Güneş tanrısı ve oğlu; "Ben anama sordum. Benim babam senmişsin. Ben de doğru mu diye bunu sana sormaya geldim..." Tanrı Helyos, küçük yaramaz oğlunun altın saçlarını uzun uzun okşadı bütün sevecenliği ve hasretiyle... Sonra da anasının söylediklerini doğruladı. Ama Faeton…devamıGüneş tanrısı ve oğlu;
"Ben anama sordum. Benim babam senmişsin. Ben de doğru mu diye bunu sana sormaya geldim..."
Tanrı Helyos, küçük yaramaz oğlunun altın saçlarını uzun uzun okşadı bütün sevecenliği ve hasretiyle... Sonra da anasının söylediklerini doğruladı. Ama Faeton gene de pek inanmışa benzemiyordu. "Bak güzel oğlum," dedi bunun üzerine tanrı Helyos. "Bana inanabilmen için benden ne dilersen dile; cehennemin Stiks Irmağı üzerine ant içiyorum ki, dileğini hemen yerine getireceğim!" Çocukluk aklı ile babasının güneş akrabasını kullanmak istemiş.
"Baba, şu senin atlarla bir günlüğüne ben koşturacağım Güneş'i gökyüzünde!" dedi içindeki bitmeyen o çocukluk ateşiyle... Güneş tanrısı oğlunun sözleri ile irkildi.
"sen yeni yetme bir delikanlı olarak bırak kendini, o ölümsüz Baştanrı Zeus bile kullanamaz bu arabayı! Bahçede gördüğün o delişmen atlar; öyle herkesi dinlemez... Okyanuslardan kalkıp dik dağlardan tırıs geçmek ve daha sonra canavarların içinden sıyrılıp dörtnala gökyüzüne tırmanmak, sonra gene o yüksekliklerden yeryüzüne doğru alçalmak öyle pek kolay değil, sevgili güzel oğlum!.. Ben bile bazen elimde olmadan alçaldım mı, etraf neredeyse tutuşacak gibi oluyor" Faeton babasını dinlemiyor ve ilerideki atlara bakıyordu.
Güneş'in atları da her günkü gibi koşu sonrası okyanusta yıkanmış, karınlarını doyurmuşlardı. Sarayın bahçesinde az sonra gökyüzünde birlikte yeniden başlayacak koşuyu bekliyorlardı.
Güneş tanrısı da oğlu ne isterse yerine getireceğine ant içmişti bir kez; artık dönemezdi... Zaten oğlu Faeton da hınzır bir "dediğim dedikçi"ydi!.. O yüzden babası daha sözlerini bitirir bitirmez, bir ok gibi fırlayıp sarayın bahçesindeki atların yanında aldı soluğu...
Faeton dizginleri eline alıp atlara deh dediğinde, haliyle atlar sürücülerinin çaylak biri olduğunu hemen anlayıverdiler! Bu yüzden de delicesine bir hızla, altlarında uzanan ovayı ve yüksek bir dağı aştılar.
Faeton bir anda irkilip elindeki dizginleri bırakmıştı.
Artık dizginsiz kalan atlar başıboş, hızla yeryüzüne doğru alçala alçala koşuyorlardı. Ne var ki Güneş'in arabasının saçtığı ışık ve ateş yüzünden Kazdağları, Parnasos, tanrıların ülkesi Olimpos'taki tepeler ve nice vadiler ardı ardına tutuştu... Haliyle ırmaklar göller buharlaşıyor, kaçacak delik arıyorlardı. Büyük bir korkuya kapılan Nil Nehri de her nasılsa başını bir yere sokup saklanabildi!..– Zaten o gün bugündür Nil ırmağının başı olan kaynağının nerede olduğu hâlâ bilinemiyordu! – Güneşin atları Orta Afrika göklerine geldiklerinde de artık iyice alçaldılar ve oralardaki insanların derilerini yakıp kararttılar!..
Üstelik Olimpos'ta oturan tanrılar da sıcaktan boğulur gibi oldular ve Baştanrı Zeus'tan hemen yardım istediler... Zeus, gönderdiği bir yıldırımla Faeton'un arabasını anında tutuşturdu... Ve Güneş'in oğlu alevler içinde, İtalya'daki Po Irmağı'na düştü. Po Irmağı da arabadan püsküren alevleri söndürdü hemen.
Yaşar Atan'ın kitabından alıntıdır.