Vivre sa vie: film en douze tableaux filminde Godard baş karakterimiz Nana(Anna Karina) üzerinden döneminin Fransa'sını etkili şekilde yansıtmasının yanı sıra Godard, parça parça Nana'nın hayatında oluşan seçimler, yaşam zorlukları, felsefi düşünce arayışları, karşılaştığı bireyler, fahişelik adımları ve benzeri durumları…devamıVivre sa vie: film en douze tableaux filminde Godard baş karakterimiz Nana(Anna Karina) üzerinden döneminin Fransa'sını etkili şekilde yansıtmasının yanı sıra Godard, parça parça Nana'nın hayatında oluşan seçimler, yaşam zorlukları, felsefi düşünce arayışları, karşılaştığı bireyler, fahişelik adımları ve benzeri durumları anlatım tekniği ve atmosferin gerçekciliğiyle birlikte izleyiciye sunmaktadır.
Filmde Nana karakteri bize aslında ilk tabloda arkası dönük şekilde seçimlerinin oluşturacağı "yeni hayatının" temelini attığı konuşmasını göstermekteydi. Bazı zamanlar hayatımız için aldığımız kararların varlığına dikkat etmeliyiz. Çünkü seçimlerin her zaman sonuçları olur ve bu sonuçlar bizi isteğimiz dışında yolculuklara ve maceralara sürükleyebilir.
Diğer önemli bir nokta karşılaştığımız bireylerdir. İnsanlar yapısı gereği "çıkarlarını koruyan" hayvanlardır. Bu yüzden yeni tanıştığımız bireylere karşı kesinlikle ön yargı oluşturmamız gerekir. Herhangi bir tehdide karşı kendimizi koruyabilmek için. Ancak Nana seçimleri yüzünden ezilmiş bir durumdaydı. Karşısına çıkacak herhangi biri için ön yargı duymanın aksine onlarda kendisi için umut arıyordu. Ben açıkcası Nana'nın yarattığı çaresizliğin içerisinde boğuldum. Çünkü fazlasıyla empati kurdum. Mesela ilk para için birlikte olacağı erkek ile olan sahnenin aşırı derece bunaltıcı havası vardı. Dar girişi olan otelin içerisinde para için sevişeceklerini bilmelerinden kaynaklı beklerken ki gerilim muazzamdı. Adam iki dakika zevk yaşamak için, Nana ise iki dakikada iki bin frank almak için bedenlerini birleştireceklerdi. Oyunculuklar öyle gerçekciydi ki sanki ortada sevgi olmamasının doğurduğu tiksindirici durum bireylerin yüzüne sıçramıştı. Nana'nın adamın yüzüne fırlattığı sahte gülüşler ise güzel detaylardı. (:
Fransa'nın dönem siyasi durumu ise Nana'nın bir pezevenk ile diyalog kurduğu sırada silah sesleri ile karşılaşması ile sembolize ediliyordu. Ülkenin ekonomik ve sosyal durumu pek iyi durumda değilken bir insanın kendisine yeni bir hayat kurması elbette bir hayli zor durum olduğu simgeleniyordu.
Nana'nın bu zor durumdan kurtulabilmesi ve hayallerini gerçekleştirebilmesi için para kazanması lazımdır. Bunu ise fahişelik yaparak gerçekleştirmeye çalışması izleyicilere aşırı gerçekcilik üzerinde empatiye itiyordu. Bir tabloda Nana'nın Fahişelik hakkında sorular sorduğu kısım da verilen cevaplar ile birlikte resmen fahişeliğe adım alıyorduk. Nana sordukça adam cevaplıyor, adam cevapladıkca ben filmle bütünleşip, tatil zamanı sevgilimle sinemaya gidebileceğime seviniyordum.
Filmde geçen diyaloglar ve felsefik anlatım biçimi ise ayrı güzeldi. Nana'nın arayış içerisine girdiği ve yaptıklarını sorguladığı kısımlarda filmin dışına çıkıp oluşan olaylar hakkında düşünce serüveni oluşturabiliyoruz. Yani kuvvetli diyaloglara yer sahipliği yapan film sadece sinematografisi ile değil senaryosu ile de kült filmlerin içerisine girebilir. Hele de on birinci tabloda yaşlı bir beyefendi ile diyaloğa giren Nana'nın kendini keşfettiğini ve ilk tabloda yıkıp geçtiği eski hayatını aradığına şahit oluyoruz. Bunun yanı sıra kelimeler, düşünceler, aşk, sevgi gibi konular üzerinden fikir alış verişi gerçekleştiriliyor.
On ikinci tablo ve filmin sonu ise 1962 yılı göz önüne alınarak beklenti içerisine girilmeden izlenilmeli. Güzeller güzeli Nana için on ikinci tablo hayatının sonu değil bizzat başlangıcıydı.