Spoiler içeriyor
Kitap, Cem'in ekonomik durumlarının kötüye gitmesinden dolayı dershane parasını kazanmak için Öngören isimli bir kasabada bir kuyu ustasına çıraklık yapma hikayesi ile başlayan ve 'kral oidipus' ve 'rüstem ile sührab' hikayeleriyle dolaşık bir şekilde babalar ve oğullarının hikayelerini, onların kader…devamıKitap, Cem'in ekonomik durumlarının kötüye gitmesinden dolayı dershane parasını kazanmak için Öngören isimli bir kasabada bir kuyu ustasına çıraklık yapma hikayesi ile başlayan ve 'kral oidipus' ve 'rüstem ile sührab' hikayeleriyle dolaşık bir şekilde babalar ve oğullarının hikayelerini, onların kader ortaklıklarını anlatıyor. Kitapta sık sık geçen ve Cem'in de kafasını kurcalayan pişmanlık değil ama geçmişin altında ezilişi hissini anlatan ve bu yükü kendine unutturmaya çalıştığı işte bu cümlelerdi:"İçimde bir suçluluk, hatta kötülük yokmuş gibi yaparsam, yavaş yavaş kötülüğü unuturdum. Hiçbir şey olmamış gibi yaparsanız ve gerçekten hiçbir şey olmuyorsa, hiçbir şey olmaz sonunda." Bu cümlerden sonra insanin gerçekten durup düşunmesi geçmişi düşünürken kaybettiği her dakikanin aslında daha değerli bir amaçtan çaldığıyla yüzleşmesi gerektiğini düşündüm. (Ama elbette geçmişten ve geçen zamandan ders almamamız gerektiğini öğutlemiyor burda.)
Yine kitapta yazdığı gibi eğer kötü kaderden korunmak için önlem almayıp normal bir hayat yaşarsan (geçmişi deşmezsen) normal bir hayata sahip olursun. Zaten ne zaman ki Cem merakına yenik düşüp geçmisi araştıyor başına gelenler geliyor. Oidipus da katil olmamak istediği için katil olmuş, katilin kim olduğunu merak ettiği için de kendisinin baba katili oldugunu öğrenmemiş miydi?
Hatırlamak isteyeceğim bazı cümleler:
"Bazı geceler gökteki yıldizlara bakarak altımızdaki karanlık alemi hissederdim."
"Bazan da birlikte kitap okuyup, sonra öpüşüp seviştiğimiz geliyordu gözümün önüne. Gençliğinde bir ideal için birlikte heyecanla kitap okuduğu kızla daha sonra evlenmek, babama göre en büyük mutluluktu. Bir başkasının mutluluğundan söz ederken babam bir keresinde anneme böyle demişti."
"O zamanlar “ben, beni kimse görmediği zaman en çok kendim oluyorum” diye düşünürdüm. Yeni keşfediyordum bu düşünceyi. Kimse sizi gözlemiyorsa, içinizdeki gizli ikinci kişi dışarı çıkıp dilediği şeyleri yapabilir. Yakınlarda bir babanız varsa ve sizi görüyorsa içinizdeki kişi içinize saklanır."
"Bir yıldız daha kaydı. Belki de o yıldızı bir tek ben görmüştüm. Ben varım diye düşündüm. Bu güzel bir duyguydum Ağustos böceklerinin 'tık-cık-tık-cık'ları gibi yıldızları da sayabilirim. Ben buradayım: 1, 2, 3, 5, 7, 11, 13, 17, 19, 23, 29, 31..."
"Kuvvetli, kararlı bir babamız olsun, bize neyi yapıp neyi yapmayacağımızı söylesin isteriz. Niye? Neyi yapıp neyi yapmayacağımıza, neyin ahlaklı ve doğru, neyin ise günah ve yanlış olduğuna karar vermek zor olduğu için mi? Yoksa suçlu günahkar olmadığımızı işitmeye her zaman ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bir babaya ihtiyacı her zaman mı vardır, yoksa, kafamız karıştığı, dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldı vakit mi isteriz babayı?"
Tüm bu güzel cümlelerden sonra kitapta beğenmediğim bir şeyi de söylemek isterim. Ben bilir kişi değilim elbette ama çabalayan bir okur olarak kitabın ilk on sayfasında neden zibilyon kere bazan kelimesi kullanılmış anlayamadım. O kadar canımı sıktı ve itti ki beni kitaptan anlatamam. Neyse ki hemen son buldu da buna takılmayıp bu güzel hikayenin içine girebildim.