İlk defa Netflix yapımı ile iftihar ediyorum. Beni gerçekten çok şaşırttılar. İyi bir performans sergilemenin ötesinde insanlıktan birkaç parça da olsa bulundurmayı ve bunu yüceltmeyi akıl edebilmişler. Çünkü genel olarak batı ürünlerinde bağımlılığı marifetmiş gibi gösterip insanları buna özendirmek bir…devamıİlk defa Netflix yapımı ile iftihar ediyorum. Beni gerçekten çok şaşırttılar. İyi bir performans sergilemenin ötesinde insanlıktan birkaç parça da olsa bulundurmayı ve bunu yüceltmeyi akıl edebilmişler.
Çünkü genel olarak batı ürünlerinde bağımlılığı marifetmiş gibi gösterip insanları buna özendirmek bir nevi gelenek. Belki bağnaz bir fikir gibi gelebilir bu ancak bunun böyle olduğu gün gibi aşikar. İzlediğiniz film ve dizilerde güçlü karakterlerin madde, alkol ya da sigara bağımlısı olduğunu görebilirsiniz. Onları o karakter yapan sanki bu objelermiş gibi gösterilir. Bulanık bir zihin, istediğin gibi davranmak (buna özgürlük diyorlar ahahahah), sonsuza kadar küfretmek... İnsanlar bu avamlığa özeniyor yahu?
Sonuç olarak izlediğimiz okuduğumuz gördüğümüz çoğu şeye özenir hayatımızı ona göre şekillendiririz. Duygularımız böyle biçimleniyor artık. İlla kötü şeyler olmak zorunda değil bu. Özentilikten haz etmeyen ben bile bazı şeylerden etkilenip etkisini hayatımda mutlaka görüyorum. Mesela bu diziden sonra şiddetli bir Rus klasiği okuma isteği var. Borgov öyle bir oyuncuydu ki sesi pek çıkmasa bile acayip etkisi altına aldı beni ve hal hareketleri beni derbeder bir Rus romanı okumaya itiyor. (Gerçekten okuyacağım sanırım.)
Her neyse... Diziye başlamadan önce çok büyük ön yargılarım vardı. Başrol kızın davranışları klasik "bad girl" havalarından olacak diye izlemeyecektim. Arkadaş ısrarıyla izledim. İyi ki de izlemişim. Bu "iyi ki"lerden bahsedersem eğer spoi vermiş olurum o yüzden tek bir şeyden bahsedip konuyu toparlayacağım.
Dizinin orta kısımlarında Benny adlı sarışın karakterimiz şöyle bir şey söylüyor. "Ruslar neden dünyanın en iyisi biliyor musun? Çünkü takım olarak oynuyorlar...Yardımlaşırlar. Biz Amerikalılarsa ferdiyetçi olduğumuzdan tek başımıza çalışırız. Kimseden yardım almak istemeyiz."
Bu Amerikalılara özgün değildir diye düşünüyorum. Bizde de var bu, başka milletlerde de mutlaka vardır. Hayatımın birçok önemli kısımlarında bu hataya düştüm. Yapmayacağım diye yola çıksam da tekrar tekrar düştüm. Hayat da uyarırcasına sürekli bununla alakalı gönderme yapıyor bana. Geçen gün ajandamı karıştırırken gördüğüm bir Victor Hugo sözünü sizlerle paylaşayım.
"Kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsızlık duymaz."
Çalışmalarım 3-4 gündür aksıyor, toparlanmak için iyi geldi bu dizi. Bir anda popüler olup insanları kapitalist sisteme sürükleyen yapımlardan nefret ederim aslında. Duydunuz mu bilmiyorum, satranç takımları stoklarda bitmiş. Komedi gerçekten. İnsanları iyi bir şeye sürüklüyor gibi dursa da acınası varlıklar olduğumuzu gösteriyor. Biz ne ara hayat damarından koptuk? Küçükken abimle oynardık ama inanın gram bir şey hatırlamıyorum şuan satranç adına. Küçük kardeşim 2 sene önce satranç takımı alıp beraber oynamayı teklif etmişti ama satranç oynayabilecek kapasitemin olmadığını düşünüyorum artık. Kafalarımız o kadar doldu ki zekamızın çalışması aynı iç organlarımızdaki düz kasların çalışmasına döndü. Sistematik, aynı tempoda ve yavaş...
Ders çıkarılabilecek düzeyde bir dizi kesinlikle. Kötü alışkanlıklara başta davet çıkarabilir, lütfen son 2 bölümü dikkatli izleyin. Netflix normalde sonları tam olarak toparlayamamakla ünlüdür. Gayet yerinde bir sonla olay toparlanmış. İnanın böyle bir puanı verdiğime hâlâ inanamıyorum ama:
Sekiz küsürden... 9/10
Onu bunu bırakın da yok mu bir Oblomov okumam?