Bu film aslında film bile değil, bildiğin sohbet. Tek mekân, bir oda, birkaç akademisyen ve bir adam çıkıyor diyor ki: “Ben 14 bin yaşındayım.” Normalde böyle bir cümlede insan güler geçer ama film seni öyle bir noktaya getiriyor ki “ya……devamıBu film aslında film bile değil, bildiğin sohbet. Tek mekân, bir oda, birkaç akademisyen ve bir adam çıkıyor diyor ki: “Ben 14 bin yaşındayım.” Normalde böyle bir cümlede insan güler geçer ama film seni öyle bir noktaya getiriyor ki “ya… olabilir mi lan?” diye kendi aklını sorguluyorsun. En garip kısmı şu: ne aksiyon var ne efekt var ne de “şimdi bir şey olacak” hissi. Sadece konuşuyorlar. Ama konuşmalar öyle sıradan değil; tarih, din, bilim hepsi masaya yatırılıyor. Adam bir yerde öyle şeyler söylüyor ki, özellikle din kısmında, insan ister istemez geriliyor. Ben izlerken sürekli şunu düşündüm: Bu adam ya dünyanın en iyi yalancısı ya da gerçekten doğru söylüyor. Ve film sana kesin bir cevap vermiyor. Bu da sinir bozucu ama aynı zamanda çok iyi. Bazı yerlerde temposu düşüyor, kabul. Hani böyle “tamam artık biri çay koysun da konu değişsin” dediğim anlar oldu. Ama sonra yine bir cümle geliyor, hoop tekrar içine çekiyor. En çok sevdiğim şey şu oldu: film seni aptal yerine koymuyor. Her şeyi açıklamıyor, her şeyi kanıtlamıyor. Sadece ortaya bir fikir atıyor ve “al, bunu beyninde çevir dur” diyor. Zaten olayı da bu. Tam bir “düşünmelik” film. Kısacası benim gözümde bu film izlenirken keyif alınan değil, izlendikten sonra kafayı kurcalayan bir film. Hani böyle bitiyor, sen ekrana bakıyorsun ve “ben şimdi ne izledim?” diyorsun. Güzel anlamda. Ama herkese hitap eder mi? Etmez. Patlayan araba, bağıran oyuncu, dramatik müzik bekleyen biri bunu açarsa 20. dakikada hayatı sorgulayıp kapatır. Benim yorumum net: Sessiz sakin ama içten içe insanın beynini kemiren bir film. İzlerken değil, izledikten sonra etkisini gösteriyor.