İnsan çoğu zaman sahip olduğu şeylerin değerini, onları kaybettikten sonra anlıyor. Yanında olan insanlar, sıradan bir gün, kısa bir sohbet… Hepsi o an çok normal geliyor. Ama zaman geçtikçe bazı anların aslında sandığımızdan çok daha değerli olduğunu fark ediyoruz. Zamanda…devamıİnsan çoğu zaman sahip olduğu şeylerin değerini, onları kaybettikten sonra anlıyor. Yanında olan insanlar, sıradan bir gün, kısa bir sohbet… Hepsi o an çok normal geliyor. Ama zaman geçtikçe bazı anların aslında sandığımızdan çok daha değerli olduğunu fark ediyoruz. Zamanda Aşk tam olarak bu düşüncenin etrafında dönen bir hikâye.
Bizim sahip olduğumuz bir zaman makinesi yok. Ama ben kendi zaman yolculuğumu eski fotoğraflara bakarak yapıyorum. Fotoğraf çekmekten ve video kaydetmekten her zaman keyif aldım. Küçükken ailemin telefonuyla çekmeye başladığım fotoğraflardan bugüne kadar elimde kalan neredeyse her anı saklamaya çalışıyorum.
Düzenli olarak galerime girer, geçmişten bugüne kadar çektiğim fotoğraf ve videolara bakarım. Son zamanlarda ise fark ettim ki geçmişte yaptığım birçok şeyi hatırlamıyorum. Özellikle üç yıl önceki kendimi çok net hatırlamıyorum. Arkadaşlarım o günlerden bahsettikçe bazı anlar zihnimde canlanıyor. Fotoğraflara baktığımda ise “Evet, bunlar olmuştu.” diyorum.
O dönemki dimax, umursamaz ve empati yapmaktan uzak biriydi. İnsanlara yüzeysel yaklaşıyor, ilişkilerimi tek taraflı sürdürüyor, hatırlamaya değer bir bağ hissetmiyordum. Aslında bundan mutluyum. Hayatıma kolay kolay kimseyi sokmam ve girmiş olsa bile, konuşmayı hemen kesmemeye çalışırım. Kin tutmam, insanları affederim; ama onlara bunu söylemeyi tercih etmiyorum belki bu yüzden insanları silmek daha kolay oluyor.
Galerimde saatlerce zaman geçirebilirim. Geçmişte yaşananları değiştiremeyeceğimi bilsem de, suçluluk hissetmeden, “keşke” demeden kendi zaman yolculuğumu yapıyorum. Fotoğraflar anıları canlandırıyor, galeriden çıktıktan sonra ise her şey sıfırlanıyor. Geçmişin yükünün kafamda takıntı olmaması beni mutlu ediyor. Bu bir rahatsızlık mı, psikolojide adı ne, bilmiyorum. Araştırmayı hep düşündüm ama benim için bir gizem olarak kalması daha çok ilgimi çekiyor.
Galeride fotoğraflara bakarken fark ettiğim şey, aslında Tim’in de filmde yaptığıyla çok benzer: geçmişe gidip yaşanan anları tekrar deneyimlemek. Bizim bir zaman makinemiz yok, ama fotoğraflar ve videolar birer kapı gibi, bizi o anlara götürüyor. Tim geçmişe giderek hatalarını düzeltmeye çalışırken, ben yalnızca hatırlıyor, anıların değerini görüyorum. Film bana şunu hatırlatıyor: sahip olduğumuz anları fark etmek, kaybetmeden bile kıymetini bilmek mümkün. Geçmişteki benle yüzleşmek, bugünkü beni daha derinden anlamamı sağlıyor. Tıpkı Tim’in zaman yolculuğu gibi, biz de elimizdeki araçlarla geçmişin içinde gezebilir, küçük anların değerini anlayabiliriz.
Ve belki de en önemlisi: kaybettikten sonra değil, şu an farkına varmak, en değerli zaman yolculuğudur. Çünkü "nasıl olsa orada diye değeri bilinmeyen her şey bir gün yok olur."