2020'nin uyarlama yapılarından biri olan İnvisible Man, kısır geçmesi muhtemel olan 2020 yılının parlayan yıldızı olmaya aday filmlerinden biri olabilir. Bu parlama akademinin veya diğer sinema otoriteri tarafından pek kabul görmeyen gerilim temalı olması, filmin pek fazla ödül alamaması ihtimali…devamı2020'nin uyarlama yapılarından biri olan İnvisible Man, kısır geçmesi muhtemel olan 2020 yılının parlayan yıldızı olmaya aday filmlerinden biri olabilir. Bu parlama akademinin veya diğer sinema otoriteri tarafından pek kabul görmeyen gerilim temalı olması, filmin pek fazla ödül alamaması ihtimali doğrurken, şahsi fikrime göre senaryosal anlamda oldukça doyurucu bir film olmuş diyebiliriz.
Filmin senaryosu, aslında oldukça klişe denilebilecek bir kıvamda başlıyor. Bu durum filmin ilk bir saatinde kendini içeriye alamamasını sağlasa da, filmin yönetmeni olan Leigh Whannell'in inanılmaz keskin bir dönüş ile filmin son 1 saatini başka bir çekmesi ile oldukça ilginç bir hal alıyor. Özellikle kahramanın anti-kahraman'a evrilmesini çok keskin bir şekilde yapan yönetmen Leigh, bu radikal manevrayı oldukça başarılı bir şekilde yönetiyor ve filmin birden bir kaç seviye atlamasina neden oluyor.
Filmin görüntü yönetmenliğini üstlenen Stefan Duscio filmin başından beri az "cut" kullanmayı seçmesi, filme aynı bir dinamizm katıyor. Özellikle temponun yükseldiği son yarım saatte, ince ve teknik kamera hareketleri filmin hızlı temposuna ayak uydurması ve uyum sağlaması, filmin görsel açıdan tatmin edici olmasını sağlayan en önemli faktörlerden oluyor. Özellikle bu tarz gerilim filmlerinde kameranin neden önemli olduğunu bu filmde bir kat daha anlıyoruz.
Filmin oyuncu kadrosunda ise tam anlamıyla tek kişilik bir show bizi bekliyor desek yalan olmaz. The Square faciasını saymazsak, oyunculuğu çok tatmin edici olan Elisabeth Moss, tam anlamıyla bir oyunculuk dersi veriyor. Film boyunca karakter değişimini çok güzel vermesi, bunun haricinde kahraman mı yoksa anti-kahraman mi imajını çok keskin bir şekilde göstermesi, filmin en olmuşu diyebiliriz. Akıllara ara ara Gone Girl'i getirmiş olsa da Moss'un bu sert ve dinamik oyunculuğu filmi bambaşka bir seviyeye taşımasina neden oluyor. Bunun yanı sıra Oliver Jackson-Cohen ve Aldis Hodge'nin oyunculuklari fena düzeyde olmasa da Moss'un tek kişilik gösterisi, diğer oyuncuları gölgesinde kalmasına neden oluyor.
Kısacası, son yıllarda gerilim anlamında yapılan filmlerin oldukça tatmin edici bir seviyeye ulaşması, bir gerilim sever olarak beni mutlu ediyor. Gerek senaryo, gerekse oyunculuk anlamında muhteşem anlara tanık olduğumuz bu film, yönetmen Leigh Whanell açısından inanılmaz pozitif bir imaj çiziyor.
Film her açısı ile olmuş diyebiliriz. Testere'nin yaratıcı olan yönetmenin, gerilim sinemasına daha nice eser vermesini diliyorum. Film benim için;
9/10