👣 İki eski sevgili ve günlük atılan 10 bin adım... Mehmet ve Ezgi, iki eski sevgilidir. Doktorlarının önerisiyle, sağlıkları için birlikte yürüyüşe çıkarlar ve 10 bin adım atarlar. Bu yürüyüşlerine biz de eşlik ederiz ve onların başlarına gelen olaylara, sohbetlerine,…devamı👣 İki eski sevgili ve günlük atılan 10 bin adım...
Mehmet ve Ezgi, iki eski sevgilidir. Doktorlarının önerisiyle, sağlıkları için birlikte yürüyüşe çıkarlar ve 10 bin adım atarlar. Bu yürüyüşlerine biz de eşlik ederiz ve onların başlarına gelen olaylara, sohbetlerine, aralarındaki ilişkiye dahil oluruz.
Oyuncularına ve kısa olmasına bakarak başladığım bir diziydi. Diziye karşı biraz nötr duygular içerisinde olsam da yine de izlediğime pişman değilim. Genel olarak aralarındaki sohbetlere dahil olduğumuz için sıkıldığım yerler oldu, onun dışında gayet iyiydi.
İlişkiler, arkadaşlıklar, toplum üzerine mesajlar verilmeye çalışılan, sağlığınız için sizi yürümeye teşvik eden, bir çırpıda bitirilecek bir dizi.
🧑🏻 Lise öğrencisi Holden Caulfield... Holden'ın kendi anlatımıyla okuduğumuz bu eserde, yaşamının birkaç gününe tanıklık ederken bir yandan da onun duygu ve düşüncelerini görüyoruz. J. D. Salinger'in okuduğum ilk eseri ve gerçekten konusu ve anlatımıyla beni içine çeken bir eser…devamı🧑🏻 Lise öğrencisi Holden Caulfield...
Holden'ın kendi anlatımıyla okuduğumuz bu eserde, yaşamının birkaç gününe tanıklık ederken bir yandan da onun duygu ve düşüncelerini görüyoruz.
J. D. Salinger'in okuduğum ilk eseri ve gerçekten konusu ve anlatımıyla beni içine çeken bir eser oldu. Karakterimiz Holden'ın yaşadıkları, insanlar hakkındaki düşünceleri, nefret, sevgi ve özlem duygusu çok güzel bir şekilde işlenmişti ve okuyucuya güzel bir şekilde aktarılmıştı. Hiç sıkılmadan okuduğum, öğütler aldığım ve yer yer kendimden parçalar bulduğum bir eser oldu.
Bir çırpıda okuyabileceğiniz, etkileyici bir eser diyebilirim.
.
"Hayat tabii ki bir oyundur, evladım. Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur."
.
"Bir şeyi yapmadan önce, ne olacağını nerden bilebilirsiniz ki? Yanıtı belli bunun; bilemezsiniz."
🌕 Amerika'da biten savaş Gun-Club üyelerini hiç memnun etmemiştir. Savaşın bitmesiyle top ve mermi yapım denemeleri yarıda kalan üyeler yeni yollar aramaktadırlar. Ve başkanın önerisi ile aradıkları yolu bulmuşlardır. Bu öneri Ay'a mermi göndermektir. Bu düşünce doğrultusunda çalışmalar başlar ve…devamı🌕 Amerika'da biten savaş Gun-Club üyelerini hiç memnun etmemiştir. Savaşın bitmesiyle top ve mermi yapım denemeleri yarıda kalan üyeler yeni yollar aramaktadırlar. Ve başkanın önerisi ile aradıkları yolu bulmuşlardır. Bu öneri Ay'a mermi göndermektir.
Bu düşünce doğrultusunda çalışmalar başlar ve hız kesmeden devam eder. Fakat ilerleyen zamanlarda mermiyle birlikte Ay'a gitmek isteyen bir kişi ortaya çıkar. Peki bu mermiyi yapıp sağ salim Ay'a gidebilecekler midir?
Jules Verne'in okuduğum ikinci kitabı ve ne yazık ki pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Daha çok olay örgüsü olan kitapları sevdiğim için bu kitap bana aşırı derecede didaktik geldi. İlk başlarda resmen fizik çalışıyormuş gibi hissettim ve sıkıldım. Hatta bırakmak istedim ama kitapları yarıda bırakmayı pek sevmediğim için zorla da olsa devam ettim. Sonlarına doğru ilgi çekmeye başlasa da yine de bilgi ağırlığını koruyordu.
Benim tarzım olmadığı için pek tavsiye edebileceğim bir eser değildi ama yine de okunabilir.
🏥 Mülk koruma projesiyle eski bir hastanede kalan bir grup arkadaş. Hem yazıp hem yöneten ve Fleabag dizisinden tanıdığımız Phoebe Waller-Bridge yani dizideki adıyla Lulu, Londra'ya gelir. Burda arkadaşı Anthony ile buluşur ve birkaç kişiyle birlikte ücret ödeyerek eski bir…devamı🏥 Mülk koruma projesiyle eski bir hastanede kalan bir grup arkadaş.
Hem yazıp hem yöneten ve Fleabag dizisinden tanıdığımız Phoebe Waller-Bridge yani dizideki adıyla Lulu, Londra'ya gelir. Burda arkadaşı Anthony ile buluşur ve birkaç kişiyle birlikte ücret ödeyerek eski bir hastanede kalmaya başlarlar. Biz de hepsinin başından geçen komik, üzücü olaylara tanıklık ederiz.
Fleabag dizisini çok beğendiğim ve bu dizi hakkında da güzel yorumlar duyduğum için listeme eklemiştim. İlk bölümde "Ben ne izliyorum?" desem de ilerleyen zamanlarda beni içine çekti ve sıkılmadan bir oturuşta izleyip bitirdim. Tabii bunda 6 bölümlük, tek sezon bir dizi olmasının katkısı da var. Her bölüm de yaklaşık 23 dakika zaten.
Dizide birkaç farklı, özgün karakter vardı ve hepsini çok sevdim.
En çok sevdiğim ise Sam oldu diyebilirim. Deli dolu halleri olsa da aslında çok güzel bir kalbi olduğunu hissettiriyordu.
En çok üzüldüğüm karakter ise Kate oldu. Sanırım bunları hak etmiyordu.
En çok dikkat çeken karakterlerden birisi ise bence kesinlikle Melody'di. Colin'in ruh halini tuvale çok güzel yansıtmıştı ve Colin hakkında söylediği "O, küçük ve iyi olmak istiyor. O yüzden kocaman ve güzel." sözü çok çarpıcıydı.
Phoebe Waller-Bridge'ten söz etmek bile istemiyorum. Yine harikaydı.
Dizideki Anthony karakterini ise aşırı derecede Xavier Dolan'a benzettim.
Benim için tek eksik yanı sonu oldu diyebilirim. Olaylar net bir sonuca bağlanmadan dizinin tadı damağımda kaldı. Devam etmesini isterdim.
Eğer güzel vakit geçirmelik, kısa diziler arıyorsanız bir şans verin derim.
.
"Kendimden utanmamın kimseye faydası yok."
📚 Üç arkadaş ve bir kitap dükkanı. 2000 yılı, İngiltere yapımı olan bu dizide; Bernard, Manny ve Fran üç arkadaştır. Bernard'ın 'Black Books' adında, kapıdaki tabelanın her iki tarafında da aynı şey yazan bir kitap dükkanı vardır. Manny burada çalışır.…devamı📚 Üç arkadaş ve bir kitap dükkanı.
2000 yılı, İngiltere yapımı olan bu dizide; Bernard, Manny ve Fran üç arkadaştır. Bernard'ın 'Black Books' adında, kapıdaki tabelanın her iki tarafında da aynı şey yazan bir kitap dükkanı vardır. Manny burada çalışır. Fran'in ise yanlarında bir dükkanı vardır. Daha sonra dükkanı kapatarak o da sürekli kitap dükkanına gelmeye başlar. Böylelikle biz de bu üç arkadaşın komik maceralarına tanıklık ederiz.
İzlerken hiç sıkılmadığım, çok eğlendiğim bir diziydi. Ve sitcom tarzında izlediğim ilk dizi olmuş oldu.
Karakterler çok özgündü ve üçüne de bayıldım. Ayrıca yönetmen koltuğundaki Dylan Moran'ı Bernard olarak dizide de gördük. Ve gayet başarılıydı.
Karakterler açısından benim en çok dikkatimi çeken şey ise üçünün de su gibi şarap içiyor olması ve Bernard ile Fran'in sigarası oldu.
Aslında daha çok şey var ama hepsini izleyerek tanıyın derim.
Her bölümde işlenen konular da gayet güzeldi ve birbirinden bağımsız olması, sıkıldıkça rastgele bir bölüm açıp izlemek açısından çok iyiydi.
Dizinin tek eksik yanı sanırım kısa olmasıydı çünkü tadı damağınızda kalıyor ve ne kadar sizi güldürse de bitince ister istemez üzülüyorsunuz. Birkaç sezon daha devam etseydi ve daha çok eğlendirseydi keşke diyorum.
Güzel vakit geçirmek istiyorsanız kesinlikle izlemelisiniz.
🗡️ Bir grup arkadaş ve 'katil kim?' oyunu. Bir grup arkadaş kasırga partisi için bir araya gelir. Kimisi birbirini çocukluktan beri tanırken kimisiyle de yeni tanışırlar. Partinin ilerleyen zamanlarında 'katil kim' oynamaya karar verirler. Oyuna göre bir tane katil belirlenir…devamı🗡️ Bir grup arkadaş ve 'katil kim?' oyunu.
Bir grup arkadaş kasırga partisi için bir araya gelir. Kimisi birbirini çocukluktan beri tanırken kimisiyle de yeni tanışırlar.
Partinin ilerleyen zamanlarında 'katil kim' oynamaya karar verirler. Oyuna göre bir tane katil belirlenir ve kendine bir kurban seçip onu öldürür. Ölen kişi hareketsiz kalır, biri onu bulunca 'bodies, bodies, bodies' diye seslenir ve ışıklar açılıp katilin kim olduğunu bulmaya çalışırlar.
Fakat beklenmedik bir şekilde elektrikler kesilir, hatlar çekmemeye başlar ve ortada bir ölü vardır. Yani 'katil kim?' artık bir oyun olmaktan çıkmıştır. Ve kalan kişiler gerçek katilin kim olduğunu bulmaya çalışır.
Hakkında yapılan yorumlar pek iyi olmasa da konusu ilgimi çektiği için bir şans verip izlemek istedim ve açıkçası pişman da değilim. Birkaç sahnesi dışında gayet gideri vardı benim için. O sahneler de aşırı saçma ve yapay geldiği için öyle hissettirdi.
Ayrıca gerilimi hissettiğim ve aklımda senaryolar kurduğum bir film oldu. Sonu ise kurduğum tüm senaryoları çürütüp beklenmedik bir şekilde bitti.
'Filmdeki hava durumu da gayet hoştu bu arada, bunu da söylemek isterim. Yağmurlu havaları çok severim de.'
Eğer çerezlik bir film arıyorsanız bir şans verin derim.
🏳️🌈 Muhafazakar bir ailenin eşcinsel oğlu... Gerçek bir hikayeden perdeye uyarlanan bu filmde, Bobby ve muhafazakar ailesini görüyoruz. Bobby zamanla eşcinsel olduğunu keşfeden bir gençtir. Ailesinin bu durumu hoş karşılayacağını düşünmediği için onlara söylemez ama onlar öğrenir. Ve annesi onu…devamı🏳️🌈 Muhafazakar bir ailenin eşcinsel oğlu...
Gerçek bir hikayeden perdeye uyarlanan bu filmde, Bobby ve muhafazakar ailesini görüyoruz.
Bobby zamanla eşcinsel olduğunu keşfeden bir gençtir. Ailesinin bu durumu hoş karşılayacağını düşünmediği için onlara söylemez ama onlar öğrenir. Ve annesi onu 'günah' olarak nitelendirdiği bu durumdan kurtarmaya çalışır. Fakat işler pek de istendiği gibi gitmez.
Birkaç gündür kendimi iyi hissedince "Neden oturup bir şeyler izleyip ağlamıyorum ki?" diye düşündüm ve bu filmi izlemeye karar verdim. Film de sağolsun beni ağlatarak hakkını verdi.
Yaşattığı duygulara ek olarak işlediği konu bakımından da gayet başarılıydı. LGBT bireylerinin yaşamını din üzerinden bizlere gösterirken sorgulama fırsatı da sundu. Aile kavramının öneminden bahsederken insanları olduğu gibi kabul etmemiz gerektiğini, önemli olanın onların kalbi olduğunu bizlere gösterdi. Ve böylelikle bu konu hakkında bizlere birçok ders vermiş oldu.
Bana göre filmin tek negatif yanı ise çok hızlı ilerlemesiydi. Konuların bu şekilde hızlıca işlenmesine alışık olmadığım için olabilir belki de, bilemiyorum.
İşlediği konulara ve bilgilendirme gücüne bakarak ailecek izlenip dersler alınabilecek bir film olduğunu düşünüyorum. Ama Türkiye'de hangi aile bunu yapar pek bilemem. Keşke herkes izlese ve insanların kimi sevdiğinin öneminin olmadığını anlasa.
Çok şey yazmak, çoğu şeyi eleştirmek istiyorum aslında ama hiçbir kelime dökülmüyor. En iyisi gidip izleyin.
Nefretsiz yarınlara 🌈
.
"Evinizde ya da ibadethanelerde 'amin' demeden önce düşünün ve hatırlayın. Bir çocuk sizi dinliyor"
- Mary Griffith
☎️ 7 yakın arkadaş bir yemek masasında... Yıllardır birbirini tanıyan 7 tane yakın arkadaş akşam yemeğinde buluşurlar. Fakat bu akşam, yemeğe ek olarak bir oyun oynamaya karar verirler. Oyunda hepsi 'cebimdeki yabancı' olarak adlandırılan telefonlarını masanın üzerine koyacaktır ve mesaj,…devamı☎️ 7 yakın arkadaş bir yemek masasında...
Yıllardır birbirini tanıyan 7 tane yakın arkadaş akşam yemeğinde buluşurlar. Fakat bu akşam, yemeğe ek olarak bir oyun oynamaya karar verirler. Oyunda hepsi 'cebimdeki yabancı' olarak adlandırılan telefonlarını masanın üzerine koyacaktır ve mesaj, arama, her ne bildirim gelirse diğerlerinin de haberi olacaktır. Peki böyle bir oyunda zor duruma düşecek olan var mıdır? Yıllardır birbirini tanıyan bu 7 arkadaş aslında sandıkları kadar yakın mıdır?
Bu sorulara cevaplar bulduğumuz ve sırların açığa çıktığı bir film.
Uzun zamandır listemde olan bir filmdi ama emin olamadığım için bir türlü izleyememiştim. Bugün de bana ağır gelmeyecek, alt yazı okumayacağım bir film ararken tekrar denk geldim ve izlemeye karar verdim. Şimdi ise keşke daha önce izleseydim diyorum. Çünkü beğendiğim sayılı yerli filmler arasında yer aldı.
İzlerken başlarda arkadaşlığın o sıcak ortamını hissettim. Zaman geçtikçe ise her şeyin göründüğü gibi olmadığını anladım ve oyun başlayınca her bildirim sesinde onlarla birlikte irkilip çoğu yerde ters köşe oldum. Böylelikle de bir buçuk saat su gibi akıp geçti.
Ayrıca yerli filmlerde görmediğimiz bir konuya değinilmesi de beni şaşırttı.
Filmin konusuna ek olarak kadrosu da benim için gayet iyiydi. En sevdiğim karakter ise Suavi oldu diyebilirim.
İzlerken filmdeki karakterler yerine kendimi koyarak "Böyle bir oyun oynar mıydım?" diye düşündüm.
Cevabım ise; yakın arkadaşlarımın yanında evet ama aile, akraba veya pek yakın olmadığım arkadaşlar arasında hayır, oldu.
Siz böyle bir oyun oynar mıydınız peki?
- 30 Ocak 2026 -
🏀 Tekrar 17 yaşına dönseniz ne yapardınız? Hepimiz zaman zaman şimdiki aklımızla geçmişe dönmeyi ve yaptığımız birçok hatadan kurtulmayı istemişizdir. Ne yazık ki böyle bir şey bizim için pek mümkün değil. Ama Mike O'Donnell için ise olası bir şey. Lisede…devamı🏀 Tekrar 17 yaşına dönseniz ne yapardınız?
Hepimiz zaman zaman şimdiki aklımızla geçmişe dönmeyi ve yaptığımız birçok hatadan kurtulmayı istemişizdir. Ne yazık ki böyle bir şey bizim için pek mümkün değil. Ama Mike O'Donnell için ise olası bir şey.
Lisede basketbol oynayan Mike, çıktığı maç ile burs alıp alamayacağını yani geleceğini belirleyecektir. Fakat hesaba katmadığı bir şekilde sevgilisinin hamile olduğunu öğrenir ve maçı, geleceğini bırakıp Scarlet'in peşinden gider. Geçen 20 yılda evlenip iki çocuk sahibi olurlar, ilişkileri ise zamanla hasar almaya başlar.
İlişkisinde ve işinde sorunlar yaşayan Mike, 17 yaşına dönüp her şeyi farklı şekilde yapmaktan başka bir şey düşünmez ve sonunda dilekleri kabul olur.
Peki 17 yaşına dönen Mike, her şeyi yoluna koyabilecek midir? Bunu yapmak düşündüğü kadar kolay mıdır?
İzleyip bu sorulara yanıtlar bulduğumuz bir film.
Benim için eğlenceli ve yer yer duygulu bir filmdi. İzlerken sürekli 17 yaşına dönmek ister miyim, dönsem ne yapardım diye düşündüm.
Cevabım ise dönmek isterdim oldu. Dönsem de hayatımı daha güzel ve dolu dolu geçirirdim sanırım. Çünkü zamanla anladım ki bir şeylere üzülsek, ağlasak bile olan oluyor ve hepsi geçmişte kalıyor.
İstesek de istemesek de zaman geçiyor ve hayat gerçekten çok kısa. Bu yüzden mutlu olmak için elimizden geleni yapmamız ve bize zarar veren şeylerden uzaklaşmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Neyse gelelim filme. Dediğim gibi eğlenceli ve duygulu bir filmdi benim için. Sadece konudan ötürü birkaç sahneyi beğenmedim.
Mike'ın 17 yaşındaki hali ve Scarlet arasında olanlar gibi. Tamam ikisi hâlâ evli ama izleyiciye bu şekilde yansıtmayı pek doğru bulmadım.
Öyle sahneler olmasa da olur muydu diye düşününce de olmazdı sanırım. İki arada bir derede kaldım o konuda yani.
Oyunculara gelecek olursak da başrolümüz Zac Efron benim çocukluktan beri beğendiğim bir oyuncu ve bu filmde de aşırı iyi ve tatlıydı diyebilirim.
Bu filmde beni şaşırtan Sterling Knight'ın bir yıl içindeki değişimi oldu. Dünkü izlediğim 'StarStruck' filminin başrolü olan Sterling, bu filmde de vardı ve iki film arasında sadece bir yıl olmasına rağmen bu filmde küçük çocuk gibiydi.
Filmdeki favori karakterim ise Ned oldu diyebilirim. Bence filme renk katan karakterlerden biriydi.
Eğer gençlik dizilerini seviyorsanız sıkılmadan izleyebileceğiniz bir film.