Spoiler içeriyor
Diziyi çok sevenlerin aksine ben sevemeyenlerdenim. Bu yorum, izlerken içimde birikenleri ilmek ilmek not aldığım uzun bir izleme sürecinin sonucu. ~~~ Kemal’in Füsun’u ilk gördüğü anda yalnızca ayaklarına odaklanıp erotik düşüncelere dalması ve bunu yaparken Sibel’den vazgeçmemesi beni inanılmaz sinirlendirdi.…devamıDiziyi çok sevenlerin aksine ben sevemeyenlerdenim. Bu yorum, izlerken içimde birikenleri ilmek ilmek not aldığım uzun bir izleme sürecinin sonucu.
~~~
Kemal’in Füsun’u ilk gördüğü anda yalnızca ayaklarına odaklanıp erotik düşüncelere dalması ve bunu yaparken Sibel’den vazgeçmemesi beni inanılmaz sinirlendirdi. Bekâr biri olsa neyse… Ama nişanlanmak üzere olan bir adamın, bu denli karanlık bir aşkla gelecekteki eşini aldatmaya başlaması kabul edilebilir değil.
Füsun da masum değil ki Sibel’i bildiği hâlde “abi” dediği adama yaklaşması, onu baştan çıkarması sindirilebilir bir şey değil. İnsanların bu hikâyeyi nasıl romantik bulduğunu gerçekten anlayamıyorum.
Teselli Meleği denilen kadının Kemal’e bakışları da ayrı bir tuhaf. Açık konuşayım; Füsun olmasaydı Kemal’in Sibel’i yine aldatacağına yüzde yüz emindim. Nişanına, gizlice birlikte olduğu kadını davet etmesi ise artık “ultra midesizlik”.
Kemal’in geçmişine baktığımızda, 11 yıl önce babasının annesini aldattığını görüyoruz. Üstelik buna şahit olmuş. Belki de bilinçaltında bunun etkisi vardır diye düşünmeden edemiyorum. Babasından aldığı inci küpeleri Füsun’a vermesi doğruydu; çünkü o küpeler de başka bir kirli aşkın hediyesiydi. Sibel’e yakışmazdı zaten.
İtiraf edeyim, üçüncü bölümün sonunda, sekerek yürüdükleri o iki kaldırım sahnesinde Kemal ve Füsun’a minicik bir sempati duydum. Ama eğer aralarındaki çekim başladığı gün Kemal Sibel’e dürüst olup yol verseydi, herkes için daha iyi olmaz mıydı? Sibel’in nişan elbisesi seçerkenki mutluluğu içimi acıttı. Onun ne zaman ve nasıl öğreneceğini gerçekten merak ediyordum.
Nişan günü Füsun’u gördüğünde Kemal’in yüzünde âşık bir adamın gülümsemesi vardı. Onu neden davet ettiğini hâlâ anlamış değilim. “Füsun’un benden vazgeçemeyeceğini anladım” diyor. Yani Sibel fark etmediği sürece bu ihaneti sürdürecek miydi? Bu nasıl bir aşk anlatısı?
Turgay Bey’e “İyi bir insan mısınız?” diye soran Kemal’in kendisinin bir kadını aldatıyor olması ironik. Yine de piknik sahnesinde Kemal’in içten içe çöküşünü çok başarılı yansıtmışlar. Buna rağmen Sibel’e yaptığı haksızlık yüzünden ona karşı öfkem dinmiyor. “Ben sana hep doğruyu söylerim” deyip Füsun’a bile yalan söylemesi, karakterinin ne kadar çelişkili olduğunu gösteriyor.
Sibel’e gelince… Hikâye Kemal’in gözünden anlatıldığı için ne Füsun’un ne de Sibel’in iç dünyasını tam olarak bilemiyoruz. Füsun daha umursamaz, daha heyecanlı, daha pervasız görünüyor. Sibel ise “elalem ne der” kültürüyle büyümüş, kontrollü, sınırları olan bir kadın. Paris, lüks çantalar, ihtişamlı davetler… Belki o hayatın içinde sıkışmıştı. Kemal'de öyle olsa da sosyeteden ayrı bir heyecan yaşamak istemesi onun Sibel'i aldatmasını haklı çıkartmaz.
Sibel'in Kemal’le birlikteyken yaşadığı karakter dönüşümü çok kalp kırıcı. Işık saçan bir kadının yavaş yavaş sönüşünü izliyoruz adeta.
Paris’ten dönüş sahnesinde Sibel’in söylediklerine katılıyorum: Füsun tezgahtar bir kız olmasaydı Kemal Sibel’den çoktan vazgeçerdi. Ama sosyetenin lafından korktuğu için bunu göze alamadı. Korkak bir karakter Kemal. Yine de Sibel’in “Neden benimle devam ettin?” sorusunda o da biraz sorumluluk taşıyor sanki. Gitmesi gereken yerde kalmayı seçti. Kemal ona ilk anlattığında sinir krizi geçirdiğinde hiçbir şey yokmuş gibi çay koydu??? Aklı başkasında olan bir adamı geri kazanamazsın Sibel… Çok acı yoldan öğrendin. Ama gidişin senin kurtuluşundu.
Füsun’un Feridun’la evliyken Kemal’i eve davet etmesi başta garip gelmişti ama Kemal de nişanına davet etmişti sonuçta. İkisi de aynı yüzsüzlüğü yapıyor. Yedi yıl, sekiz yıl süren bu takıntı artık aşktan çok saplantı gibi. Bir insan bu kadar uzun süre böyle yaşayabilir mi? Füsun gerçekten Kemal’i mi seviyordu, yoksa Kemal’in temsil ettiği hayatı mı? Ölmeden önce Parisli kıyafetler eşyalar kocaman düğün talebi, Kemal'in parasıyla oyuncu olmayı Feridun ile talep etmesi bana kesinlikle para için kullandığını düşündürdü.
Dizinin en ikonik sahnesi; ayçiçek tarlasındaki sahne, arabanın ilerleyip ağaca çarpması… Ve o anda çalan Luciano Pavarotti – “Caruso”. Belki de hikâyenin en edebi anı oydu.
Şimdi merak ettiğim şu: Roman gerçekten de böyle mi ilerliyor? Yoksa dizide birçok detay atlandı mı? Hikâyenin gerçek olabileceğini düşünmeye başladım nedense.. İlk eşi Aylin T. varlıklı bir ailenin kızıymış çünkü. Acaba Orhan Pamuk, istediği kadını değil de Aylin'i mi seçmişti de bu kitabı yazmıştı??