Filmimiz iki genç kızın tüm yazı Barselona'da geçirmek üzere bir maceraya atılmasıyla başlıyor. Ardından kendilerini bir sanat galerisinde denk geldikleri kırmızı satenler içindeki Juan ve eski karısı Maria Elena'nın tuhaf ikili ilişkisinde buluyorlar kendilerini. Sanki bu ilişki merkezdeymiş de geriye…devamıFilmimiz iki genç kızın tüm yazı Barselona'da geçirmek üzere bir maceraya atılmasıyla başlıyor.
Ardından kendilerini bir sanat galerisinde denk geldikleri kırmızı satenler içindeki Juan ve eski karısı Maria Elena'nın tuhaf ikili ilişkisinde buluyorlar kendilerini.
Sanki bu ilişki merkezdeymiş de geriye kalan herkes figüranmış gibi.
Filmin görsel açıdan doyurucu olması bir yana, Penelope hanımcımı görmek bile sanattan ibaret zaten.
Javier bence yakışıklılığın değil de karizmanın bir erkekte daha önemli olduğunu kanıtlayan ve hissettiren bir örnek.
Bu ikilinin uyumunu hayatımın sonuna kadar onaylayacağım.
Filme dönmek gerekirse,
Vicky daha ayakları yere basan, realist bir karakterken Cristina tam aksine sürekli bir şeyler arayan, kendini doğrularını bulmaya çalışan biri. Aslında bu iki karakter insanın içindeki iki farklı düşünce fikrini temsil etmiyor mu sizce de?
Bir yanımız düzenli ve ciddi bir hayat kurmak isterken diğer yanımız kuş olup uçmak istiyor. Ruhu hicrete çıkarmak ve hiç dönmemek...
Bu ikisinin arasındaki dengeyi bulmak oldukça zor olsa gerek. Deneyen herkese bol sevgiler. Ben de sizlerdenim.
Vicky nin bir erkekten beklentisi potansiyelli ve sadık olması. Cristina'nınkini bilmiyoruz.
Filmin ilk saatlerinde Vicky yi kendi doğrularını savunurken görsek de ilerleyen kısımlarda belki de dinlerken yarıda kesip yargılayacağı bir aşk üçgenini arkadaşı Cristina'dan dinlerken bunu anlayışla karşılayıp 'cesurca' bulması Barselona'nın onda bıraktığı etkinin tam olarak etkisiydi.
Barselona ona yumuşak geçişler kattı-Bu garip ve saçma bir eski karı-koca ilişkisini cesurca (!) Bulmak olsa da- Cristina ise bu gezide isteklerini netleştirmişti.
Artık neyi istemediğinden emindi en azından.
Juan Antonio'nun babasının söyledikleri bence filmin en kıymetli parçasıydı. Sanatın insanlarla paylaşılmasına dair fikirleri ve dilleri hakkındaki naifliği beni etkiledi. Onunla oturup uzunca sohbetler etmek isterdim.
Akılda kalıcı bir karakter olmuş.
Maria Elena ya daha fazla detay yüklenmesini isterdim. Hayata bakış açısını, fikirlerini, aşırı dozun sebebini, her şeyi sormak isterdim. Sıradan bir sanatçı sendromu olmasını kabullenmeyi reddediyorum. Hayatla alıp veremediği şeyleri duymak isterdim gerçekten.
Vicky'nin ise hayatının devamını merak ettim. Judy'nin söyledikleri ona bir etki yarattı mı acaba?
Aslında Vicky bu aşk üçgenine yeni karakter olarak girmeye bir şans verecekken Maria'nın ateş etnesiyle gelen aydınlanmayla bu hikayeden geri çekildiğini düşünüyorum.
Juan Antionio'nun ise tamamen bitmiş aşk hikayesini alevlendirmek için üçüncü kişilere ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum.
Aslında hiçbirine karşı aşk hissetmiyor. Sadece Maria'yı eğlendirmek için komiklik yapıyor, dikkatini çekmek için yeni mutfaklar denettirmeye çalışıyor.
Filmin kostüm seçimleri de hoşuma gitti. Javier'a kırmızı saten çok yakışmıştı. Kimin aklına gelirdi ki ona bunu giydirmek değil mi ? 🙃
Klasik girişlerde kadınların kırmızı saten elbiselerinin erotikliğine erkek başına meydan okumuş oldu.
Film bana hayat arası bir seyahate çıkmış gibi hissettirdi. Ciddi bir hayata başlamak üzereyken özgür kuş kısmımı da beslemem gerektiğini hatırlattı.
Ayrıca Oysho'nun bazı fikirlerinin bu filmle uyuştuğunu farkettim. Bu evliliğin kommün bir ilişki olmasını Oysho beğendi.
Umarım izlerken güzel zamanlar geçirirsiniz. Ben izlerken keyif aldım. Etik açısından tartışılır tabii...