Büyülü gerçekçiliğin önemli temsilcilerinden sayılan ve Juan Rulfo da dahil olmak üzere pek çok yazarı etkileyen María Luisa Bombal, tek romanı olan Kefenli Kadın'ın yanında, Crillión Oteli olayı ile tanınmaktadır. Bombal, 1941'de bu otelde sevgilisini silahla kolundan yaralayarak hapse girer,…devamıBüyülü gerçekçiliğin önemli temsilcilerinden sayılan ve Juan Rulfo da dahil olmak üzere pek çok yazarı etkileyen María Luisa Bombal, tek romanı olan Kefenli Kadın'ın yanında, Crillión Oteli olayı ile tanınmaktadır. Bombal, 1941'de bu otelde sevgilisini silahla kolundan yaralayarak hapse girer, ancak kısa bir süre sonra serbest bırakılır. Yine aynı otelde, 1955 yılında bir başka şilili yazar olan María Carolina Geel, sevgilisini beş el ateş ederek öldürür ve bu iki adaş yazar, birbirine benzer bu olaylarla anılır.
Kefenli Kadın, ölümünün ardından görmeye ve düşünmeye devam eden bir kadının gençlik yıllarını, geçmiş aşklarını, çocukları ve gelinleriyle ilişkisini anlatan ve şiirsel bir dile sahip olan, oldukça sarsıcı bir roman. Bilinç akışı tekniği ve karmaşık diyalogları ile anlaması güç, ürkünç bir anlatıma sahip.
"Ve nöbet tutanlar, ölümün soldurmayı başaramadığı o incecik göz bebeği çizgisinin berraklığını ve şeffaflığını incelemek üzere uzun mumların parıltısında öne eğildiler. Hayretle ve hürmetle eğildiler, kadının onları görebildiğinin farkında değillerdi.
Kadın görüyordu, dolayısıyla hissediyordu."
"Kadın yorgun, onu hayata bağlayan son bilinç kırıntısından da kurtulmayı hasretle bekliyor, aşağıda uzandığını hissettiği derin ve yumuşak boşluğa kendini sırtüstü bırakmayı hasretle bekliyor.
Ama giderilmemiş bir endişe, kadının o son bağı tamamen koparmasını engelliyor."
"Belki seni o acınası çöküşün başlangıcında sevmişimdir. Hiçbir güzellik beni senin solmaya başlayan güzelliğin kadar müteessir etmemiştir."
"Ve başaklarla ormanların hiç kesilmeyen hışırtısına, akıntıya karşı yığılmış taşlara çarpan nehrin şırıltısına alışkın kadın, gece yarıları aniden uyanmasına yol açan bu kesin ve mutlak sessizlikten korkmaya başlıyordu.
İlk gün havuzda paramparça olduğunu gördüğü dünyanın görüntüsü aklından çıkmıyordu. Sessizlik bir felaketin habercisiymiş gibi geliyordu ona.
Belki yakınlarda kimsenin bilmediği bir yanardağ vardı, bekliyor, patlama ve yıkım anını kolluyordu."
"Artık kefende olduğundan, insanın kaderine en ağır şekilde etki etmiş olayların hafızanda sadece değişen bir ses tonu ya da bir el hareketi olarak kaldığını anlıyor."
"Sevme dürtüsüyle doğmuş herkes onun gibi yaşamak zorunda mı kalıyordu, kendini yok etmeye doğru sürüklenerek, varlıklarının en hayati parçasını her dakika kendi içlerinde öldürmek zorunda kalarak?"
"Nefret, evet nefret, kadın nefretin ağırbaşlı kanadının altında nefes alıyor, uyuyor, gülüyordu; nefret şimdi esas amacı. ilk önceliğiydi. Zaferlerin azaltmadığı, aksine alevlendirdiği bir nefretti bu, sanki o kadar az direnişle karşılamak hararetini artırmaktan başka bir işe yaramıyormuş gibiydi."
"Bana duyduğun şefkat içine ekilmiş bir tohum gibiydi, ölümüm onu filizlenmeye, bir gecede büyüyüp olgunlaşmaya zorladı.
Yaptığım hiçbir şey, sonunda ölümümle ortaya çıkan şeyi açığa çıkaramadı. Görüyorsun ya, ölüm aynı zamanda yaşamla ilgili bir faaliyet olabilir.
Ama ağlama, ağlama! Ah bir bilseydin! Senin içinde nefes almayı, dönüşmeyi, sağmışım gibi değişmeyi sürdüreceğim, beni reddedecek, sonra yine seveceksin. Ve belki içindeki ben tükenip ölmeden, sen kendin öleceksin. Ağlama..."
"Şehirler kadar büyük, hatta (dehşet verici) asfalt yolları olan mezarlıklara gömülen, yitip giden kadersiz kadınlar vardır. Ve suları siyah akan bazı nehirlerin yataklarında, akıntının sürekli dövdüğü, kemirdiği, şekilsizleştirdiği ve yeniden dövdüğü intihar etmiş bedenler bulunur."
"Yemin ederim. Kefenli kadın bir daha ayağa kalkmak için en ufak bir istek hissetmedi. Tek başınaydı ve nihayet dinlenebilecek, ölebilecekti.
Yaşayanların ölümüne katlanmıştı çünkü. Şimdi mutlak dalışı, ikinci ölümü hasretle bekliyordu, ölülerin ölümünü."
8.5/10