Reiji Kurose, hiçbir şeyin olmadığı ve hiçbir şeyin değişmeyeceği bir kasabada ot gibi yaşıyordu. Ailesi, gelecek hayalleri, çocukluk arkadaşları. Hepsi onu o şehre zincirliyordu. Taa ki onunla tanışıncaya dek. Yaşamanın bir manası var mı? Beni bekleyen bir gelecek var mı?…devamıReiji Kurose, hiçbir şeyin olmadığı ve hiçbir şeyin değişmeyeceği bir kasabada ot gibi yaşıyordu. Ailesi, gelecek hayalleri, çocukluk arkadaşları. Hepsi onu o şehre zincirliyordu. Taa ki onunla tanışıncaya dek. Yaşamanın bir manası var mı? Beni bekleyen bir gelecek var mı? O oğlan ve kızın tanışmasıyla trajedi kapıları aralanır.
Bundan bir yıl önce bu özeti görünce ilk okuyacağım manga bu olsun istedim. Çünkü ben de bir kasabaya sıkışıp kalmıştım.
Hikaye beni yer yer gerçekten derinden etkiledi, bazen de "sadece yazmışlar" dedim. Bir yandan gerçek dışı ilerlese de, öte yandan insanların dikkat etmediği parçalarla, gerçekliğin öyle önemli noktalarına değindi ki "gerçek" bir iz bıraktı.
Hikaye birçok noktaya değiniyor. En çok dokunduğu şey: insanların çaresizlik döngüsü.
Birçok karakterde, başkalarının acılarını onlara yüklediğini ve onların da kendi acılarını başkalarına yüklediğini görüyoruz, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Patron adama kızar, adam eve gider karısına kızar, o da çocuğuna, çocuk da evcil hayvanına. Mesela Yuko karakteri kasabadan hiçbir zaman ayrılamıyor. Çünkü kimliği parçalanmış; ne diğerleri gibi olabiliyor ne de kim olduğunu biliyor. Ona kim olduğu söylenmiş, ve geçen yıllarla birlikte geriye sadece bir hiçlik kalmış. Bunu birçok karakterde görüyoruz.
Bir karakter intihar etmekten bahsedince başlarda ciddiye almadım. Çevremizde de olur; "bir ara denemiştim" diyenler, biraz üzgün oldukları için ilgi bekleyenler. O tür konuşmaların sonunda neden istediğini sorsanız hatırlamazlar, çünkü zaten derin olmayan insanların gerçek sebepleri de yoktur.
Ben hiçbir zaman intihar etmeye çalışmadım. Ama bir gün mahkemeler beni sıkıştırdığında, askerlik, sağlık, ekonomik baskı hepsi aynı anda üstüme geldiğinde, bir şey fark ettim: yıllarım boşa geçmişti ve hayalime muhtemelen asla ulaşamayacaktım. O an inanılmaz bir baskı ve acı vardı, kaçınılmazdı. Ve gerçekten ölmekten başka seçeneğim yok gibi hissettim.
Bu mangadaki karakterlerin bunu birlikte yapmak istemesini başta saçma bulmuştum. Ama düşününce: büyük bir hiçliğin içindesin ve bununla bir şeyler var etmeye çalışıyorsun. İki hiçlik içindeki insan, ölüme yani bir başka hiçliğe yürürken bir şeyler var ederek gitmeye çalışıyor.
Hikayeyi okurken fakirliği, zayıflığı, kaderin getirdiği çaresizliklerin insanı nasıl paramparça ettiğini hissediyorsunuz. Kafesteki bir kuş gibi, tüm varlığı silinip gitmiş bir varlık olmak ne korkunç.
Bazı karakterlere ne hissedeceğini bilemiyor insan. Birileri ona acı yüklemiş, ve şimdi o başkasına acı yüklüyor. Hem suçlayamıyorsun, hem de zarar vermeye devam edeceği için görmezden de gelemiyosun. Hiç kimse tamamen iyi değil; bazıları olabildiğince iyi, bazıları yarı yarıya, bazıları yalnızca kötü. Yuko masum ama "artık çok geç" diyebileceğim biri, onun seçimi ya da suçu değil, ama değişmesi artık mümkün değil.
Öğretmen Yuri karakterine bazıları yüklenmiş; ben hiç negatif düşünmedim. Muhtemelen bazı ergenler bu tipler, geçiyorum bu kısmı. Ben ise keşke böyle biri olsaydı yanımda dedim. Ana karakteri gerçekten destekledi; kendi yaşadığı onca acıya rağmen bir duruş sergilemeye çalışıyordu, ama bu aynı zamanda bir bağımlılığa dönüşüyordu ve bu bazı insanlara büyük zararlar verdi. Yine de çabaladı; iyi bir son için bir çok fedakarlık yaptı. Onu seviyorum. Keşke öyle biri olsaydı yanımda.
Benim için oldukça etkileyici bir seriydi. Bazen "bu benim" dedim, bazen "keşke böyle bir öğretmenim, böyle bir arkadaşım olsaydı" dedim.
Nagi bana farklı hikayelerdeki bazı karakterleri hatırlattı: Terabithia Köprüsü, Aramızdaki Dünya gibi filmlerdeki yapıcı, iyileştirici figürler. O filmdeki karakteri bağlayan hiçbir şey yok, Nagi'nin de yok. Demek istediğim özgüler, kalıplara bağımlı değiller, onlar ile gerçek bir hikaye yazılabilir.
Eski sevgililerimden beklediğim hep şuydu: birlikte var olalım var edelim tüm değerleri anıları ve samimi olarak. Hiç bir zaman direkt söylemedim. Çünkü sonradan söylediğimde olacağını düşündüğüm şeyin olacağını biliyordum. Kabul etti ama biliyorum ki sıkılacak, pes edecek. O istediği için değil ben istediğim için anlık bir tatilmişcesine gelecek. Herşeyi ile değil.
Kendim hakkında şunu fark ettim: "acaba biri gelir mi" diye hep düşünmüşümdüm. İllaki kız olması gerekmez, bir arkadaş da olabilirdi ama kız olsa iyi olur du tabii. Her neyse. Bir yerden biri çıkacak, hiçbir kalıbı, normu önemsemeyecek biri, kendi hikayesini yazan biri. Benim için; sözde akrabalar var ama beni buraya bağlayan hiçbir şey yok, hiç kimse. Bayramda geldiler, erkenden çıkıp dışarıda bir nehir kenarında oturdum. Hafif yağmur yağdı.
Yağmurun altında ıslanan da benim, yağmurun tadını çıkaran da benim.
Demek istediğim: yağmurun altında ıslanan, yani hayalleri başarısızlıkla sonuçlandığında kırılan da benim, paramparça olan da benim, tüm sorumluluğu ve bedeli alıp ödeyecek olan da benim. Aynı zamanda bu hikaye için, bu hayal için çalışan, mutlu olan, bununla yaşayan da benim. Demek istediğim, ben yağmurda ıslanmayı seviyorum. Çoğu insan yağmurdan kaçar. Hatta başka bir zaman, yine bilerek yağmurda ıslandığım, yürüyüş yaptığım bir gün bir markete girmiştim ve kasiyer kız bana "ıslanmışsın, istersen burada yağmurun durmasını bekle" demişti. Ben de "hayır, ıslanmayı seviyorum" demiştim. Çünkü yağmurun sesi, o suyun saçlarımdan damlaması, yaşadığını ve canlılığı hissettiğin bir an oluyor. Hava, kokular, başkaları kaçarken ben tam orada duruyorum, tadını çıkarıyorum. Ki zaten bir gün ölüp gideceğiz, neden ıslanmaktan korkayım? Bence yaşamak tam olarak bu.
Bu manga bende şu arzuyu netleştirdi: sırf doğduğu için rastgele şeylere körü körüne bağlı olmayan, gerçekten yaşayan biriyle tanışmak istedim hep. Hiçbir basma kalıba bağımlı olmayan ve tam da bu yüzden tam anlamıyla var olabilecek biri.
Tabii öyle biriyle tanışmadım. Hayatta herkes kendi hikayesini yazıyor. Ben de kimseye, hiç bir yere muhtaç veya bağımlı olmadan, kendi başıma mutlu olmayı, huzurlu olmayı, eğlenmeyi, acılarım ile yüzleşmeyi ve dersler çıkarmayı öğrendim. Eğer ileride, yollarımızın kesiştiği kadarıyla, iyi insanlarla yollarımız kesişirse ne mutlu. Belki daha iyi yaratabiliriz hayatlarımızda ki bir anı, iyi bir anıya dönüştürebiliriz belki. Fakat ben kimsenin yokluğu ile yok olmayacağım. Kendimle var olmaya ve var etmeye, yaratmaya devam edecek, daha iyi için çabalayacağım.
Hikayeye dönecek olursam: finali tam bir hayal kırıklığıydı. Hatta bir son bile değildi, her şey ucu açık değil; yarım yamalak bırakılmış. Bazı hikayeler öyle bir biter ki; keşke yarım kalsaydı, keşke yazar ölseydi de hikaye böyle bitmeseydi dedirtiyor. Araştırdım; Japonya'da manga dergilerinde yayınlanan seriler için "uchikiri" denilen bir durum varmış, satışlar düştüğünde ya da bir tartışma olduğunda seri ani bitiriliyormuş. Hikayelerin kaderinin böyle çizilmesi üzücü. Bu hikaye için de böyle olduğunu düşünüyorum; 200 bölüm olacaktı, erken kesilmiş. "Tamam, mutlu bir son istiyorum ama hadi dramatik son da olur, en azından bir etki yaratır" dedim, ikisi de olmadı. Neyin ne olduğu belli olmayan tutarsız bir sonla bitti maalesef. Son bölüm o kadar özensiz di ki aynı manga mı belli değil. Onca okumanın ardından hikaye bir kenara fırlatılmış gibi hissettirdi. 160. Bölümlerde çok heyecanlanmıştım, bir karakterin koşmasından dolayı. Karakterlerin daha insani tasarlanabileceğini düşünüyorum. Karakterler daha derin işlenebilir ve hikaye bağlantıları daha güçlü sağlanabilirdi. Harika bir fikir, ancak iyi toparlanamamış. Maalesef benzer şekilde bu konuyu işleyen başka bir dizi film ya da kitap görmedim ya da manga. Ama daha iyisi yapılabilir. Bu da ilham veriyor tabii ki bittikten sonra hem hikayenin etkileyiciliğini hem de eksiklerini görüyorsun. Okumaya değer. Özeti okuyup da bir şeyler hisseden herkesin ilgisini çekecektir. Biraz iyi bağlanmamış olsa da hikayenin dokunduğu ve temsil ettiği şeyleri seviyorum: Bir yerde sıkışıp kalmak, özgürlük, kendin olup kendin gibi yaşayamamak, fakirlik, çaresizlik, zayıflık, yetersizlik, kaderin yüklediği yükler, nesilden nesile aktarılan acı döngüleri, birinin desteğinin önemi, kim olacağına başkalarının karar vermesi ve dahası. Bunları çevremde görebiliyorum...
İlk okuduğumda intihar olayını saçma bulmuştum. İroniktir ki: okuma sürecindeyken hayatımda yaşananlar sonucunda ben de o noktaya geldim. Ve yine ironiktir ki hikayeyi okurken umutsuzluğun dibine vurmuştum; hapis, dava, ekonomik sorunlar, zamanımı boşa harcamış olmam, asla başaramayacağımı fark etmem... Fakat yine ironiktir ki sonrasında tekrar ayağa kalktığımda bu hikayeyi de bitirmiş oldum.
Ben de bulunduğum kasabadan gitmeye hazırlanıyorum. Kimseye söylemeyeceğim, kimseyle vedalaşmayacağım. Geçmişten kimseyi bir daha görmeyeceğim, buraya bir daha gelmeyeceğim. Sessizce, bir anda gideceğim.
Geceleri dağlara bakıyorum, karanlıklar, sanki uzay boşluğundaymış gibi ve hiçliğin ortasında sıkışıp kalmışım gibi hissediyorum. Dünyanın farklı yerlerinden gün doğumlarını, gün batımlarını, farklı yıldızları izlemek istiyorum, farklı insanlarla tanışmak, farklı yerlerde olmak, yaşamak istiyorum.
Bir A planım vardı, kötü bir plandı. Geç fark ettim ama fark ettiğimde artık geç olmuştu... Her zaman geç öğreniyor insan. Şimdi yine kendi ayaklarımın üstündeyim.
Yeni bir planım var. Bir B planı.
Kelimenin tam anlamıyla her şeyi bir kenara bırakıyorum, belki bu yolculuk sırasında ölüp gideceğim bilmiyorum ama sorun değil. Yanlış hayat doğru yaşanmaz. Korkuyorum da ama eksik olmanın ve donup kalarak hiç olmanın verdiği acı ve korku çok daha korkunç. Gerçekten yaşamak için.
Bu mangada ki hikayede hep bir ölüm vardı. Bence hayat ölene kadar fatura ödemekten ibaret olmamalı, en azından ben bunu reddediyorum. Ben bunu seçiyorum.
Var olmak için, yaşamak için, her şeyin yok olabileceği o yola gidiyorum. Gerçekten yaşamak için.
Olmak ya da olmamak hah?
Mesele bundan çok daha fazlası...