Spoiler içeriyor
Film bir aşk hikayesi değil, aşk hakkında bir hikayedir. Tebrik kartı yazarı olan ve mimarlık eğitimi almış Tom Hansen, hayatının aşkını bulduğuna inanan romantik bir adamdır. Ofise yeni gelen Summer Finn’i gördüğü an ruh eşi olduğunu düşünür. Film, bu ikilinin…devamıFilm bir aşk hikayesi değil, aşk hakkında bir hikayedir. Tebrik kartı yazarı olan ve mimarlık eğitimi almış Tom Hansen, hayatının aşkını bulduğuna inanan romantik bir adamdır. Ofise yeni gelen Summer Finn’i gördüğü an ruh eşi olduğunu düşünür. Film, bu ikilinin 500 günlük ilişkisini zamanda atlamalar yaparak anlatır. Tom’un Summer’a aşık olduğu birinci gün ile kalbinin paramparça olduğu dört yüzüncü gün arasında gidip geliriz. Temelde Summer, başından beri ciddi bir ilişki istemediğini Tom'a söylemiş olmasına rağmen Summer'ın zamanla fikrinin değişeceğine inanarak kendi zihninde yarattığı Summer'a aşık olmuştur.
Tom, herkesin kendinen bir parça bulduğu ama aynı zamanda duygusal körlük yaşayan bir karakterdir. Tom, mutluluğu bir başkasının varlığına bağlamaktadır. Aslında kendi değerini başkalarının ona verdiği değerin belirlediğine inan bir karakterdir. Kendi içindeki eksikliği zihninde yarattığı Summer ile doldurmaya çalışmaktadır. Tom, Summer tarafından onaylanmak istemektedir. Summer'ın ona gönderdiği sinyalleri sadece kendi görmek istediği gibi algılamaktadır. Summer daha ilişkiyi başlamadan önce "Ciddi bir şey istemiyorum" dediğinde Tom bunu ilk başta kabul etmiş gibi görünse de "Şimdilik öyle diyor, bunu değiştirebilirim" şeklinde algılamıştır. Tom aslında Summer'a değil, onun hissettirdiklerine aşık olmuştur. Tom Summer'ı bir birey olarak değil, kendi hayat hikâyesindeki bir "kurtarıcı" olarak görür. Onun ne hissettiğiyle ya da gerçekten mutlu olup olmadığıyla ilgilenmemeyerek yalnızca kendi hislerine odaklanmaktadır.
Summer, filmde "erkeklerin kalbini kıran kötü kadın" gibi görülse de aslında dizideki en dürüst karakterdir. Summer, Tom ile ilişkiye başlamadan önce "ben ciddi bir şey istemiyorum" diyerek net bir şekilde sınırlarını en başından çizer. Bu Summer'ın net bir insan olduğunu gösterir ancak Tom onun sınırlarını ihlal ettiğinde buna izin vermesi onu gri bir bölgeye çeker. Summer'ın Tom'un hayatından bağımsız bir dünyası, kendi dertleri, ilgi alanları vardır. Ancak filmde sadece Tom'un bakış açısından anlatıldığı için biz bunları pek göremeyiz. Filmin sonunda Summer'ın evlenmesi bir çelişki değildir, aşka inanmadığını göstermez. Sadece o duygusal bağı Tom ile kuramadığını ama başka birinde o netliği bulabildiğini gösterir.
Filmin en etkileyici tarafı birinci gün ile dört yüz ellinci günü yan yana lineer olmayan şekilde anlatılmasıdır. Böylece Tom'un yaşadığı duygusal karmaşa net bir şekilde gözler önüne serilmiştir. Filmin en güzel sahnesi ekranın ikiye bölündüğü; bir tarafında Tom'un olmasını hayal ettiği sahne (Summer ile barısması), diğer tarafında ise gerçekte yaşanan (Summer'ın nişanlandığını öğrendiği) sahnedir. Bu sahnede Tom kendi zihninde kurduğu dünya ile acı gerçekler arasındaki uçurumun ne kadar fazla olduğunu net bir şekilde görmüştür. Yani film beklentiler ile gerçekleri ustalıkla gözler önüne sermiştir.
500 gün bittiğinde ve Tom iş görüşmesinde Autumn adlı bir kızla tanıştığında film bize çok güçlü bir mesaj vermektedir: Hayat döngülerden ibarettir ve sen bu döngüyü kırmazsan hep aynı hataları yapıp durursun. Filmde Tom mutluluğunu başkalarının insafına bırakmadığında kendi mimarlık kariyeri için hareket geçtiği zaman yani birey olmayı başardığında onun için artık yeni bir kapı açılır. Özetle bu film bize birini çok sevmemiz onu anladığımız anlamına gelmediğini ve bazen birinin hayatımıza sadece bize bir şeyler öğretip gitmek için girdiğini hatırlatır.