Spoiler içeriyor
Herkesin hikayesi kaderin planına bağlı mıdır yoksa rüzgarın savurduğu yere mi gideriz demişti Forrest. Bence hepimiz rüzgarın götürdüğü yere gideriz. Iq su düşük diye ciddiye alınmayan, omurga sorunu olduğu için metal destekler takan o minik çocuğun hayatının rüzgarda dans edişine…devamıHerkesin hikayesi kaderin planına bağlı mıdır yoksa rüzgarın savurduğu yere mi gideriz demişti Forrest.
Bence hepimiz rüzgarın götürdüğü yere gideriz. Iq su düşük diye ciddiye alınmayan, omurga sorunu olduğu için metal destekler takan o minik çocuğun hayatının rüzgarda dans edişine tanık oluyoruz hep birlikte.
Tüm film boyunca 32 diş gülümsedim.. Zaman zaman gözlerim doldu, engelleyemedim yine de şöyle uzaklaşıp genel çerçeveye baktığımda güzel bir anı bıraktı zihnimde Forrest Gump. Silinmeyecek bir anı..
En sevdiğim sahnelerden biri tüm hayatını bir bankta devri daim yapan insan sirkülasyonuna anlatmasıydı. İlk gördüğümüz hemşirenin 7 numarayı beklerken 4'e binip gitmesinin yanı sıra -çok kalp kırıcıydı- sondaki teyzenin gözleri yaşlı bir şekilde hikayeni dinlemesi ve onunla oturmaya devam etmesi çok hoştu. Forrest 'sizin otobüsünüz geldi binmeyecek misiniz' dediğinde tontiş teyzemizin 'amaan bi daha gelir zaten' demesi hayatta dinlenmeye değer olduğunun metaforuydu aslında. Bankta oturan kişiler kasabadan insanlar gibi görünse de bizdik.. Bu sebeple kendimi hikayeye çok kaptırdığımı fark ettim. Neredeyse göz kırpmadan izleyecektim..
Iq su düşük o hiçbir şey yapamaz denilen o çocuk, asker olmuş neredeyse tüm arkadaşlarını ölmekten kurtarmış, masa tenisinde üst düzey başarılar elde etmiş birisiydi. Üstelik karides teknesini de firmaya dönüştürmüş ve Bubba'nın hayalini gerçekleştirmeyi ihmal etmemişti. Teknenin ismini Bubba koymasını beklerken Jenny koyması ve 12 Jenny yapmasını hiç beklediğim bir şey değildi doğrusu 🤭
Aklının ermediği bazı şeyleri o kadar edebik anlatmış ki sanırsınız güzel bir şey yapılıyor; karanlıkta kalan komşuların (hırsızların) el feneriyle şarteli aradığını sanması ve bunu telefonla karşıya bildirmesi gibi.
Jen'in hayatı mısır tarlasında kuş olup uçmak istemesiyle başlayıp debelenmeyle geçtiğini iyi yansıtmışlar. Babasının ona yaptıklarından sonra Forrest'ı ne kadar çok sevse de bi süre sonra kendisine iyiyi çok görüp kaçma eylemi gerçekleştirdiğini görüyoruz. Aslında istiyor ama korkuyor, bu da en çok Forrest'ı üzüyor tabi. Jen ne yaparsa yapsın aklında hep o kadının oluşu onunla yaşaması onu bi nebze iyi hissettiriyor. 3 yıl boyunca koşması da böyle bir şey. Canım istedi koştum dese de.. Yaralı bir kalbin koşarak iyileşmeye çalıştığı bir çabaya tanık olmuştuk. Durduğu zaman o çok yoruldum eve gitmek istiyorum derken ben, arkasındaki insalara alık alık bakmasından kaynaklı benim burada ne işim var diyeceğini sanmıştım.
Hikayede psikolojisi darmaduman olan bir kadını görüyoruz. Jenny hasta olmasa küçük Forrest'ı gösterir miydi acaba babasına? Hiç sanmıyorum, bencil bir kadındı.
Forrestlar tutulması o kadar üzücüydü ki.. Forrest'ın gerileyip korkuyla iq su normal mi.. Benim çocuğum mu deyişi insana geçiyor direkt. Oyuncu Tom Hanks çok iyi iş çıkartmış. Aynı zamanda çoculuğunu canlandıran Forrest da öyle.
Teğmen Dan'in karakter gelişimi de hikayeyi dolduran konulardan biriydi. Teğmen olmaya aşık bir adamın ayaklarınıza dikkat edin derken patlama sonucu ayaklarını ve umudunu kaybetmesi.. Dibe vurmasını ve 2.kaptan olmasıyla tekrardan yaşamaya karar vermesini görmek Forrest gibi beni de gururlandırdı. Sana hiç teşekkür etmedim diyip kendini suya bırakıp ileriye gitmesinden kaynaklı, intihar ettiğini düşünmüştüm 🤭 Neyse ki benim anında yanıldığımı gösteriyor ve iki güzel protez bacakla selamlıyor bizleri.. Hikaye bitmeden onun iyileşmesini görmek güzeldi.
Hikayede üzücü olanlardan bir tanesi, deli divane aşık olan Forrest'ın yeterince Jen ile vakit geçirememesiydi. Onun Jenny'e olan aşkıydı zaten filmi bu kadar güzel yapan.
Üzerinde uzun uzun overthink yapacağım bir film.. Tadı damağında kalıyor insanın. Etkileyici..