde cümleler duydum. Tüm etik değerleri, aşkı, sevgiyi basite indirgeyen Kemal hakkında ne söylenebilir bilmiyorum.
Dizi en çok Füsun'u tanımamıza yaradı bence. Okuyucu olarak tam olarak anlayamamıştım onu. Ama dizide son bir iki sahnesinde bile o kadar şeffaftı ki ona üzülmekten başka bir şey yapamadım. Neredeyse çocuk yaşta yaptığı bir hata hayatına mal oldu. Bu yalnızca ölümüyle ilgili değil, gülerken bile hüzünlüydü, mutlu olması gereken yerlerde bile onu boğan bir şey vardı sanki. Hayatımı yaşayamadım derken haklıydı. Ve son bir çabayla Kemal ruhunu, hayallerini, aslında sadece kendisini görsün istedi. Küpe detayı zaten özetliyor her şeyi aslında. Kemal Füsun'u değil Füsun'a ait olanları gördü hep. Küpe onun üzerindeyken bir anlam ifade etmedi de ne zaman ki Füsun ortada yok o zaman kıymetli oldu. Füsun değil ona ait olanlar, Kemal'de bıraktığı izler önemliydi Kemal için. Aslında Füsun Kemal'in hayatına anlam kattı. Neredeyse cam fanus içinde büyümüş olan, annesi babası tarafından göklere çıkarılmış olan Kemal acıyla tanıştı. Füsun intihar ederken bile, Kemal başka bir dünyaya birlikte gidiyoruz gibi gereksiz bir romantizm peşinde koştu. Öldükten sonra aklında kalan şey Füsun'un yara almamış, güzelliği bozulmamış bedeniydi.
Tüm bunlara rağmen dizi kötü mü, hayır. Dediğim gibi beklentiye bağlı. Benim hikayeyle, karakterle derdim yok. Zaten hiçbir kitap ya da dizi karakterinin iyilik timsali olma borcu yok bize. Hataları, yanlışları, etik dışı tavırları olan karakterleri gözlemlemeyi seviyorum. Yeter ki bu hikayede geçenin aşk olduğu söylenmesin yeter ki sevgi bu kadar basite indirgenmesin. Hiç kimse Kemal gibi biriyle arkadaş, komşu, sevgili olmak istemez zannediyorum ki. Bu gözle bakıp izlenirse, karakter tahlili yapılırsa, psikolojik-sosyolojik değerlendirmeye gayet açık güzel bir hikaye bana kalırsa.