Yazarlığa dair *** Şimdi ismini hatırlamadığım bir filmden aklımda kalmıştı: Yazar olmak isteyen genç bir adam ve artık kalemi çoktan bırakıp kendisini içkiye vermiş yaşlı ve usta bir yazarla ilgiliydi film. İkisi birlikte sahile gidiyorlardı, genç adam yazar olma hayallerinden…devamıYazarlığa dair
***
Şimdi ismini hatırlamadığım bir filmden aklımda kalmıştı:
Yazar olmak isteyen genç bir adam ve artık kalemi çoktan bırakıp kendisini içkiye vermiş yaşlı ve usta bir yazarla ilgiliydi film.
İkisi birlikte sahile gidiyorlardı, genç adam yazar olma hayallerinden bahsetmişti yol boyunca.
Nihayet sahile vardıklarında, yaşlı adam “Madem yazar olmak istiyorsun, şimdi senden karnına yumruk yemiş bir adamı tasvir etmeni istiyorum.” demişti genç olana.
Genç adam heyecanla başladı yumruk yiyen adamın halini anlatmaya.
Sonuna kadar dinledi yaşlı adam. Genç adam düşüncelerine değer verdiği yaşlı adamın yorumunu merakla bekliyordu. Beğenmiş miydi acaba yaptığı tasviri?
Sonra birden, yaşlı adamın karnına vurduğu yumrukla iki büklüm oldu genç adam.
Birkaç dakika zorla nefes almaya çalıştıktan sonra kendine geldiğinde, bunu neden yaptığını sordu sinirle.
(O anlamadı ama sanırım siz anladınız yumruğu neden yediğini.)
Yaşlı adam gayet sakin şunları söylemişti:
“Şimdi yeniden tasvir etmeni istiyorum senden o adamın halini.”
&
Evet, yazmak kolay değil.
Bir arının bal yapmasından bile daha meşakkatli bir iş belki de.
Eğer kelimeler ızdırap yüklü, hissiyat sancılı ise belki daha zor, ama daha etkili.
Ve yaşayan bir insan, yaşamayana göre daha iyi anlatır meramını.
&
Yazmaktan maksat kaliteli eserler ortaya koymak ise, eserleri asırlardır ilk günkü ihtişamıyla ayakta duran Koca Sinan’a kulak vermeli:
Kanuni Sultan Süleyman, yanına Mimar Sinan’ı da alır ve birlikte adını taşıyacak olan Süleymaniye Camii’nin yapımı için beğendiği araziyi incelemeye, uygun olup olmadığını görmeye giderler.
Sinan dikkatle boş araziyi inceler.
Padişah sorar: “Nasıl buldun Sinan?”
Koca Sinan hiç duymamışçasına araziye bakmaya devam etmektedir. Vezirlerin ve devlet erkanının gözü Sinan’ın ve padişahın üzerinde, çıt bile çıkarmadan ikisini seyrederler.
Nefes alınsa duyulacak bir sessizlik ortamı, Koca Sinan kıpırdamadan araziyi seyretmektedir.
Padişah yeniden sorar: “Ne düşünmektesin bre Sinan?”
Mimar Sinan gözlerini araziden ayırmaz ve cevap vermez. Herkes korkmuş ve şaşkın, Muhteşem Süleyman’ın hiddetlenmesini bekler ama padişah bir şey söylemez.
Bir süre sonra Koca Sinan başını eğerek önünde uzanan boş araziye doğru adım atar.
İnsanlar o vakit Sinan’ın kimseyi duymadığını, o birkaç dakikalık süre içinde caminin tasarımını yapıp, hayalinde oluşturduğu kemerlerden birine çarpmamak için kafasını eğerek araziye girdiğini anlar.
Eserlerine böyle yaklaşan bir insan ancak adını tarihe bu şekilde yazdırabilir ve meydana ölümsüz bir eser getirebilir kanaatimce.
Emin Karataş
17 Ocak 2016 / ZamanBlog