İki insanın birbirini sevmesi ne güzel ve denk gelmesi zor bi şey, hayatımda bunun eksikliğini hissetmemek için izlemeyi ertelediğim bi filmdi ama bitirdim işte ask hikayelerine bayiliyorum dostlarimmmm
-“Yıldızların karanlıkta parladığı gibi yoksulluk içinde de temizlik ve yücelikle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalp, sevmek için mutlak servete, asalete mi muhtaçtır? Bence talihin en hakikisi, ruhun göründüğü iki güzel göz, en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül rengi…devamı-“Yıldızların karanlıkta parladığı gibi yoksulluk içinde de temizlik ve yücelikle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalp, sevmek için mutlak servete, asalete mi muhtaçtır? Bence talihin en hakikisi, ruhun göründüğü iki güzel göz, en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül rengi dudaklardan yansıyan tebessümlerdir. Güzellikten büyük asalet, kalp temizliğinden büyük zenginlik mi olur?”
-“Olsun. Gönül, sevgiye karşı daima çocuktur.”
+her birimiz yolumuza gitsek -yolumuz? +öyle -birleşti biliyorum +birleşecek gibi değil. Benim yolum başka, seni tanıdıktan sonra anladım. Seninle beraber olduktan sonra sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık.
Spoiler içeriyor
Dönem filmlerini çok severim, o yüzden izlemek istediğim bir filmdi. Babası savaşa gittiği için 4 kızıyla (Jo, Amy, Beth, Meg) hayat süren March ailesini anlatıyor film. *Kafamda Jo ve Laurie'nin evleneceğine o kadar inanmıştım ki, sonunun Laurie-Amy şeklinde bitmesi çok…devamıDönem filmlerini çok severim, o yüzden izlemek istediğim bir filmdi. Babası savaşa gittiği için 4 kızıyla (Jo, Amy, Beth, Meg) hayat süren March ailesini anlatıyor film.
*Kafamda Jo ve Laurie'nin evleneceğine o kadar inanmıştım ki, sonunun Laurie-Amy şeklinde bitmesi çok şaşırttı. Amy büyüyünce aşşşşırı güzelleşmiş bu arada bayıldım.
*Jo ve Laurie'nin arkadaşlıkları çok güzeldi, ama Jo, Laurie'ye göre biraz daha olgun biriydi sanki. Zaten Laurie evlilik teklifi edince Jo neden olmayacağına dair mantıklı bir açıklama da yapıyor. Sonradan karşısına çıkan profesör ile daha çok yakıştırdım sanırım.
*Laurie'nin bir zamanlar sevdiği kızın kardeşiyle evlenmesi sürpriz oldu, Jo'nun bunu hiç garip karşılamaması da tuhafıma gitti ama böyle şeyler olabiliyormuş demek ki
-Oyunculuklar, dekor, atmosfer gayet güzeldi. 2019 yapımı filmini de izler miyim bilmiyorum ama bunun kadar seyir zevki vereceğini sanmıyorum. Dönem filmleri sevenlere tavsiye ederimmm
Spoiler içeriyor
Lotte evli bir kadın olmasaydı, bu tutku baştan yanlış başlamasaydı belki biraz daha iyimser bakabilirdim Werther'e. Ama şu anki haliyle çok bir sempati besleyemiyorum. Aşkına yine de saygı duyduğum bir karakter olacak evet ama kendisine çok saygı duyar mıyım emin…devamıLotte evli bir kadın olmasaydı, bu tutku baştan yanlış başlamasaydı belki biraz daha iyimser bakabilirdim Werther'e. Ama şu anki haliyle çok bir sempati besleyemiyorum. Aşkına yine de saygı duyduğum bir karakter olacak evet ama kendisine çok saygı duyar mıyım emin değilim. Her şeyi çok uçlarda yaşayan bir adamın aşk adı altında kendine nasıl yazık ettiğini okudum.
Bu şekilde yazınca kendisini pek sevmediğim düşünülebilir, ki öyle zaten. Yine de kitabın son 4 5 sayfasında onunla empati kurup onunla beraber ağladım. Yaşamın bu uğurda feda edilmesi ne büyük acı, ne büyük zayıflık.
Aşk, sevgi, tutku çok değer verdiğim duygular ama benim bildiğim bunlar insanı öldürmez yaşatır, öldürüyorsa -hikayede olduğu gibi- işin içinde bir yanlışlık vardır
-Will you love me till the day I die, Derek? -No, much longer than that, Odette.Much longer İlk gönderi benden olacak :::) 1994 yapımı güzel bir animasyon filmi olmuş. Odette ve Derek 2 ayrı krallığın prens ve prensesi. Henüz küçükken…devamı-Will you love me till the day I die, Derek?
-No, much longer than that, Odette.Much longer
İlk gönderi benden olacak :::)
1994 yapımı güzel bir animasyon filmi olmuş. Odette ve Derek 2 ayrı krallığın prens ve prensesi. Henüz küçükken aileleri bu krallıkların birleşmesi için onların birbirine aşık olacağı bir plan yapıyor ve bu da gerçekleşiyor. Fakat krallığa sahip olmak isteyen bir büyücü Odette'i kuğuya dönüştürüyor ve kendisiyle evlenmesi için çabalıyor. Film Derek'in prensesi bulup büyüyü bozma macerasını konu almış.
Jean Bob, Speed ve Puffinin kattığı eğlenceyi de es geçmeyelim, iiiii geceler dilerimmmmm
Klasik yeşilçam filmlerinden biri daha, yine benzer bir aşk hikayesi ama olay bu hikaye değil. Eski filmlerin bana hissettirdiklerini seviyorum, her şeyi daha gerçek hissettiriyor ve zaman zaman buna ihtiyaç duyuyorum. Zeynep ve Harun'un aşkını izliyoruz. Harun o dönemin en…devamıKlasik yeşilçam filmlerinden biri daha, yine benzer bir aşk hikayesi ama olay bu hikaye değil. Eski filmlerin bana hissettirdiklerini seviyorum, her şeyi daha gerçek hissettiriyor ve zaman zaman buna ihtiyaç duyuyorum.
Zeynep ve Harun'un aşkını izliyoruz. Harun o dönemin en çapkın adamlarından, Zeynep ise babasıyla yaşayan sakin bir ev kızı olarak ele alınıyor. Her şey Zeynep'in Harun'u öldürülmeye karşı uyarması ile başlıyor, kızımız tabii ki çabucak aşık oluyor fakat Harun Bey o zamanlar hangi kadınla düşüp kalkacağıyla daha çok ilgileniyor. Sonu tahmin edileceği üzere Harun'un da Zeynep'e aşık olması ile bitiyor.
*Harun'un Zeynep'i ilk görüşte tanıyamaması çok tuhaf, o gözlerin hiçbir şekilde unutulacağını düşünmüyorum..
*Türkan Şoray ve Cüneyt Arkın inanılmaz bir ikili, seyir zevkini arşa çıkarıyor. Türkan Şoray'ın filmdeki güzelliğinden bahsederdim ama bu konu hakkında zaten söylenecek çoğu şey söylendi zamanında, üstüne denecek laf yok.
*Arım balım peteğim, yar saçların lüle lüle, aşkın kanunu...film zevkini ikiye katlayan yeşilçam'ın olmazsa olmaz parçalarından bazıları, eski filmleri seviyorsanız bu filme de bakmadan geçmeyin derim
iyi geceler dileriiimmmm
Sürekli alıntı videolarına dayanamayıp bir şey anlatıyordur belki diyerek izlediğim film. Ben de bu kadar abartılınca Bekir çok aşık falan sanarak başladım izlemeye ama Bekir aşık değil hastaymış, takıntılıymış, bencil ve arsızmış. Böyle aptal adamların güzellemesi nasıl yapılır inanamıyorum. Babasının…devamıSürekli alıntı videolarına dayanamayıp bir şey anlatıyordur belki diyerek izlediğim film. Ben de bu kadar abartılınca Bekir çok aşık falan sanarak başladım izlemeye ama Bekir aşık değil hastaymış, takıntılıymış, bencil ve arsızmış. Böyle aptal adamların güzellemesi nasıl yapılır inanamıyorum. Babasının dükkanını batırdı, evlendi kocalık yapmadı, babalık yapmadı. Ulan madem Uğur'a çok aşıksın niye evleniyosun, hadi evlendin niye çocuk yapıyosun? Ne tarafından bakarsan bak elinde kalıyor, senin aptallığını ailen çekmek zorunda değildi ya. Uğur da sevmiyo işte seni ne darladın kızı, bi hayat edinseydin kendine ailene baksaydın o kadar gerizekalı bi karakter ki böyle takıntılı ve takıntısına da aşk diyen adamlardan uzak duralım ve şu filmi de güzelleyip durmayalım derim
Yok Uğursuz olmuyormuş da, illa onla beraber olacakmış da. Senin gibi bi adamı napsın Uğur, gerçi Uğur'da da akıl olsaydı Zagor'dan uzak dururdu, aslında tam da birbirine layık karakterlermiş yazarken fark ediyorum. İkisinde de aynı arsızlık ve bencillik var bari sadece birbirlerinin hayatlarını mahvetselerdi..Aslında her karaktere empati yaparak yaklaşmaya çalışırım ama sanırım burada saygı duyulacak ve empati yapılacak bir şey göremedim, baştan yanlış bir hikaye bana göre.İyi geceler dilerim
Spoiler içeriyor
Ayyyy arkadaslar cok eğlenceliydi bence, Giray Altınok ve Kerem Özdoğan'ı Buyur burdan bak çıktığından beri aşırı severim, onları tekrardan beraber izlemek aşırı keyifliydi benim için. İçeriğini çoğunuz biliyorsunuzdur sürekli keşfette dolanıyor çünkü, can sıkıntısına birebir bence Philipp keske ölmeseydi o…devamıAyyyy arkadaslar cok eğlenceliydi bence, Giray Altınok ve Kerem Özdoğan'ı Buyur burdan bak çıktığından beri aşırı severim, onları tekrardan beraber izlemek aşırı keyifliydi benim için. İçeriğini çoğunuz biliyorsunuzdur sürekli keşfette dolanıyor çünkü, can sıkıntısına birebir bence
Philipp keske ölmeseydi o kadar tatli bi adam ki hasharia ile onu daha cok izlemek isterdim :(
Spoiler içeriyor
"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum." Kitabın ilk cümlesi, nerede gördüğümü hatırlamıyorum ama gördüğüm andan itibaren içimde hep okuma isteği oluşturmuştu. İçinde "en" geçen cümleleri pek iddialı bulduğum için o mutlu anı hep merak etmiştim. Birkaç ay önce kitabı alma fırsatım…devamı"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."
Kitabın ilk cümlesi, nerede gördüğümü hatırlamıyorum ama gördüğüm andan itibaren içimde hep okuma isteği oluşturmuştu. İçinde "en" geçen cümleleri pek iddialı bulduğum için o mutlu anı hep merak etmiştim. Birkaç ay önce kitabı alma fırsatım oldu, isminin de Masumiyet Müzesi olması gerçekten masum bir aşk hikayesi okuyacağımı düşündürdü ama aslında olay bambaşkaymış.
Kitap o zamanların zengin ailelerinden biri olan Kemal'in, şans eseri uzaktan akrabalarının kızı Füsun'la tanıştığı andan itibaren ona olan aşkını(ki bazen hatta çoğu zaman takıntı derecesinde olduğunu düşündüğüm bir aşk bu) anlatıyor. O yıllarda Kemal, Amerikalarda okumuş, modern diyebileceğimiz ve kendine yakışan bir hanımefendi ile (Sibel) nişanlı. Her şey yolunda giderken, bi gün Sibel'in vitrinde beğendiği çantayı ertesi gün Kemal almak için gittiğinde Füsun'u gördüğü andan itibaren başlıyor. İlk andan itibaren Kemal ona tutkuyla çekildiğini hissediyor, bahaneler bulup sürekli görmeye çalışıyor ve Füsun da bunların farkında olup kayıtsız kalamıyor. Beraber sürekli Masumiyet Apartmanında vakit geçiriyorlar, beraber oluyorlar. İlk önce Füsun Kemal'e onu sevdiğini söylüyor(erkek karakterimiz buna bile cesaret edemiyor, nişanlısı olmasına rağmen ondan ayrılamayıp gayrimeşru bir ilişki yaşamasından pek de cesaretli olmadığını anlayabilirsiniz). Füsun ve Kemal bu şekilde yaşarken Kemal'in nişan günü geliyor, tabii ki Füsun da orada. Kemal Bey, kendi nişanında olmasına rağmen hâlâ gözüyle Füsun'u arıyor, diğer erkeklerden onu kıskanıyor, dans etmek için fırsat kolluyor. Bunun adına da aşk diyor. (Bu satırları okurken gerçekten çok kızdığım, tiksindiğim zamanlar oldu o yüzden hislerimi buraya aktarmakta da güçlük çekiyorum ki muhtemelen düşündüğüm çoğu şeyi de aktaramayacağım.) Dans edebildiği fırsatta Füsun'a ertesi gün onu Masumiyet Apartmanında bekleyeceğini söylüyor ve geleceğine dair söz alıyor. Fakat ertesi gün Füsun gelmiyor. Hatta ondan sonraki günler de gelmiyor, ona rağmen Kemal her seferinde Füsun'u bekliyor. Nişandan sonra yıllarca Kemal Füsun'u göremiyor.
Özeti bırakıp kitabın bende hissettirdiklerinden bahsedeceğim. Kemal'e çoğu zaman kızdım, çünkü Füsun tamamen gitmese hiçbir zaman nişanlısından ayrılmazdı. O çok değer verdiği aşkını sahiplenmezdi yeteri kadar, Füsunla gizli bir yerde sevişmeye devam edip adına aşk derdi. Ne zaman ki Füsun'u görmemek onun için hayatın tadını kaçıran bir şey oldu, işte o zaman nişanlısından ayrılmaya cesaret edebildi. Çünkü Kemal için hayatın bir anlamı kalmamıştı. Füsun'u görebilmek en büyük ihtiyacıydı. Kitapta Kemal'in Füsun'u düşündüğü çoğu yerde olaya birden Füsun'un güzel vücudu, memeleri, boynu... dahil ediliyor ve Kemal'in sürekli bunlara vurgu yapması beni delirtiyordu gerçekten. İnsan aşık olduğu kişiyi arzular elbette, ama bu şekilde mi arzular emin olamıyorum. Kemal aşık mıydı değil miydi diye düşünüyorum, Füsun'u tam 8 yılı aşkın bekledi. O sırada Füsun da evliydi bu arada. Onu görebilmek için haftanın çoğu günü evlerine gitti. Etik değerleri göz ardı ederek yazıyorum, birini çok fazla istemeyen biri bu şekilde dayanamazdı bence. Çünkü 8 yıl boyunca Füsun'la herhangi bir teması olmadı. Birbirlerine bir bakışı yetti, sesini duyabilmesi hatta sadece karşısında oturuyor olması yetti. Masumlaştırdığım bir şey gibi görünmesin bu, hatta zaman zaman takıntılı bulduğumu da söyledim ama bu çabasına da saygı duyduğumu belirtmek isterim. Füsun'u o kadar istedi ki onun dokunduğu eşyaları alıp biriktirmeye başladı, o yokken eşyalarıyla teselli buldu. Eğer aşk buysa, hastalıklı bi aşktı bu ama belki de diğer aşk hikayelerinden sıyrılmasını sağlayan da bu olaylardı. Füsun ve Kemal birbirlerini çok bekledi, çok istediler. Ama kitap mutlu sonla bitmedi. Füsun öldü, ben ölmesin isterdim ama ölmesi Kemal için çok bir şey değiştirmedi çünkü o zaten gittiği her yere Füsun'u içinde taşıyordu,Füsun onun aklıydı, fikriydi artık. Füsun'un bedeni yanında olsaydı daha da iyi olabilirdi ama olmaması aşkından bir şey eksiltmedi.
Kemal Füsun'un eşyalarını, onunla olan anılarını bir müzeye dönüştürdü, kitap adını ondan alıyor zaten. Bu fikir çok hoşuma gitti ve bu aşka, takıntıya ya da her neyeyse saygı duydum. Birini bu şekilde sevmek kolay olmamalı.
Kitap hakkında söyleyeceğim şeyler bitmiyor çünkü çok yoğun bi kitaptı ve dün bitirdim tam olarak sindirebildiğimi düşünmüyorum ama yine de unutmamak adına yazmak istedim, eklemek istediğim bir şey olursa güncellerim. Zaman zaman gerçekten inanılmaz yoruldum Kemal'in bu depresif, aşka bağımlı hallerini okurken. Özellikle 8 yıl boyunca Füsunlar'ın evine gittiği ve geldiği kısımları anlattığı yerde(yaklaşık 120 sayfa) zaman geçmedi. Yine de kitabın devamını getirdiğim için mutluyum. Masumiyet Müzesine gitmeyi de çok isterim. Bu kitap uzun zamandır benimle ve ben de bu hikayeyi yaşamış gibi oldum, yabancı sayılmam yani. Orhan Pamuk'un bu şekilde bi Müze kurup kitap karakterleriyle ilişkilendirme fikrini de gerçekten sevdim.
"Herkes bilsin ki, çok mutlu bir hayat yaşadım."
Kemal'in son sözü bu. Aşkı iyiydi, kötüydü, belki hayatını mahvetti ya da her neyse. Büyük bir şey yaşadı ve onu her haliyle kabul etti. Her şeye rağmen saygı duyarak bitiriyorum cümlemi.