Arcane’i az önce bitirdim… Renkler, müzik, hikaye, şarkılar hepsi olağanüstüydü. Kesinlikle bir şaheser. Asla unutmayacağım bir animasyon dizisi. Şimdiye kadar izlediğim en iyi animasyon ya da en iyi dizi desem daha doğru olur. Sadece keşke 2. Sezonu biraz daha uzatsalarmış.…devamıArcane’i az önce bitirdim…
Renkler, müzik, hikaye, şarkılar hepsi olağanüstüydü. Kesinlikle bir şaheser.
Asla unutmayacağım bir animasyon dizisi. Şimdiye kadar izlediğim en iyi animasyon ya da en iyi dizi desem daha doğru olur. Sadece keşke 2. Sezonu biraz daha uzatsalarmış.
İzlerken gözlerimi televizyondan alamadım. Büyülendim resmen. Mutluluk ve heyecanı en dorukta yaşadım sanki. Tam olarak hislerimi anlatabileceğim bir kelime icat edilmemiş gibi :D
Resmen izlerken nefesim kesildi, bittiğinde dünyaya geri döndüm. Dizi beni sarhoş etti.
Tam mutlu son olmadı. kalbim buruk ama acının tatlı tebessümüyle öylece kalakalmış gibi hissediyorum.
3D izleyebiliyorsanız kesinlikle 3D izlemenizi tavsiye ederim. Ve televizyon gibi büyük bir ekranda izleyin mutlaka.
10/10
Bu belgeseli az önce bitirdim. Sonunda beni ağlattı… Kas hastalığına sahip bir çocuğun hayatını ve durumuna rağmen bir çok insanın yaşamına nasıl dokunduğunu görüyoruz belgeselde. İzlemeye ilk başladığımda vakit kaybı olup olmayacağı konusunda tereddütlerim oldu ama ilerleyen dakikalarda fikrim değişti.…devamıBu belgeseli az önce bitirdim. Sonunda beni ağlattı…
Kas hastalığına sahip bir çocuğun hayatını ve durumuna rağmen bir çok insanın yaşamına nasıl dokunduğunu görüyoruz belgeselde.
İzlemeye ilk başladığımda vakit kaybı olup olmayacağı konusunda tereddütlerim oldu ama ilerleyen dakikalarda fikrim değişti. Mats’in (engele sahip olan kişi) ailesi hastalığından dolayı hayatını diğer insanlar gibi yaşayamadığı için yani; aşık olamadığı, arkadaş edinemediği, insanlarla tanışıp duygu ve düşüncelerini paylaşamadığı için onun adına üzülüyorlar. Çünkü Mats tekerlekli sandalyede ve sadece ellerini kısıtlı bir şekilde oynatabiliyor. Bu durumda vaktinin nerdeyse çoğunu internetteki bir oyunda geçiriyor. Aynı zamanda Mats blogda yazıyor.
Ailesi Mats öldüğünde blog hesabına giriş yapıp onun öldüğüne dair bir yazı yayınlıyorlar. Ve oğullarının hiç bilmedikleri hayatını keşfediyorlar. Mats’in oynadığı oyunda yıllarca konuştuğu arkadaşları olduğu, oyunda birine aşık olduğu ve bir çok insana verdiği tavsiyelerle insanların hayatlarını değiştirdiği ortaya çıkıyor.
Belgeselde oyunda yaptığı her bir konuşmanın (arkadaşlarınınkilerde dahil) ve davranışlarının transkripti kayıt altına alındığı için oyunu animasyonlaştırıp Mats ve arkadaşlarının diyaloglarını canlandırmışlar.
Beni en çok etkileyen şey Mats’in aşık olduğu kızı ve sahip olabileceği hayatı düşündükçe üzülmesi ve “keşke engelim olmasaydı” deyip durması oldu. Ve tabi ki 25 yaşında ölmesi…
Mats sahip olduğum bunca şeyi sorgulamama neden oldu. Bazen hiçbir şeyin yeterli gelmediğini, mutlu olmam için daha fazla şeye sahip olmam gerektiğini düşündüğümü fark ettim (bence sosyal medyanın bu düşüncelerimdeki payı büyük). Ama aslında mutlu olmak için her şeye sahibim. Maalesef bunu görmek ve hissetmek her zaman mümkün olmuyor…
8/10
Niye diziyi bulamıyorum. Yoksa app te mi yok. Az önce “Tremor’da son gece” dizisini bitirdim. Dizi bitene kadar nefesimi tutmuşum sanki. Son bölüme kadar çok ilgi çekici ve heyecanlıydı. Bu Alex deli mi değil mi her bölüm sürekli bunu sorguladım.…devamıNiye diziyi bulamıyorum. Yoksa app te mi yok.
Az önce “Tremor’da son gece” dizisini bitirdim. Dizi bitene kadar nefesimi tutmuşum sanki. Son bölüme kadar çok ilgi çekici ve heyecanlıydı. Bu Alex deli mi değil mi her bölüm sürekli bunu sorguladım. Ama anladığım en önemli şey Alex’in annesinin onun tüm hayatını mahvettiği. Daha doğmadan önce annesi Alex’in hayatının nasıl ilerleyeceğine karar veriyor. Resmen kafaya takmış, deli kadın. Çocuğu bir türlü rahat bırakmıyor. Resmen adam hiç kendi hayatını yaşayamamış. Dizide bilimkurgu unsurları yer alsa da çocuklarının hayatlarını kontrol eden kendi çizdikleri yolun dışına çıkmalarına izin vermeyen aileler çok gerçekçi…
Umarım kapana kısılmış herkes bir gün kendi yolunu bulabilir.
Oyuncuların hepsi efsane oynamış özellikle başrol karakterini oynayan “Javier Rey”.
Diziye bayıldım kesinlikle 9/10 hak ediyor.
“Hiçbir şey yazılı değil. Her şey o an ne yaptığımıza bağlı”.
Spoiler içeriyor
Dizinin ilk sezonunu ikinci sezonundan daha çok beğendim ama genel olarak izlemeye değer bir diziydi. İlk sezonda Daniele akıl hastalıkları koğuşuna yatırılıyor ve orada hayatına anlam bulmaya, şimdiye kadar yaşadığı ve yaşattıklarını fark etmeye başlıyor. İyileşmesindeki en büyük payı ve…devamıDizinin ilk sezonunu ikinci sezonundan daha çok beğendim ama genel olarak izlemeye değer bir diziydi.
İlk sezonda Daniele akıl hastalıkları koğuşuna yatırılıyor ve orada hayatına anlam bulmaya, şimdiye kadar yaşadığı ve yaşattıklarını fark etmeye başlıyor. İyileşmesindeki en büyük payı ve ilhamı odayı paylaştığı diğer 5 kişiden alıyor. Aslında birbirlerini iyileştiriyorlar desek çok daha doğru olur. Aynı zamanda burda Nina isminde eskiden aynı lisede okuduğu ve aşık olduğu şimdiyse çok ünlü bir oyuncu olan Nina ile yakınlık kuruyor. Nina’yı bu sezon çok asi ve saldırgan görüyoruz. Gerçekten vahşi bir hayvan gibi. Bağırıp çağırıyor, küfürler ediyor, insanları tehdit ediyor ama onunda kendince yaşadığı zorluklar var o yüzden az da olsa onu anlayabiliyorsunuz. Bu arada Daniele de öyle biri. Sinirlendiğinde gözü dönüyor. Herkese saldırabilecek potansiyele sahip bir hayvana dönüşüyor. Ama nedense bu sezonda Daniele sadece acıdım ve onun için üzüldüm.
Not: Nina ve Daniele uy*şturucu bağımlısı.
İkinci sezonda da Nina ve Daniele’in çocuğu oluyor. Ya böyle bir şeyi nasıl yaparlar ikisinin de akıl sağlığı yerinde değil doğru düzgün bir gelir kaynakları yok. Nelerine güvendiler bilmiyorum. Neyse sonra Daniele’ den nefret ediyorsunuz ikinci sezonda. Nina’ya saldırıp vuruyor (pislik yaratık) bu yüzden boşanıyorlar. Nina da çocuğun velayetini kendisine almak istiyor bu yüzden duruşmaya gidiyorlar. Daniele hemşire oluyor ve yattığı hastanede staj yapıyor. Abi böyle birini nasıl hemşire yaparsınız ya. Daniele’in duygu durumu gerçekten stabil değil ve sabrı yok. Yani özellikle böyle bir hastanede çalışmaya hiç uygun değil. Neyse sonra bir sürü olaylar oluyor Daniele ordaki yeni hastalara bir şekilde yardımcı olabiliyor (sonunda bir şeyi becerdi). Bir de şu olaya çok sinirlendim. Nina Daniele’in çalıştığı hastaneye psikologla konuşmaya gidiyor belli aralıklarla bu aptal Daniele de kızın söylediklerini camın altından dinliyor. Kızda neden ayrıldıklarını anlatıyor. Neden kırıldığını. Daniele’in ona nasıl davrandığını anlatıyor ve Daniele bunların hepsini duyuyor. Aklı başında olan bir insan ne yapar bunları duyduktan sonra kendini değiştirmeye çalışır değil mi? :D ama Daniele son 3 yılda hiç büyüyememiş ve gelişememiş olduğundan duydukları bir kulağından girip diğerinden çıkıyor ve Nina’ya kötü davranmaya bağırıp çağırmaya devam ediyor. Hatta kızın üstüne bile yürüyor. Gerçekten iğrenç bir pislik. Bir de aralarını düzeltmeye çalışmayıp başka bir kadınla çıkıyor. İkimci kadık için üzüldüm şimdi de onun hayatını mahvedecek :( Bu sezon sadece ondan nefret ettim ve Nina için üzüldüm. Nina son üç yılda çok değişiyor. Oyunculuğu hiç sevmediğini söylüyordu ilk sezonda bu sezon oyunculuğu bırakıp üniversiteye gidiyor. Daha sakin ve olgun biri. Eski Nina’dan nerdeyse hiç eser kalmamış. Kendini çok geliştirmiş.
Her neyse Daniele olan nefretimi kustuğuma göre :D dizide verilmek istenen mesajlar benim çok hoşuma gitti. Ve diziyi izlerken sanki dizi izlemiyorum, oyuncular sanki yazılmış bir şeyi oynamıyorlar gibiydi. Çok hayatın içinden ve masalsı geldi bana. O yüzden insanlara önereceğim diziler arasına girdi diyebilirim.
-“Ama bir şeyi unutmamalısın. İyileş. İhtiyacın olduğunda yardım iste. Ama kimsenin sana dünyanın nasıl olduğunu söylemesine izin verme. Gözünü açık tut. Özgür tut.”
-“Her şeyi doğru yapmaya çalışıyorum, yemin ederim. Ama hayat beni deli ediyor.”
-“Psikiyatri koğuşu gerçekte var olmayan bir sınır. Onlarla aramızda tek bir fark var. Şans.”
Spoiler içeriyor
Bu dizi gerçekten canınızı acıtabilir… Daha önce nasıl oldu da hiç duymadım bu diziyi bilmiyorum. Diziyi izlerken sanki birinin hayatını canlı canlı belgesel haline getirmişler gibi hissediyorsunuz yani o kadar gerçekçi. Bana diziyi öneren kişi dizinin bir kitaptan alıntı olduğunu…devamıBu dizi gerçekten canınızı acıtabilir…
Daha önce nasıl oldu da hiç duymadım bu diziyi bilmiyorum. Diziyi izlerken sanki birinin hayatını canlı canlı belgesel haline getirmişler gibi hissediyorsunuz yani o kadar gerçekçi. Bana diziyi öneren kişi dizinin bir kitaptan alıntı olduğunu ve kitabı yazan kişininde kitaptaki olayları kendi hayatından (yani gerçek bir hikaye) yola çıkarak yazdığını söyledi.
Sağlık çalışanlarının durumunun “koskoca” ingilterede bile aynı olması beni derinden yaraladı.
Dizideki başrol karakterimiz bir kadın doğum uzmanı. Bu yüzden dizide bol bol kan görüyoruz ve çok gerçekçi doğumlar. Adam (karakterin ismi :D) çok uzun saatler çalışıyor ve bazen çift vardiya yapması gerektiğinden adamcağız arabaya eve gitme amacıyla biniyor ama arabada uyuyakalıyor. Adam’ın bir sevgilisi var ve işinden dolayı sevgilisine pek vakit ayıramıyor. Bu yüzden sevgilisiyle problem yaşıyor. Adam çok sarkastik yanında çalışan stajyer doktora kötü davranıyor (Shuruti). Bence duygularını ifade etmeyi bilmediği için sarkastik bir şekilde konuşup asıl hislerini saklıyor. Yoksa Shurutiyi bilerek kıracağını düşünmüyorum. Zaten sevgilisi ile en büyük problemlerini de hep bu duygularını ifade edememesinden dolayı yaşıyor. Adam’ın ailesi tarafından fazla sevgi ve kendi hayalleri doğrultusunda destek görmediğini görüyoruz. Zaten babası dizide hiç konuşmuyor :D sadece annesiyle tartışmalarını izliyoruz. Bence bu kadar baskıyı babası doktor olduğu için yaşıyor. Kısaca Adam karakteri duygularını ifade etmeyi bilmeyen, korkularıyla yüzleşmek yerine onlardan kaçmayı seçen, travmalarını kimseye anlatamadığı için sürekli onlarla yaşayıp ruhsal çöküşler yaşayan, ve tek iyi olduğu konunun doktorluk olduğunu düşünen bir karakter. Dizinin sonunda yaptığı davranışta beni mutlu etti çünkü ilk başta tam tersini yaptığını düşünüp yaşadığı her şeyi hak ettiği kanaatine varmıştım ama ters köşe yaptılar :D
Shuruti ailesini gururlandırmak için elinden geleni yapıyor, hintli olmasından dolayı ırksal sorunlarla uğraşıyor, Adam’ın kırıcı sözleriyle işine tutunmaya çalışıyor ama yine de Adam’ı yüzüstü bırakmıyor. Çok yüce gönüllü bir kız. Asistanlığının sonlarına doğru yaptığı işte mutlu olmadığını anlıyor. Sınav stresi ve günlük 14 saat veya üstünde hastanede çalışmasıyla psikolojisi iyice bozuluyor. Bence kırılma noktası Adam’ın nişanlanma partisinde kendisine söylediği korkunç sözler oldu. Shurutiye o kadar üzüldüm ki. Evinden uzakta, belki de hiç arkadaşı veya tanıdığı biri yok olsa da işten ve sınavlardan dolayı kafasını dağıtabileceği bir dakikası bile olmuyor. Hatta bir bölümde hastanedeki yoğunluktan dolayı öğle yemeği bile yiyemediğini görüyoruz. Aynı zamanda aile baskısı var “Oku da doktor ol bizi gururlandır”. Tabi ki kızcağız bunca baskıya dayanamaz…
Son bölüm beni ağlattı. Sağlık çalışanlarının nelerle uğraştığını bir kez daha görmemi sağladı. Umarım bir gün tüm dünya sağlık çalışanlarının bizler için ne kadar değerli olduğunu anlayabilir.
Diziyi ilk yayınlandığı tarihte izlemeye başlamıştım sanırım 2018’di. Son sezon çıktığında da izleyip bitirmeye cesaret edemedim. Bilmiyorum siz bu tarz duygular hissediyor musunuz ama ben eğer bir diziyi, filmi ya da kitabı çok sevdiysem sonuna geldiğimde sanki bir organımı kaybetmişçesine…devamıDiziyi ilk yayınlandığı tarihte izlemeye başlamıştım sanırım 2018’di. Son sezon çıktığında da izleyip bitirmeye cesaret edemedim. Bilmiyorum siz bu tarz duygular hissediyor musunuz ama ben eğer bir diziyi, filmi ya da kitabı çok sevdiysem sonuna geldiğimde sanki bir organımı kaybetmişçesine acı hissediyorum bir süre. Hazır Blu tv almışken son sezonu da izleyeyim dedim ve diziyi en sonunda bitirdim…
Bu dizide o zamanlar hayranlıkla takip ettiğim dizilerdendi. Jodie Comer diziyi izlemeye başladığım ilk günden beri en sevdiğim ve en başarılı bulduğum kadın oyuncu oldu. Emmy ödülünü alması beni hiç şaşırtmadı. Asıl bu ödülü almasaydı ona haksızlık yapılmış olurdu. Gerçi kendi aksanı ile oynuyor olsaydı diziye bu kadar sıcak bakar mıydım bu bir soru işareti :D Dizide Jodie’nin birden fazla aksan ve dili kullandığını görüyoruz ve bunların hepsini de çok profesyonel yaptığını düşünüyorum. Helal olsun analar neler doğuyor :D
Gelelim dizi hakkındaki yorumuma, dizi tam bir sanat eseri. Dizinin çekimleri, mekanlar (bölümler birçok farklı ülkede geçiyor), müzikler, Jodie (Villianele)’e giydirdikleri kıyafetler, barındırdığı gizem, vahşet ve komedi Jodie Comer’ın oyunculuğuyla birleşip ortaya mükemmel bir eser çıkartmış.
Villianele’in 3 ve 4. Sezonlarda aitlik hissiyle yanıp tutuştuğunu görüyoruz. Ama tabi ki ait olabileceği bir yer bulamıyor (bir kişi dışında 🥲). Kimlerin ya da kimin yanında olsa sadece kan akıttığını görüyoruz. Sanki doğasında öldürmek var gibi. Bazen yanlışlıkla bazende kasten sürekli birilerini öldürüyor. Eve hariç…
Eve son sezonda sapıtıp çok değişik bir karaktere dönüşüyor :D ama son 2 bölümde aklı başına geliyor. Keşke Villanelle ‘e aralarında bu kadar yaş farkı olmasaydı. Ya da onun için bir anne ya da abla figürü olsaydı da dizinin sonu böyle kötü bitmeseydi.
Carolyn’i her zaman çok havalı buldum. Kadından resmen bağımsızlık ve güç fışkırıyor. Ama bu gücü kötüye kullanıyor. Herkese her şeye ihanet eden klasik bir İngiliz katil.
Dizide tabi ki ruslar kötü gösteriliyor :D şaşırdım mı? Hayııııırr. İngiliz birinin yazdığı bir diziden ne beklersiniz ki.
Her zaman benim favori dizilerim arasında yerini alacak.
9/10
Spoiler içeriyor
Öncelikle sırf bu diziyi izlemek için blu tv almak zorunda kaldım çünkü hiç bir kaçak sitede bulamadım… Diziyi az önce bitirdim. Sonu pek beklediğim gibi bitmedi. Game of thrones’ta oynayan Bella Ramsey başrollerden biri (Ellie). Ellie karakteri tam bir vahşi…devamıÖncelikle sırf bu diziyi izlemek için blu tv almak zorunda kaldım çünkü hiç bir kaçak sitede bulamadım…
Diziyi az önce bitirdim. Sonu pek beklediğim gibi bitmedi. Game of thrones’ta oynayan Bella Ramsey başrollerden biri (Ellie). Ellie karakteri tam bir vahşi hayvan gibi. 3 kelimesinden 2 si küfür :D tuhaf bir karakter. İzlerken hem sinir oldum hem de üzüldüm. Dizinin diğer başrolü ise Joel. İlk bölümde kızını kaybediyor. 20 yıl boyunca da kaybının üstesinden gelemiyor. Ta ki Ellie ile tanışana kadar. Böyle babalar gerçek hayatta var mıdır acaba.
Her neyse dünya bir anda insanları zombiye dönüştüren bir mantar virüsü ile sarsılıyor. Virüsün önüne geçemiyorlar. 20 yıl sonra ki dünyayı gördüğümüzde faşist hükümetin halka eziyet çektirerek bolluk içinde yaşadığını görüyoruz (bizim dünyamızda olduğu gibi). Sol ve sağ çatışmasına da dizide yer verilmiş. Joel bu toplulukta kaçak işler yapan tehlikeli bir adam. Kardeşini bulmak için araba aküsüne ihtiyacı oluyor. Bu aküyü ve daha fazlasını elde edebilmek için topluluktaki sol kesimin kendisine verdiği görevi kabul ediyor. Görevde Ellie ismindeki bir kızı bu sol kesimin yönettiği topluluğa götürmek. Bu kızında virüse bağışıklığı varmış. Ruhsuz ve hissiz görünen Joel’in vahşi Ellie ile olan yolculuğunda yavaş yavaş kurdukları bağı izliyoruz dizi boyunca ve tabi bir sürü olay yaşıyorlar.
Son bölümde de Joel en sonunda kızı götürmesi gereken yere götürüyor. Sonra bir öğreniyor ki kızdan ilaç yapabilmek için kızın beynini açıp vücudunun ürettiği bir şeyi almaları gerekiyormuş. Bunu yaparlarsa da kız ölecek. Kız narkozluyken Joel herkesi öldürüyor :D bu sol kesimin lideri de dahil. Bence Joel’in yaptığı şey çok saçmaydı. Bir kız ölecek milyonlarca insan kurtulacak. Çok duygusal davrandı orda. Bence sonu böyle bitmemeliydi. Ellie Joel’in yaptığı şeyi öğrendiğinde aralarındaki tüm bağ yok olacak gibi görünüyor. 2. Sezon gelir diye düşünüyorum. Sürükleyici bir diziydi.
- Ya bu arada o kadar çok hayatta kalma temalı dizi izledim ki ve hepsinde de aynı olayı işliyorlar. Neden bu tarz dizi ve filmlerde dini tarikatlarda sürekli insan yendiğini görüyoruz. Bunun bir sebebi var mı acaba :D -
7/10