Spoiler içeriyor
ilgi çekici, akıcı ve kafa karıştırıcı bir dizi olmuş. birkaç kere kısa kesitlerine denk geldim, özellikle de "sahteyi aslından ayıramıyorsan gerçekten sahte midir?" sahnesiyle ilgimi çekti. öylesine yemek yerken bir göz atayım dedim, mini diziymiş nasılsa diye başladım. beklediğimden çok…devamıilgi çekici, akıcı ve kafa karıştırıcı bir dizi olmuş. birkaç kere kısa kesitlerine denk geldim, özellikle de "sahteyi aslından ayıramıyorsan gerçekten sahte midir?" sahnesiyle ilgimi çekti.
öylesine yemek yerken bir göz atayım dedim, mini diziymiş nasılsa diye başladım. beklediğimden çok daha kısa sürede saatler içinde bitirdim. aradaki küçük molaları vs. saymazsak neredeyse soluksuz bitirdim. sanırım 4. bölümden sonraydı, olaylar çözülmeye başlayınca daha da aktı gitti. sonlara doğru bi' şaşırttı, anladığımı düşündüğüm yerlerden de emin olamadım, beni de manipüle etti.
oyunculuklar güzeldi, gereksiz sahne yoktu. izlerken, şimdi ne olacak diye diye beklemeden diğer bölüme geçtim. e tabii peş peşe izleyince de teori üretmeden, spoiler bile yemeden, diziyi saf haliyle izlemiş olduğum için şaşırtıcı ve etkili oldu.
hizmet sektöründe, özellikle de lüks ve yüksek hizmet sektöründe çalışanların nasıl ezildiğini, insan gibi hatta bir nesne gibi bile görülmediğini gösterdi. insanlar sana kaba davranabilir, çarpıp sonra da hiç dönüp bakmayabilir, giyim kuşamını beğenmedi diye kovdurabilir ama sen yine de sesini çıkaramazsın. müşteriler rahatsız olmasın diye bırak tuvalet ihtiyacını karşılamayı yanlarında "tuvalet" bile diyemezsin. ayakların şişer, yorgunluktan canın çıkar ama beklentiye uymak zorundasın. başkası hırsızlık yapar, parası senden çıkar. kendinden "aşağı" olana karşı nezaket gösteremezsin. senden daha varlıklı, daha çok kabul gören ve otorite olmuş kişiler karşısında değerin ölçülür, çaban bile değersizleşir. var olmak, saygın olmak için onlarla denk olmalısın ya da onlardan daha yukarıda olmalısın.
ben sarah olarak bahsedeceğim genel olarak. sarah, sistemin açıklarını çok iyi gördü. neredeyse elini sürmeden, gerçek anlamda suça elini değdirmeden fırsatları lehine çevirdi. yasal açıkları, sözcükleri ve insanları manipüle etti. yalanla gerçek birbirine karıştı ve lüks bir marka yarattı. kaliteli malzemeler ve özenli işçilikle, yılların seçkin markasıymış gibi davrandı ve insanlar da statünün görkemine kapılıp önüne arkasına bakmadı. sarah'nın da dediği gibi, insanlar ulaşılmaz lüksü arzuladı ve o da onlara bunu sundu. aslında mevzu çanta ya da modadan çok; ulaşılmaza erişebilmenin ve erişme gücünün olması, bununla hava atabilmenin eşsiz hazzı, o lüks materyale sahip olmayla beraber sınıf atlamış olmanın verdiği o gurur, kabul görme ve gıptayla bakılma hissi diyebilirim. bir ürün, vaadini yerine getirebiliyorsa, ulaşılabilirse ve kullanışlıysa aslında yeterlidir. ancak insanlar sıradan ve herkes gibi olmak istemez. daha seçkin, daha farklı, daha iyi, daha üstün ve daha, daha, daha... bu yüzden ürünler asıl amacından çok, bir başka daha amaçla kullanılabilirler: sahip olmanın zor olduğu ama sahip olunca da değer katan bir ürün olmakla. statü vaadi.
sarah da bunu anlamış ve bunu kullandı. bunu kendisi de sorguda söylüyordu zaten. hepimizin bildiği şeyleri daha fazla açıklamaya gerek yok. her şey çok iyi, çok kusursuz gidiyordu. ancak minjeong da bu eserin yaratıcısı olarak bu başarıda kendisinde de hak gördü. fikrin sahibi, sürecin yöneticisi ve standartın belirleyici sarah olsa da bütün bunlarda mijeong'un da katkısı oldukça büyüktü. ürünlerin güzelliği, özenli yapımı ve eşsiz tasarımlarında onun katkısı çok büyüktü. yaptıkları çantalar, özellikle de o "sanat eseri" olarak anılan siyah çanta onun eseriydi ve bunun karşılığını istemesi de doğaldı. haklılığı vardı yani. ancak yöntemiydi belki de yanlış olan ve onu bu sona ulaştıran. sarah'nın yerine geçmeye çalışmak yerine onunla gücünü birleştirseydi belki de büyük tasarımcı gibi bir rolle öne çıkabilirdi. bu ihtimal de minjeong'un davranışlarının değişimiyle, sarah'nın söylediği o cümlenin bıraktığı etkiyle ve kanına giren gücün zehriyle aslında imkansızdı. ne minjeong, sarah'nın bu büyük başarısının gölgesinde kalmayı kabul ederdi ne de sarah, o kadar yaptığı şeyden sonra tahtına bir ortağı kabul ederdi. minjeong özür dileseydi işlerin bu raddeye gelmeyeceğini düşündü ama minjeong, bu başarıyı tek başına göğüslemesine izin vermez hatta hepsinin kendi hakkı olduğunu düşünerek yine sarah'dan kurtulmak isterdi. boudoir, ikisinin paylaşamayacağı bir ışıktı. sonucunda yine ikisinden biri yok olacak, hatta ölecekti.
sarah bir dolandırıcı mı yoksa kurnaz ve krizi fırsata çevirebilen bir iş kadını mı, buna net bir cevap vermek zor. beyaz ya da siyah cevap yok. zaten kimliği çokça değişti ve hiçbirine ait olamadı, hiçbiriyle gerçekten yaşayamadı. bu yüzden ona ait olan tek şeyi, markasının adını korumayı seçerek hapse girdi.
bunların dışında, sarah'nın giyimi ve makyajı ama özellikle de turuncu saçlı görünümüyle lansman gecesindeki görünümü çok güzeldi. bayıldım.
son olarak, dedektifin sorduğu sorunun cevabı açık uçlu kaldı. sarah, bu zamana birçok ismi kullanmış ve bir sürü kimlikle yaşamış olsa da en çok mok gahui ve sarah kim'di. dizinin sonunda da bence kendisini hâlâ sarah kim olarak görüyordu.
kaçırdığım ya da unuttuğum bir şey yok herhalde, daha fazla ekleyecek bir şeyim kalmadı.